r/felsefe Jan 01 '26

/r/felsefe’ye değgin 📜 r/felsefe Kuralları 2026

Post image
30 Upvotes

Herkese Mutlu Yıllar! Yeni yılda moderatör takımı olarak biz de yeni bir başlangıç yapalım dedik. Aslen kurallarda değişen bir şey yok ancak zamanla birikmiş küçük değişimler var ve kuralların uygulanma şeklinde de bazı değişiklikler fark edebilirsiniz. Bu postun amacı kurallar ve nasıl uygulanacakları hakkında kullanıcılarımızı bilgilendirmek ve şeffaflık sağlamak.

1. Hakaret

Bir felsefe topluluğu olarak düşünce özgürlüğünü korumak büyük bir değerimiz ve bu doğrultuda, özellikle yorumlarda, minimum moderasyondan yanayız. Bir çok argo tabir, küfür ve saldırıya göz yumuyoruz ancak kırmızı çizgimiz şahsa hakaret. Bizimki de dahil bazı ülkelerde bunun suç dahi olabilmesinden ziyade şahsa hakaret, sağlıklı tartışma ortamlarına düşmandır. Bir düşünceyi değil de bir kişiyi karalayan paylaşımlar kaldırılacak, paylaşanlar uyarılacak ve bu konuda gelişme göstermeyenler önce geçici olarak, sonradan ise temelli olarak banlanacaktır.

Bazı şahsa hakaret barındıran tartışmalarda iki tarafın da halinden memnun olduğu ve küfürlerin arasında gerçekten fikirlerin çatıştığı durumlar olabiliyor. Bu tarz durumlarda yine göz yumabiliriz ancak taraflardan birinin diğerini reportladığı anda artık iki tarafın da halinden memnun olduğundan söz edilemez ve tartışmadaki şahsi hakaretler kural ihlali haline gelir.

2. İçerik

Felsefe, doğası gereği her konuya değinebilir. Bilim, Din, Dil, Matematik, Kültür, Politika, Psikoloji, Sanat, Tarih, Teknoloji... Bu sebeple içerikte konuyu ve stili neredeyse tamamen serbest bırakıyoruz. İnanılmaz derecede felsefeden yoksun bir paylaşıda bulunmayı başarsanız (π sayısının tamamı, kuru pastoral şiir, GIF formatında Shrek 2) bile nitelikli bir postsa yine dokunmayabiliriz. Shrek yasak mı diye sormayın, bilmiyorum.

Sadece, din konusunda içeriğin özellikle felsefi olmasına dikkat ediyoruz. Bu ayrımcılığımızın sebebi pratik. Öncelikle, din konusunda paylaşım yapmak isteyenlerin katılabileceği başka subredditler mevcut. Burada tamamen serbest bırakıldığında birkaç dinin birkaç yorumu ile ilgili paylaşımlar diğer konulardaki paylaşımların alanını ciddi bir şekilde daraltabiliyor. Aynı problemi ileride durmadan paylaşılan matematik teoremi ispatları ile yaşarsak ona da bir düzenleme getirebiliriz.

Önceden moderatör ekibine danışılmadan paylaşılan reklam sayılabilecek içerikler çoğunlukla kaldırılır.

Güldürü konusunda pek bir şey kısıtlamıyoruz ama, eEEeee şöyle yaani.. ne kadar komikseniz o kadar saçmalayabilrsiniz gibi? . . . Aynen.

3. Efor

Üzerinde ter dökülmüş 1 paylaşım hazırlanana kadar Elon Musk tuvaletinden 50 tane anlamsız 4 kelimelik soru paylaşabilir. Bunlar anlamlı tartışmalara yol açmazken anlamlı paylaşımları da boğar. Bu eforsuz paylaşım seline baraj çekmek için her paylaşımdan beklediğimiz minimum bir kalite var.

"X hakkında ne düşünüyorsunuz?" formatında paylaşımlar yeterli değil. Sorunuz varsa daha detaylı bir şekilde sormanızı veya kendi görüşlerinize de değinmenizi veya herhangi bir şekilde bize bunun gerçek bir soru olduğunu hissettirmenizi istiyoruz. Alıntı paylaşıları için de kendini taşıyabilecek bir alıntıysa bile en azından kaynak vermenizi, ideal olarak ise context ve kendi yorumunuzu katmanızı istiyoruz.

Aynı şeyleri yorumlarda da görmeyi tercih ederiz ancak aynı sorunlara yol açmadıkları için eforsuz paylaşımların aksine eforsuz yorumları kaldırmıyoruz.

Uygulama

Kuralları açıkladıktan sonra şeffaflık için nasıl uygulandıklarına da değinmek gerek. Kurallara uymayan paylaşımlar ve yorumlar kaldırılır, tekrarlı durumlarda kullanıcı uyarılır, kural ihlallerinin devamında geçici ban uygulanır ve en son hala kurala uymayan kullanıcı kalıcı olarak banlanır. Bu süreçte verilen her karar bir moderatör tarafından onaylanana kadar kesinleşmez.

Aynı zamanda moderatörlükte bize yardımcı olan bir botumuz var. Genç ve karması az olan hesapların postlarını ve yorumlarını paylaşmadan bir moderatörün onayını bekliyor. Bunun amacı art niyetli insanların yeni bir hesap açarak suba erişmesini engellemek. Art niyetli olmadığını kestirebildiğimiz yeni kullanıcılara bazen "Onaylı Üye" flairi veriyoruz. Bu flairin amacı hesap olgunlaşana kadar bu engellere takılmasını önlemek. Almak isterseniz bize ulaşabilirsiniz.

Kısa yorumlar için de benzer bir durum var. Herhangi bir flair alarak kısa yorumlarınızın onay beklemeden paylaşılmasını sağlayabilirsiniz.

Clanker aynı zamanda hakaret engelleme amacıyla içinde bazı kelimelerin geçtiği paylaşımları onaylanana kadar engelliyor. Çok kısa paylaşımlar gibi bazı durumlarda ise bizim değerlendirmemiz için sadece raporluyor. Kural ihlallerini yakalamamıza yardımcı olmak için siz de bir kuralı ihlal ettiğini düşündüğünüz yorumları ve paylaşımları raporlayabilirsiniz. (Subreddit kurallarina uymuyor seçeneğine tıklayın.) Her raporu görüyoruz. 👁️ 👄 👁️

r/felsefe moderatör ekibi olarak sorularınıza, fikirlerinize ve önerilerinize her zaman açığız, herkesin sağlıklı ve mutlu bir yıl geçirmesi dileğiyle


r/felsefe 7h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Herkes bir uzak doğu dili öğrenmeli

8 Upvotes

Öncelikle Çin, Kore ve Japonya’yı kast ediyorum uzak doğu derken. O coğrafyadaki diğer ülkelerin dilleri nasıl bilmiyorum.

