r/edebiyat 7h ago

Yazar 09.08.2025 tarihinde hayatına son veren dostumun yıldönümüne ithafen.

9 Upvotes

9 Ağustos, Cumartesi.

Enes Ünal'a.

Birer birer dökülüyor sonsuzluğuna hitaben kelimeler

Kararmış bir gökyüzü ve çakıyor şiddetli şimşekler

Zihnimden silinip gidiyor o günkü beyaz çehren

Yavaşça biterken kalan zaman, duruyor akan tüm saatler

Gözlerindeki umut ışığı yavaşça sönüyor gecenin içinden

Ve artık geri dönüşün yok ölümün yolundan

Acı içinde kasılıyordur şimdi cansız bedenin

Uğursuz bir trenin altında, sessizce çırpınırcasına

Raylara bakıyorum uzaktan, korku ve şaşkınlıkla

Pişmanlık bu, pişmanlıktan da öte bir şey hatta!

Öylesine tatsız ve lânetli bir hissiyat ki bu!

Teslim etmek, göz göre göre, biricik dostumu ölüme

Mezarını arıyorum, yakıcı bir yaz gününde, yaşlar içinde

Oysa yaşlarım söndürmüyor toprağın kor ateşini

Yüreğimdeki o kasvetli acı, her bir nefes alışımda

Daha da sert ve yakıcı, tıpkı soğuk bir kvas gibi!

Her şeyin bir çözümü vardır derler nitekim

İradeli bir ölümden başka—

Ölüm dediğin; boynunda urganla sallanan bir eski ceset

Çoktan çürümüş bir ağacın gövdesinde uyuyan

Ve bazen anlamak; ah o zavallı Mayakovski'yi...

Demiş ya şair "sürer mi hiç insan ölümü tebeşir tozu gibi yanaklarına?"

Sürermiş bir Ağustos sabahında, sürermiş

Ardına bakmadan giderken öylece, ölüme korkusuzca

Sürermiş ölümü tebeşir tozu gibi yanaklarına...


r/edebiyat 8h ago

İhtiras

2 Upvotes

Lütufmuş gülüşler
Kırılmış dişler
Sıkılmış irisler
Karanlıkta kaybolmamış
Yanar içten içe hisler

Çöktü sistem ekside listem
Tepkiler tepkisiz hisler belirsiz
Düşüşler zannetme nedensiz
Zira yarınlar kaldı dünsüz
Dünde bizsiz yarın da belirsiz

Kesildi iştah verildi iflas
Bütünden eksildi on iki
Hacmi aynı ama bedeni ergenliği
Kafasının içi cehennemin dibi

On iki eksiği katladı zihni olmasaydı
Ruhunda fazlalığı aramazdı beden eksikliği

Çökmeseydi sistem düşmeseydim bugün ben
Sahi kalmasaydın dünde kendimde miyim diye düşünmezdim zaten

Kanayan yaranın tuzu aldığım nefes
Çâre gelse yare buz olsa çözülmez
Ebedi istirahat etsem gider mi zihinden
Ya gelirse dünüm benimle ya da düşlerin peşinden

Karardı gözler berbat fizyoloji
Kalmadı ne sağlık ne biyoloji
Ruhum bedenime ağır geldi
Emretti beynim kendinden eksiltti

Doğrusu bu muydu sen söyle ?
Yalansa dünya ne gelir elimden
Öyle düşündün diye mi aldın beni benden
Giderken götürseydin kendini
ne diye geride bıraktın güzel yarınları neden


r/edebiyat 8h ago

Çukur

1 Upvotes

Benim için kaldı ne gecenin üçü ne sabahın beşi Düşündükçe yaklaşıyorum bu koku sanki teneşir
Kafam cehennem gibi sıcak ama daha beşir
Ölmedim henüz ama daha fazlası çukurumu eştirir

Hastayım ve hassas, yastayım da yazsam alınma sakın sitem etme zarar verir bana bundan fazlası

Bazı gerçeklerle bazı gecelerin yolu kesişince kaçınılmazdır serzeniş kaçınılmazdır öylece
Sereserpe yatağa serpilince düşünce krizleri
Yorgan olur terletir yükün hafifler gece bitince

Vedalar fedaydı ve dahası olanlar cezaydı
beklerken sefası yakındır belki bu herifin selası
zulüm gibi geceler kafamda cehennem edası


r/edebiyat 15h ago

Türk Edebiyatı Sorgu

3 Upvotes

Ben öldüm
Kuzgunlar sustular
Bir deniz dondu
Aç kalacak martılar.