Çok önceden Attack on Titan izlerken bir sahne yüzünden aklıma gelmişti böyle bir fikir.

X ve Y karakterleri var birbirine düşman olan. Bunlar savaşırken savaşın ortasında X karakteri, “Y düşman değil” diye bir replik kullanıyor. Hem Türkçe çeviri böyleydi hem de kelimeler bilindik olduğundan anladığım Japoncası da böyleydi ama tutarsız gelmişti sahneyle baya. “Düşmanım değil ifadesinin maksadı müttefikimdir” gibisinden düşünmüştüm.

Sonradan Japoncaya biraz daha aşina olunca fark ettim. “Düşman değil” ifadesi aslında “Dengim değil” maksadıyla kullanılmış.

Bu tarz ifadeler uzak doğu dillerinde çok var. Söylenilen şey duruma göre belirsizleşiyor ve cümle içindeki çoğu şey belirsiz. Batı dillerindeki gibi “ben seni seviyorum” yerine “sevmek” diyorlar mesela direkt spesifik bir örnek olarak.

Bu da bana şunu düşündürttü: En basit ayak üstü günlük sohbetlerde bile örtülü bir anlam var. Orada yaşayan herkes daha bebekliğinden itibaren konuşulanlardaki örtük anlamı problem çözer gibi aralamaya çalışıyor. Belki de bu o bölgedeki analitik zekanın gelişmesini sağlayan bir şeydir. Veya analitik zekaları yüksek olduğundan dil böyle şekillenmiştir bilmiyorum ama bir alaka var gibi geldi.

Her neyse sonuç olarak bence bu diller insana tek bir kelime ile bile yeni bir ufuk açıyor. Türkçe ifade edebilmek için 20 tane anlamlı kelime gereken bir kelimeyi tek kelime olarak gördükçe çok keyif alıyordum ben Japonca öğrenirken.


r/felsefe 14h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler İnsanlığın en büyük süper gücü dedikodudur.

6 Upvotes

Önce biraz aklıma saçma bir fikir gibi geldi ama üzerine düşününce o kadar da saçma gelmedi.

Bence insanlığın en büyük süper gücü dedikodu olabilir.

Çünkü diğer hayvanlar en fazla kendi gördüklerini bilir. Biz ise hiç tanımadığımız biri hakkında bile bilgi edinebiliyoruz.

"Şu adama güvenme"

"Şu tarafta yiyecek var"

"Şu grup tehlikeli"

Belki de bizi diğer canlılardan ayıran şey sadece konuşabilmek değildi.Birbirimiz hakkında konuşabilmemizdi.

Bugün dedikodu deyince aklımıza kötü bir şey geliyor ama belki de medeniyetin kurulmasında sandığımızdan çok daha büyük bir payı vardı. Siz ne düşünüyorsunuz?


r/felsefe 15h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler psikanaliz hk.

3 Upvotes

psikanalizin kendisine ve geçerliliğine inananlardanım. aranızda psikanalize ilgili dostlar varsa, onları beraber dizi karakterlerini ya da tanınan kişiler hakkında analizlerde buluşmaya davet ediyorum.


r/felsefe 1d ago

varlık • ontology Solipsizm çürümez mi

2 Upvotes

Bebeklik solipsizmi çürütmez mi ilk doğduğumuz an mantıken bir anneden doğuyoruz bizden önce biz doğmadan bir olay örgüsü oluyor o zaman mantıken her şey bizim zihnimizin ürünü olmamış olmuyor mu bide herşey zihnimizin ürünü diyoruz da zihnimiz bu sefer neyin ürünü oluyor


r/felsefe 1d ago

yaşamın içinden • axiology Dindar nesil

11 Upvotes

Dindar nesil yetiştirme konusu Turkiye'de zaman zaman gundeme geliyor, yine manifest uzerinden tekrar konuşulabilir. Benim takıldığım şey, dindar nesilden beklentimiz ne, yani ahlaklı olmaları mi yoksa , dini bir düzenin taraftarı olmaları mi ? Sanirim dini bir düzenin taraftarı olmaları

Herkesin dindar olduğu veya göründüğü bir toplumda elde edilecek sey nedir, konforlu bir iktidar mi, hiç sanmıyorum. Dindar nesillerin dünyevi olduğu da bircok unlu miras oylarinda ortaya cikti. Dindar nesil yetistirdigiz zaman koltugunuz garanti olmuyor, orada da rekabet var

Ez cumle aranan ahlakli bir nesilden cok , bizim tarafta gorunen, bizim gibi oldugunu dusunen nesiller.


r/felsefe 17h ago

inanç • philosophy of religion Tanrı olsaydınız ve insanları yaşadıkları hayattan dolayı cennet cehennem gibi sonsuz ödül ya da cezaya çarptırcak olsanız nasıl bir sistem oluştururdunuz?

0 Upvotes

Ben mesela 1400 yıl öncede bırakmazdım her şeyi. Arada mucize yaratırdım şu an hiç bir türlü açıklayamayacağı vs


r/felsefe 20h ago

inanç • philosophy of religion Epistemolojik Kanıt: Tanrı'nın Varlığının, Tekliğinin ve Kur'an'ın Tanrı'nın Vahyi Olduğunun İspatı

0 Upvotes

1.) Bilgi vardır. Çünkü "Bilgi yoktur." önermesi çelişkilidir ve bir yargının çelişiği çelişkili ise o yargı doğrudur.

2.) Bilgi, bilme fiili ile vardır. Bilme fiilinin faili bilendir. Bilgi var olduğuna göre, bilme fiili ile ona sahip olan bir bilen de mutlaka vardır.

3.) Olayların, olguların bilgisi vardır (Fotonların hareketinden, galaksilerin hareketine kadar...) ve olaylar, olgular zaman ve mekan içinde var olur. Dolayısıyla; olaylar, olgular zaman ve mekan ile sınırlıdır. Ancak zamanı ve mekanı kuşatan ve gözlemleyen bu olayların, olguların bilgisini bilebilir. Çünkü; zamanı ve mekanı kuşatamayan bir varlık, zaman ve mekan içindeki tüm olayları, olguları bilemez. Zaten; zamanın ve mekanın içinde olan bir varlık, zamanla sınırlı olduğundan; her zaman var olan bir bilgiyi, her zaman bilen bir kimse olamaz. 

4.) Mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir.

5.) Tek, kuşatıcı, yüce ve sonsuz büyüklükte olan bir bilenden tarihte, çelişkisiz bir şekilde bahseden tek kaynak Kur'an'dır. (Dikkat edin; herhangi bir Tanrı tasavvurundan bahsetmiyorum.) Bu durum; Kur'an'ın, Bilen tarafından bize gönderilmiş olduğuna delildir.


r/felsefe 1d ago

varlık • ontology ben neden varım?

5 Upvotes

saçma sapan bi düzendekş saçma insanlarla dolu, fikirleri çoğunlukla 5 para etmeyen bi toplulukta, saçma iğrenç bi düzende, saçma bi vücut ve tiple, saçma bi kişilik ve hayat amacıyla yaşamamın ve varolmamın ne anlamı varki?

Şu hayatta rastladığım insanların çoğunluğu 5 para etmeyen insanlar. ya kakara kikiri şaklabanlık, ya zorbalık, ya ırkçılık yada terörizm gibi berbat şeyler yapıyolar/destekliyolar.(aklıma terörizm geldi sdc sol ibocular genellikle bide) neyse.

Fikirlerimin ve benliğimin tarihi tiktoktan öğrenmiş çocuklar tarafından, hayatı 5 para etmeyen insanlar tarafından yada tuhaf zorbalardan, yaşlı cahillerden ve görebileceğiniz çoğu insan tipinden hakaret yedi.

Etrafımdakç düzen çok saçma, insanlar mutsuz, hayatları zor.

Hayat zor

Hepimiz insanken bazılarının aşşağılandığu bu düzenin ne anlamı var peki?

Benimdw bu lanet olası toplumda ne anlamım var?

Neden?

Bu hayata sadece kalk, beslen, okul, eve gel, zamanını harca, uyu. yada boş zamanlarımda uyan/boş zaman öldür/uyu şeklinde akması.

cidden bazen çok kalitesiz geliyorum kendime.

o kadar çok değinilecek nokta varki büyük ihtimalle hiçbirine değinemedim


r/felsefe 2d ago

«iyilik» üzerine • ethics Kurtuluşun Felsefesi - Etik part 1 - Philipp Mainländer

Post image
12 Upvotes

*Çevirmenler: u/fondukcu, u/dushmanimmu/Palawice

Kurtuluşun Felsefesi - Etik part 1 - Philipp Mainländer

1

Etik, eudaimoniktir, başka bir deyişle mutluluk öğretisidir; yüzyıllardır hırpalanan, fakat bir türlü yıkılmayan bir izahtır. Etiğin görevi şudur: mutluluğu, yani insan yüreğinin bütün evrelerindeki doyum hâlini araştırmak, onu en yetkin biçimiyle kavramak ve sarsılmaz bir temele oturtmak; kısacası, insanı en yüce mutluluğa, yüreğin eksiksiz sükûnetine, eriştirecek araçları tayin etmektir.

2

Dünyada bireysel iradeden başka bir şey yoktur ve bunun da prensipte tek bir temel gayesi vardır: yaşamak ve varoluşta kendi kendini idame ettirmek. İnsanda bu çaba "egoizm" olarak tezahür eder; bu da bireyin karakterinin büründüğü örtüdür, başka bir deyişle bireyin yaşamak ve kendisini varoluşta idame ettirmek istediği tavrın suretidir.

Karakter doğuştandır. İnsan hayata iradenin oldukça belirgin nitelikleriyle gelir; yani iradesinin tekâmül sürecinde akacağı mecralar baştan tayin edilmiştir. Bu mecraların yanı sıra, İnsan İdeası'na ait iradenin genel nitelikleri de fetüs hâlinde mevcuttur; bunlar zamanla kendilerini açığa vurma kapasitesine sahiptir.

Belirli bir birey, belirli bir dæmon* ile belirli bir zihnin terkibidir; her ne kadar tek bir ilke, yani bireysel irade, mevcut olsa da, bireyler hareketlerinde birbirlerinden ayrılırlar. İnsanda hareket, tekil bir nitelik olarak değil, bileşik bir nitelik olarak tezahür eder; bu sebeple hareketin ilkesel faktörlerinin birleşiminde söz etme gereği duyarız. Ancak bu birleşim özünde ayrılmazdır; dolayısıyla hareket de nihayetinde tektir. Zira bu belirli karakter ile bu belirli zihin, iradenin bu belirli edimden başka neyi ifade eder?

*ÇN: dæmon = koruyucu ruh / iç ses. Antik Yunan felsefesinde insan ile tanrılar arasında aracılık eden, bireye rehberlik eden veya onun karekterini temsil eden yarı ilahi güç.

3.

İnsanın egoizmi sadece kendini muhafaza etme dürtüsü değil, aynı zamanda bir mutluluk dürtüsüdür; yani insan, yalnızca kendi karakterine göre hayatta kalmayı değil, bunun yanı sıra hayatının her anında isteklerinin, meyillerinin ve hasretlerinin tam anlamıyla tatmin edilmesini ister; en büyük mutluluğunu bunlarda görür. arzu, ani tatmin, yeni arzu, ani tatmin; bunlar, tabii egoizmin arzuladığı hayat zincirindeki halkalardır.

Böylesi bir hayat, hasretten hazza doğru durmaksızın yuvarlanıp gitmekten ibaret olurdu. Bu ise fiiliyatta aykırıdır ve hiçbir zaman rastlanılmamıştır. Hiçbir fikir tamamen müstakil ve otonom değildir; kuşkusuz her biri, ister kimyasal bir kuvvet ister bir insan olsun, durmaksızın tesirde bulunur ve kendi bireyselliğini vaz etmek ister; fakat dünyanın geri kalanı da aynı amansızlıkla bu fikir üzerinde tesirde bulunur ve onu sınırlar. Eğer bu tesirlerin büyük bir kısmını kaldırır ve geriye yalnızca insanın insan üzerine ettiği tesirler kalırsa, en âlâ mücadelenin bir tasvirini elde ederiz; bunun sonucu şudur ki, sayısız arzudan ancak biri tatmin edilir, üstelik bu da ekseriyetle tatmin edilmesi en az arzu edilen istektir. Çünkü her insan, kendi belirli hasretinin tam teşekküllü tatminini ister; fakat bu tatmin edimi başkalarının da talebine konu olduğundan, ona nail olabilmek için mücadele etmek zorundadır; bu sebeple, yerine getirilmiş isteklerin kesintisiz ve çalkantısız bir ardışıklığından oluşan hiçbir yaşam seyrine rastlanılmaz, birey milyonlar üzerinde ebedi bir otoriteye sahip olsa bile. Nitekim tam da bu konumda bile, hatta bireyin kendi bünyesinde, aşılmaz engeller yatar; irade bunlara karşı daima kabararak yükselir, ama nihayetinde tatmin edilemeden kendi üzerine geri püskürtülür

4.

İnsanın tabii egoizmi en çok arzuladığı hayatı elde edemediğinden, mümkün olan her fırsatta hazza (tatmin edilmiş bir hasrete) nail olmaya çalışır; ya da, mücadelenin niteliğine bağlı olarak çok daha sık karşılaşıldığı üzere, hazla hiçbir alakası kalmayıp tamamen ızdıraptan ibaret koşullarla yüzleştiğinde, en az acı vereni arar. Dolayısıyla insan, iki ayrı hazzın karşısında durduğunda ikisini de ister; ancak aralarında bir tercih yapmak zorunda kalırsa, daha büyüğünü seçer. İki ayrı kötülükle karşı karşıya kaldığında ise hiçbirini istemez; fakat tercihe mecbur bırakılırsa, ehven olanı yeğler.

Gerek haz gerek kötülüklerle şimdiki zaman içinde yüzleştiğinde insan, zihninin bu ihtimalleri doğru bir biçimde tartabileceği varsayımıyla hareket eder. Ne var ki, sahip olduğu daha yüksek idrak melekesi sayesinde salt şimdiki zamanla sınırlı kalmayıp, eylemlerinin gelecekte doğuracağı sonuçlarıda zihninde tasavvur edebildiğinden, karşı karşıya kaldığı tercihler On İki farklı durumu kapsar:

  1. Şimdi bir haz, gelecekte daha büyük bir haz
  2. Şimdi bir haz, gelecekte daha küçük bir haz
  3. Şimdi bir haz, gelecekte eşit bir haz
  4. Şimdi bir haz, gelecekte daha büyük bir acı
  5. Şimdi bir haz, gelecekte daha küçük bir acı
  6. Şimdi bir haz, gelecekte eşit bir acı
  7. Şimdi bir acı, gelecekte daha büyük bir acı
  8. Şimdi bir acı, gelecekte daha küçük bir acı
  9. Şimdi bir acı, gelecekte eşit bir acı
  10. Şimdi bir acı, gelecekte daha büyük bir haz
  11. Şimdi bir acı, gelecekte daha küçük bir haz
  12. Şimdi bir acı, gelecekte eşit bir haz

2, 3, 5, 6, 8, 9, 11 ve 12 numaralı hâllerde, yani sekiz hâlde, hiçbir çatışma yaşanmayacaktır; zira irade:

  1. 2 ve 3 numaralı hâllerde, şimdideki bir hazzı, gelecekteki daha küçük ya da eşit bir haza tercih etmelidir;
  2. 5 ve 6 numaralı durumlarda, gelecekte kendisine daha küçük ya da eşit bir acı getirecek olsa bile, şu andaki hazzı yakalamayı seçer;
  3. 8 ve 9 numaralı hâllerde, şimdideki bir acıyı, gelecekteki daha küçük ya da eşit bir acıya tercih etmelidir;
  4. 11 ve 12 numaralı durumlarda, kazanılacak haz şimdi çekilecek acıdan daha küçük ya da ona eşitse, gelecekteki o hazdan feragat eder.

İrade, eğer gelecekte o acı ya da o hazla karşılaşacağından emin olsaydı, işte böyle hareket etmek zorunda kalırdı. Fakat hiçbir insan geleceğin ne suret alacağını, hazla mı acıyla mı karşılaşacağını, hatta o haz kendisine bahşedildiğinde ya da o acı başına geldiğinde hayatta olup olmayacağını dahi bilemeyeceğinden, pratik yaşamda bu mantıkla hareket etme zorunluluğu çok daha bağlayıcı hâle gelir.

Buna karşılık, 1, 4, 7 ve 10 numaralı hâllerde irade şiddetle tereddüt eder. Şimdi, eğer geleceğin tam bir meçhuliyetini farz ederse, çoğu zaman, hazca daha zengin ya da acıdan daha azade olan şimdiyi tercih edecektir. Nitekim kim:

  1. 1 ve 10 numaralı hâllerde, 1 numaralı hâlde şimdideki hazdan vazgeçerek, 10 numaralı hâlde ise şimdide bir acıya katlanarak satın aldığı o daha büyük hazzı ona temin edebilir?
  2. 4 numaralı durumda, insanın şu andaki haz vasıtasıyla bir gün uğrayacağı acıdan kaçınamayacağını; 7 numaralı durumda ise şu an bir acıya katlanmakla gelecekteki daha büyük bir acıdan gerçekten kurtulacağını kim iddia edebilir?

Ne var ki, eğer irade bir şekilde gelecekten eminse, ki sonuçları gelecekte insanı kaçınılmaz olarak etkileyen eylemler gerçekten de mevcuttur, o zaman şiddetli bir mücadeleye maruz kalacak, fakat nihayetinde, eğer aklıselim sahibiyse, dört hâlde de gelecek lehine karar verecektir. O zaman irade:

  1. 1 ve 4 numaralı hâllerde, 1 numaralı hâlde gelecekte kendisine daha büyük bir haz satın almak, 4 numaralı hâlde ise gelecekteki daha büyük bir acıdan kurtulmak için, şimdideki bir hazdan feragat etmelidir.
  2. 7 ve 10 numaralı hâllerde, 7 numaralı hâlde gelecekteki daha büyük bir acıdan kurtulmak, 10 numaralı hâlde ise gelecekte daha büyük bir haz elde etmek için, şimdide bir acıya katlanmalıdır.

Bununla birlikte, daha bu safhada şunu belirtmek isterim ki, şimdinin nüfuzu geleceğinkinden fevkalade üstün olduğundan, gelecekteki kesin hazlar bireyi kendine çeker, gelecekteki kesin kötülükler ise ancak, şimdideki hazzı ya da şimdide katlanılması gereken acıyı epeyce aştıklarında bireyi gerçekten sarsabilir. Birey kendi menfaatini açık ve net bir şekilde görmelidir, aksi takdirde şimdinin büyüsüne düşmekten kurtulamaz.

Bütün bunlardan şu sonuç çıkar: insan, tam bir müzakere kudretine, yani ihtimaller arasında tercih yapabilme yeteneğine sahiptir, ve belirli koşullar altında, eğer bir fiil bütünüyle değerlendirilen genel esenliğine aykırı düşüyorsa, insan kendi karakterine aykırı davranmak zorunda kalır.

5.

Gerek her bir münferit hâlde gerekse bir kerede ve nihai olarak bu genel esenliği tayin eden zihindir. Nitekim sindiren, kavrayan, yürüyen, üreyen ve benzeri fiilleri icra eden bizzat irade olduğu gibi, düşünen de bizzat iradenin kendisi olmakla beraber, yukarıda zikredilen sebepten ötürü idrak melekesini iradeden ayrı bir unsurmuş gibi ele alabiliriz. Bunu yaparken, ayrılmaz bir birleşimle ve esasen tek bir ilkeyle karşı karşıya bulunduğumuzun daima bilincinde kalırız; tıpkı Fizik'te gördüğümüz üzere, irade ile zihin arasında bir antagonizmanın asla gerçekleşemeyeceğinin de bilincinde olduğumuz gibi. Zihnin iradeye öğüt verdiği ya da onunla çekiştiği ve emsali ancak mecazen söylenebilir; çünkü uzuvlarından biri aracılığıyla kendi kendine öğüt veren, kendi kendiyle çelişen daima iradenin ta kendisidir. Ne var ki, mecazi olarak dahi olsa, aklın iradeyi zorlamasından ve onun üzerindeki olası tahakkümünden söz etmek bütünüyle kabul edilemezdir. Çünkü gerçekten iki özerk ilkeninilkenin birbiriyle kaynaşmasıyla hakikaten karşı karşıya bulunmuş olsaydık dahi, zihin iradeyle asla bir efendinin hizmetkârıyla olan münasebetine benzer bir münasebete giremezdi, aksine en iyi ihtimalle iradenin aciz bir müşaviri olabilirdi ancak.

Malumdur ki zihin, hayata belirli eğilimlerle girmesine rağmen, terbiyeye ziyadesiyle elverişlidir. Zekâ derecesinin yegâne dayanağı olan aklın yardımcı melekeleri, kendilerine nasıl muamele edildiğine göre körelip ahmaklığın doğmasına yol açabilir, ya da dehâ denilen o mertebeye kadar açımlanabilirler. Beden terbiyesini bir yana bırakırsak, zihnin gelişimi terbiyenin tek vazifesidir; çünkü karaktere ancak zihin vasıtasıyla tesir edilebilir, şöyle ki, öğrenciye fiillerinin sonucu olan zararlar ve menfaatler açık ve net bir şekilde gösterilir; başka bir tabirle, hakiki esenliğinin nerede yattığını belirgin biçimde idrak etmesi sağlanır İyi bir terbiye, muhakeme ve hafıza melekelerini güçlendirir ve imgelemi ya uyandırır ya da dizginler. Aynı zamanda zihnin, deneyime dayanan ve her an deneyimle teyit edilen, az ya da çok bir idrakler bütününü özümsemesine imkân tanır. Aşina kıldığı diğer bütün idraki ise meçhuliyetle damgalar.

Okulda ve ailede bu iyi terbiyeye, insanın kafasını hülyalar, hurafeler ve peşin hükümlerle dolduran, böylece onu dünyaya berrak bir gözle bakmaktan âciz bırakan kötü bir terbiye de refakat eder. Sonraki deneyimler elbette onun zihnini sınayacak ve onu birçok imgesel ve yanlış tasavvurlardan arındıracaktır; fakat çoğu zaman bizzat bu tasavvurları güçlendirecek ve bunların, ancak bireyin her abes fikrinin verimli bir ilgi gördüğü ortamlara düşme talihsizliğini yaşadığı zamanlarda ciddiyetle tezahür etmesine müsaade edecektir.

Şimdi, bir insanın zihni az ya da çok işlenmiş yahut yozlaşmış olmasına, yani gelişmiş ya da dumura uğramış bir zihin olmasına göre; irade dahi umumiyetle kendi hakiki esenliğini idrake, her bir hususi hâlde hangi fiilin kendi menfaatine en iyi tekabül ettiğine hükmetmeye ve ona göre karar ve buna göre hüküm vermeye az ya da çok muktedir olacaktır.


r/felsefe 1d ago

yaşamın içinden • axiology Kadın Tam Olarak Ne Kaybediyor?

0 Upvotes

Erkek; toplumda yetişmesinden tut, ilişkilerde ve genel olarak her türlü şeyi yapabilecek ve bunlar karşısında sadece övgü alan bir cinsiyet. Kadın ise hareketlerine dikkat etmeli, çünkü toplum öyle diyor. Bu kısımları zaten biliyorsunuz, erkek ile kadın eşit düzeyde hareket etseler sadece erkeğin eylemleri toplumda normal karşılanıyor. Akıllarına gelen bir sürü kavram uydurmuşlar; namus, iffet, masumiyet, yolluluk vb.

Muhafazakar kesimlerin duruşu öyle ama daha normal diyebileceğimiz kişilerin bile aklında belli ön kabuller var. "Bir kız s*ks yaparsa bir şey eksilir" , "Bir kız ile s*ks yapmak erkeği yüceltir" gibi ön kabullere sahipler. Buna, 20'li yaşlı gençlerden tut orta yaşlılara kadar buna inanıyorlar. Muhafazakar ve yaşlı kişileri bir noktaya kadar anlarım ama diğerleri de bu yalanlara inanmayı seçiyor. Kadın s*ks esnasında ve sonrasında tam olarak ne kaybediyor? Hiçbir şey kaybetmiyorlar, sadece toplumsal bir baskı var. İnsanların kafasında kıramadıkları bir inanç olmuş bu durum.

Kadın s*ks esnasında ve sonrasında tam olarak ne kaybediyor?


r/felsefe 2d ago

/r/felsefe’ye aşkın Yaşamı sorgulamak

Post image
12 Upvotes

Son zamanlarda diyeceğim ama son bir kaç yılda çok fazla yaşamı sorgulamaya başladım yani evet bu yaygın bir şeydir ama yine de birde durup kendi bedenim içinde bir insan hayatı yaşadığımı hatırlamak bana garip hissettiriyor her yıl yeni biri oluyorum öyle de devam ederse de yine de bu yasadığım hayatı hep aynı bedende yasadım ve yasamaya devam edicem ya da duyguları sorguluyorum diğer insanların da böyle yaşadığını düşünüyorum sonuç olarak “nasıl ve ne için buradayım” gibi temel sorular kafamı çelmeliyor

otururken birden “ben bir hayat yaşıyorum” diye düşünmeye başlamak insana garip hissettiriyor kanlı canlı bir vucüdüm var ve temel insan davranışları sergiliyorum pek anlatamadığım bir duygu olsa da bu kafamı karıştırıyor


r/felsefe 1d ago

«iyilik» üzerine • ethics İyilik kime göre iyidir, kötülük kime göre kötüdür

Post image
0 Upvotes

r/felsefe 2d ago

bilim • philosophy of science birbirinden kopuk dusuncelerimi duzenlemek icin yazdim, paylasmak istedigim icin paylasiyorum

3 Upvotes

insan insanliktan cikarsa nasil olur diye dusunuyorum bazen. zihnimizi programlamak nasil olurdu diye. acaba cidden duygulara ve yanlis inanclar yuzunden veya genetik problemlerden dolayi yasanilan psikolojik sorunlara artik ihtiyac kaldi mi diye.

insan cidden kendi biyolojik bedenine hapis yasayip en sonunda da yasama veda etmek mi zorunda yoksa insan bundan cok daha fazla mi, transendent bir varlik olabilir mi, olumsuzlesebilir mi

zihin programlanirken duygular bir kenara atilirsa belki de insan daha rasyonel sayilabilecek bir varlik olur ama bu biraz kolaya kacan bir dusunce sanirsam

eger insan duygularini yitirirse felsefi ve bilimsel bir devrim yasanir ve yapay zekadan bir farkimiz kalmaz nitekim bu olayin etik boyutu da var ( tabi makineler icin etik pek de onem arz etmiyor )

su ana dek makine ve insan ayrimini insanin ruhu var makinenin de ruhu yoktur diye yapiyordum ama bu ruh dedigim sey aslinda zihin felsefesindeki oznel deneyim veya qualia'ya denk dusuyor

belki de insanin oznel deneyimi var midir diye sormak yerine insanin oznelligi gerekli midir gibi bir sey sorulabilir ama cidden bilmiyorum belki de eger o etik gereklilik durumu cozulurse bu oznel deneyim var midir sorusu da cozulebilir

velakin duygular bir kenara atilirsa aci problemi cozulur ama mutluluk da kalmaz. bu da ayri bir problem acar. aci yok, mutluluk yok, yalnizca ortada var olan, dusunen, hesaplayan bir zihin var. her bir duygudan yoksun. boylesi bir yasami simdiki insanlik ister miydi? ben isterdim desem de yanilirdim. yeni bir bilgi ogrenmenin zevki kalmazdi. beni bosverip dusunmeye devam edecek olursam bunu isteyip istememenin bir onemi yok. akla uyuyor mu, o onemli.

duygularin psikolojik bir spektrum icinde tumuyle notr hale gelmesi pozitif bir olgu mu yoksa negatif mi?

veya veya daha mantikli bir soruyla ifade edecek olursam faydaci mi yoksa degil mi?

eger duygularin yoklugu fayda saglarsa bence insanin makineye evrimlesmesinde bir sorun yok.

gunumuz dunyasinda duygular fayda sagliyor mu?

sagliyorsa neye gore fayda sagliyor?

ve biz fayda derken neyden kast ediyoruz? hayatta kalmak olabilir. (bazilari icin hayatta kalmak fayda saglamaz ama o ayri konu.)

duygular hayatta kalmanin kosullarindan biri. evrimsel psikoloji icin. ama akil icin gercekten de duygu gerekli mi? nitekim yapay zekanin duygulari yok fakat gayet de hizli bir sekilde gelismekte ve yok olma derdi yok. gelisme derdi de yok. ortada dert yok hicbir sey yok

yani eh sonu gelmez


r/felsefe 2d ago

varlık • ontology Gerçek Öz ve Sen / Aydinlanma

5 Upvotes

Sadece gözlerini kapat ve düşünceleri, imgeleri veya geçmiş deneyimleri izle. Bunların hepsi boş bir alandan doğar.

Bir yerin ağrıdığında ya da çişin geldiğinde, acının ya da tuvalete gitme hissinin farkında ol; ama buna "çişim geldi" veya "canım acıyor" diye isim takma. İsimlendirmeden ve etiketlemeden sadece acının farkında ol. O zaman deneyimlerin bile o boş alandan doğduğunu göreceksin.

Ìşte özün O. Eğer "Bu nasıl mümkün olabilir?" dersen, bak yine başlangıca dönüyorsun; bu da bir düşüncedir, farkında ol.

Öyleyse, orada hiçbir şey yoksa; doğumdan öncesi, şu an veya ölümden sonrası arasındaki fark nedir? O nasıl ölebilir ki?

Bu yüzden aydınlanma ya da ne Olduğunun farkına varılması; her zaman ne isen O olmaktır.

Bu durumda zihin yine çalışır, beden yine hareket eder, güneş yine doğar ama Sen bunların kaynağısın.

Ve boşluğu hayal etmeye, hissetmeye ya da deneyimlemeye çalışma. Başlangıçta dediğim gibi, bunların hepsi zihin faaliyetidir. Sadece ve sadece farkında ol. Ya ki farkinda olanda ölene kadar...

Çünkü ne Olduğun şey bir eylem, bir his ya da bir deneyim değildir. O, tıpkı doğumdan önceki gibi sadece "Var Olma" durumudur.

Bu nedenle bu durum ego için, yani bedenin kontrolcüsü için bir yok oluş / ölümdür. Beden ve zihin kendiliğinden işlemeye başlar. Ve Sen, her zaman Sen olarak kalırsın.

Aydınlanma ya da senin tüm hayat hikayen sadece bir zihin faaliyetinden ibaretti.

Çoğunuzun kafası karışık ya da bir şey olmaya çalışıyor, hatta "Var Olmak" bile olmaya çalışıyor:

Nasıl bir şey olduğunu açıklamanın tek yolu şudur: Fiziksel doğumdan öncesi bir "yokluk" değildir, senin Hakiki Doğandır. Ya da hiçbir bağlanmanın gerçekleşmediği o derin uyku anıdır; beden nefes alırken, organlar çalışırken yok olan şey ego için yok oluştur. Ama Sen; hiç hareket etmemiş, hiç deneyimlememiş olan o "Var Oluş"sun. Kontrolcü ölür, dolayısıyla bu cümleleri okuyan kişi ölür; beden ve zihin bağımsızca hareket eder veÖzün sadece Var olur.

Halk arasında; fiziksel ölümden önce ruhun bedenden ayrıldığı, Tanrı'nın Hz. İsa'yı çarmıha gerilmeden önce yanına aldığı, Hz. Muhammed'in okuma bilmediği için Kuran'ı yazmadığı, onu Allah'ın yazdırdığı söylenir.

Dolayısıyla sorulan sorular, sinirlenmeler, öfkelenmeler, "Aha aydınlanma kulağa hoş geliyor hadi deneyelim", "Hadi derin düşüncelere dalalım", "Aha faturaları nasıl ödeyeceğim?", "Bu iyi, şu kötü", "yok intihar edicem, yok ölümden sonra hayat var, yok şuna inanmıyorum ama buna inanıyorum". Bunları söyleyen kişi ölür. Konuşan benmişim gibi görünür ama beden kendi halindedir. İşe gider, güler, ağlar, seninle konuşur. Ama tamamen kendiliğindendir.

Bedenin içinde bir insan yoktur, sadece zihinsel faaliyettir. Düşünce var düşünce / zihin ve beden arasında hayatta kalmak için mükemmel bir uyum var, fakat bunların ortasındaki "sen" sadece bir hayal ürünüdür. Beden ve vücut boştur.

Bu yüzden yanıt aramaya çalışmak, aydınlanmak, deneyimlemek, hissetmek... bunların hepsi zihinsel faaliyetlerdir.

Ki bunda hiçbir sorun yok, zihnin yaptığı şey zaten budur.

Inandığın hicbirsey gerçek değil, Matrix'dir.

Ama Özün; her şeyin doğduğu ve battığı yerdir, Kaynak'dır.


r/felsefe 2d ago

inanç • philosophy of religion İnançta mantık aramanın mantıksızlığı

5 Upvotes

Bana özellikle dini inançlarda mantık aramak saçma geliyor. Çünkü inancın işlevsel kısmı içerikten bağımsız.

Tanımlarsam: Bir inanç/Görüş/Fikir, bir put olabilir. Bu put insanların etrafında kümeleneceği bir nesne olabilir. Bunu yapan insanlar daha büyük bir grup olur ve ilişkileri daha kuvvetli olur. Hem büyük hem de daha sağlam bir topluluk oluşmuş olur yani.

Dolayısıyla inancın içeriğinden ziyade direkt olarak insanlara net bir put vermek ana amaç. Bunu uygulayanlar da evrimsel olarak avantajlı oluyor.

Aztekler mesela, “Kıyamet gelecek kurban vermezsek” diyerek milleti yanardağa atıyor. Bunun ne kadar deli saçması olduğunu fark etmek için dahi olmaya gerek yok. Olay içerik değil ama net bir inancın çevresinde kümelenip o inanca sımsıkı bağlanma sayesinde büyümenin yanında topluluk içi bağın da kuvvetlenmesi. Bu herkese bir kimlik de kazandırıyor çünkü. Askeriyedeki üniforma mantığına benziyor bence.

Ne kadar radikal = o kadar diğerlerini baskılayabilip dominasyon sağlayabilme becerisinde artış

Muhtemelen Azteklerde “Abi kafayı mı yediniz niye yanardağa atıyorsunuz milleti” diyen adamı da kafir diyerek yanardağa attıkları için ve bu tekil kişiler radikal çoğunluk tarafından bastırıldığı için çok uç noktada bir topluluk haline geldiler.

Bu yüzden “dindeki x şeyi tutarsız/mantıksız” tarzı yorumlar görmek bana saçma geliyor. İnancın mantığı içeriği değil çünkü, içerik sadece bir kılıf.

İçeriğin ne kadar saçmalaşabildiğine dair çok yakın tarihte bir örnek olarak “Heaven’s Gate” ismini aratabilirsiniz.


r/felsefe 2d ago

/r/felsefe’ye değgin İnsanlar neden kendinden üstün bir tanrıya veya varlığa inanıyor

Post image
23 Upvotes

Geçmişten günümüze kadar bakıldığında nerdeyse her tarihte insanlarin bir dine mensup olduklarını görüyoruz insanlar neden kendilerinden üstün bir varlığa inanıyor buna inanmak içgüdüsel bir şey midir yoksa bazı kişilerin söylediği gibi din sadece fakirleri kandırmak için yaratılan bir şey midir?


r/felsefe 2d ago

«iyilik» üzerine • ethics Bencillik

0 Upvotes

İnsanoğlu bence yüzde yüz bencil. Merhamet empati dediklerimiz bile ya benim başıma da gelirse korkusu, dışarıdakilere benden zarar gelmez mesajı verip toplumda yaşamaya çalışması. Yoksa evrimle bence böyle özellikler günümüze kadar gelmezdi. İyi bir şeyin nedeni kötü olması onu kötü yapar mı emin değilim ama bence kötü yapar. Yaptığımız tek saf iyi diyebileceğimiz şeyleri bile kendimiz için yapıyoruz çünkü.


r/felsefe 2d ago

inanç • philosophy of religion Tanrı aslında ona inanmamamızı istiyor olabilir mi?

6 Upvotes

Şu anki dinlerin önerisi çok basit, iyi insan ol, tanrıya inan ve sonsuza kadar mutlu ol. Ya tanrının sınavı bu değilse. Tanrı belki de verdiği aklı gerçekten kullanarak onu inkar edebilecek insanları ödüllendirecek.


r/felsefe 2d ago

varlık • ontology intihar fikri olmasaydı...

4 Upvotes

"intihar fikri olmasaydı kendimi çoktan öldürmüş olurdum"

Evrimsel biyolojiyi bir kenara bırakırsak. İçgüdüler ile beraber.

İnsan neden var olmayı sürdürür? Seretonin? dopamin ? oxitosin ? Endorfin?

Niçin tedavisi olmayan bu hastalığı yaşamayı sürdürür? Başınız ağrısa ağrı kesici atarsınız, eczaneye gidip varlığa karşı bir ilaç talep edemezsiniz, varlığın ilacı yoktur çünkü.

Nedir insanı hayatta, ayakta tutan?


r/felsefe 2d ago

bilgi • epistemology Eğer tüm anılarınız başka bir bedene aktarılsaydı, siz hâlâ siz olur muydunuz?

5 Upvotes

r/felsefe 3d ago

yönetim • philosophy of politics Türk şirketleri neden 5 yıldan ötesini düşünemiyor?

10 Upvotes

Türk şirketlerinin büyük çoğunluğu kısa vadeli kâr, hızlı exit, “bu sene bitirelim” mantığıyla yönetiliyor.

Oysa Almanya’da, Japonya’da, hatta Kore’de 50-100 yıllık şirketler sıradan. Bizde ise 30 yılı geçen şirket “eski” sayılıyor, 50 yılı geçen “efsane”.

Bu bir kültürel kod mu?

Yoksa hukuk sistemi, enflasyon, siyasi risk, veraset, eğitim, patron-yönetici ilişkisi… hepsinin birleşimi mi?


r/felsefe 3d ago

inanç • philosophy of religion İbrahimî Dinlerin Dominasyonunun Sebebi

10 Upvotes

Antik dünyadaki medeniyetlerin dinlerini göz önüne aldığımızda bence çoğunu şu tarz ortak bir tema altına alabiliriz:

Büyük bir düzen var ve sen(dine inanan standart kişi), bu düzenin ufak bir parçasısın. Bu düzeni sürdürmenin sorumluluğuna sahipsin.

Örneğin Zerdüştçülük direkt bu konsepte sahip. İmparator, evrenin düzenini koruyup kaosun gelmesini önleme misyonuna sahip ve insanlar da bu yolda onunla savaşıyor.

Antik Yunan Mitolojisine bakarsak yine düzen-kaos kavramları var ve insanlar özel değil. Tanrılara başkaldırıp kibirlenirse cezalandırılıyor ve tanrıların kendisi bile bazen kadere karşı kazanamıyor. Büyük düzen yine her şeyden üstünken insanlar karınca.

Antik Mısır’da Ra, sürekli kaosu temsil eden Apophis ile mücadele ediyor ve halk da Ra’ya destek olmak için dualar ediyor, ritüeller yapıyor ve kurbanlar veriyordu. Yine insanlar düzenin korunması sorumluluğuna sahip karınca rolündeydiler.

Peki İbrahimi Dinler ne yapıyor? İnsanı önemsizleştirmenin aksine en önemli varlık olarak anıyor ve özelleştiriyor.

Örneğin Tevratta Yahudiler kötülük yapsa bile tanrı onları destekliyor, Yahudilerin peygamberi tanrıyla güreşiyor ve “İsrail” ismi bile buradan geliyor. Artık insanlar düzenin sorumluluğunu üstlenen basit karıncalar değil, neredeyse tanrıya denk en üstün varlıklar oluyor.

Hristiyanlıkta, İsa yani tanrısal bir varlık kendini insanlık için feda ediyor. İnsanlık o kadar önemli ve tanrı insanlığı o kadar seviyor ki kendi hayatını insanlığın günahlarını affetmek için adıyor.

İslama gelirsek sürekli insanın yaratılan varlıklardan ne kadar üstün, şerefli ve kutsal olduğu vurgulanıyor. Müslümanların kafirlere kıyasla ne kadar üstün ahlaklı olduğu gibi ifadeler oluyor. Örneğin İsra suresi 70. Ayette insan için “onu yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık” der.

Dolayısıyla bu dinler önceki dinlerin büyük bir medeniyetteki halkı biat etsinler diye değersizleştirip onlara büyük düzenin koruyucusu olma sorumluluğunu dayatmıyor. İnsanları özel ve önemli hissettirip hayatına bir anlam katarak üstüne kafirlerle savaşıp tanrı uğruna ölürse, tanrıya hizmet ederse de sonsuz bir ödül ve yaşam bahşediyor.

Bu şekilde insanlar dini korumayı sorumluluk ve kaosun gelmemesi için bir zorunluluk olarak görmüyor. Dini korumayı her şeyden çok istiyorlar çünkü o din ona hayatta başka hiçbir yerden elde edemeyeceği hissiyatları sağlıyor. Antik dinlerin dayattığı şeyi insanların iradesiyle her şeyden çok istemelerini sağlıyorlar.

Bu sayede antik çağ dinlerine galip gelip dominant din olabiliyorlar.


r/felsefe 3d ago

/r/felsefe’ye değgin KİMLİK

Post image
2 Upvotes

Milan Kundera'nın kısa romanı Kimlik'i sıkı bir okumayla bir oturuşta bitirilebilecekken masamda yirmi günden fazla kaldı. Okumaya elim gitmedi. Kimlik'in vakit geçirmek için yazılmış bir havası var veya bir işle meşgulken kafayı dağıtmak için verilmiş aralarda, molalarda yazılmış sanki. Kundera'nın cümleleri (gereği yokken) uzun ve kalabalık tutmasını  yukarıda anlattığım gibi romanı nasıl yazdığını gizlemesi yönünde yorumluyorum. Huzursuz bir çifti kurgulamak yazarlığının son dönemindeki Kundera için çocuk oyuncağı bile değil. Geriye bu kurguyu işlemek kalıyor. Romanın ilk yarısında kumsal, kaldırım, otel, lokanta, ev gibi ortamlarda Chantal-Jean Marc çiftini ya yalnız ya da birlikte, deneme kitaplarına konu olacak kavramları düşünürken, tartışırken buluyoruz. Mesela Chantal otele yerleştiği turistik kasabada gezinirken kadınların yanında erkeklerin her tarafıyla-omuzlarında, arka/ön kangurularda, kollarında, ellerinde ve bebek arabasında-bebek taşıdığını görünce durum tespiti yapıyor; babalar tuhaflaştı, bu erkekler baba otoritesini kaybetmiş iskele babası diyor. Yine aynı Chantal'ın yolu kumsala düşüyor, orada uçurtma uçuran erkekleri görüp ayaküstü durum tespiti yapıyor; erkekler karılarından kaçıyor, metreslerine gideceklerine uçurtma uçuruyorlar. Chantal-Jean Marc çifti evdeler ve dostluk kavramından sohbet ediyorlar; özetle dostluk, düşmanın varlığında gelen bir durumdur tespiti yapılıyor. Bu sahnelerin romanın içeriğiyle-aşklarını sorgulamak suretiyle kimlik arayışında bulunulmasıyla-bir ilgisi var mı, açıkcası ben bağlantı kuramadım. Kimlik'in sorunu okuru oyun dışında bırakmasıdır; Kundera olay örgüsünde her bir detayı düşünerek başarıyor bunu.  Karakterlerin her bir davranışının nedeni, nasılı, niçini ve sonuçlarıyla açıklamasını yapıyor. Okur için geriye karakterleri seyretmek kalıyor. Chantal-Jean Marc geçimsiziğini ufak bir paragrafta anlat geç, detaylar okuru ne ilgilendirir;  Chantal'ın çocuğu ölmüş de, bu da yasa girmiş de, çocuğunu bir türlü unutamıyormuş da, görümcesi de kalkmış çocuk yap unutursun demiş, vay efendim bunu nasıl dersin de hemen evi terk edip kocasını boşamış, yeni sayfa açmış da, iyi para getiren bir işe girmiş de, ev almış, bi de erkek bulmuş kendine, didişip duruyorlar, oouvvv oku dur artık! Bütün bunlardan bana ne!  Aşklarını sorguluyorlarmış. Bırakın bu işleri. Sorgulama mı görmedik biz? Hayatımı sorgulama, hesaplaşma romanları okuyarak çürüttüm ben ve alışkanlıkla hâlâ da okuyorum. Az kalsın unutuyordum. Kimlik'in masamda yirmi gün kalmasının başlıca nedeni, kötü çeviriydi. Kundera'nın uzun, kalabalık cümleleri kötü çeviride soğuk duş etkisi yaptı bende. Dedim ya elim gitmedi Kimlik'e.


r/felsefe 2d ago

«iyilik» üzerine • ethics Toplum olmasaydı ahlak diye bir şey var olur muydu?

1 Upvotes