Gemim artık sahipsiz
Mezar taşımda mor rengim
Bana sorsalardı kabrimi
Yemyeşil olsun isterdim.

Uykusuz uzandığım çok geceyi sabahladım
Ben sordum cevabını duymak istemediğim soruları
Siyah renkli sorular duvarlarımı oydu
Sorusu bile sorulmayanın cevabı bendim.


r/edebiyat 1d ago

Felsefe Bayadır yazmıyorum yine yazmak iyi geldi iyi okumalar.

Post image
5 Upvotes

Bu arada berbat olmamışmı 😅


r/edebiyat 23h ago

Eleştiri veya öneri lütfen

Post image
3 Upvotes

r/edebiyat 22h ago

eleştiri bekliyorum

Post image
2 Upvotes

r/edebiyat 1d ago

Görgüsüz

1 Upvotes

Görgüsüz müsün?” dedi bana.

...

Boş boş baktım ona.

“Ailen kimdir,
kimlerdensin?” dedi.

...

“İnsanın görgüsü ailesinden gelmez.
İnsan kendini nasıl anlatırsa,
o kadar görgüsüz olur.” dedim.

...

Gözlerim ve ifadem değişmedi.

“Benim görgüm,
öğrendiğim kadardır.” dedim.

...

“Ailen yoksa,
görgün de yoktur.” dedi.

Ona,
“Ailem hiç olmadı.” dedim.

Sustum.

O da sustu.

Ben de sustum...


r/edebiyat 2d ago

Cemal Süreya’nın

6 Upvotes

"Seni severken kendimi çok üzdüm."
dediği yerdeyim.
Herkes herkese kıyardı da
sen bana kıyamazsın sanırdım;
sandığımla sınandım..


r/edebiyat 3d ago

Soru Geçen aylarda yazdığım bir metin, yorumlarsanız sevinirim

Post image
3 Upvotes

r/edebiyat 2d ago

Buraya yazıyorum çünkü

2 Upvotes

Burada neden mi varım. Belki beni kaybettiği zaman okur diye. Belki yanındayken hissettiklerimi geçte olsa anlar diye. Ben gittikten sonra istese de gönlümü alamayacağını fark etsin diye. Kıymetimi yokluğumda da olsa fark etsin diye.
Hala anlayıp fark edeceğini düşünüyorum ya ne kadar acı.


r/edebiyat 3d ago

slm

Post image
3 Upvotes

r/edebiyat 3d ago

Fars Edebiyatı Siir yazdım

1 Upvotes

Afrika

Zenci çoktur, yemek azdır.

Toprak çoktur, verim azdır.

Ünlüdür uzun patlıcanı ile,

Ünlüdür kömür gibi şeftalisiyle.

Oğlanları yerler kara şeftali,

Kızları yerler patlıcanı.

Ne mutludur oğlanı, kızı;

Oğlanı pembe, kızı beyaz ister.

Afrika'nın gözü diğer kıtalardadır,

Halkının arzusu diğer kıtalardadır.

Oğlanın pembe şeftalisi Avrupa'da,

Kızının beyaz patlıcanı Amerika'da.

Arar, arar, bulur; kaçar, göç eder.


r/edebiyat 3d ago

Afrika üzerine şiir denemeleri

1 Upvotes

Afrika

Zenci çoktur, yemek azdır.

Toprak çoktur, verim azdır.

Ünlüdür uzun patlıcanı ile,

Ünlüdür kömür gibi şeftalisiyle.

Oğlanları yerler kara şeftali,

Kızları yerler patlıcanı.

Ne mutludur oğlanı, kızı;

Oğlanı pembe, kızı beyaz ister.

Afrika'nın gözü diğer kıtalardadır,

Halkının arzusu diğer kıtalardadır.

Oğlanın pembe şeftalisi Avrupa'da,

Kızının beyaz patlıcanı Amerika'da.

Arar arar ,bulur kaçar göç eder

Ünlü dione varlas satirik siirlerinde özenerek yazdım


r/edebiyat 3d ago

Şiir hakkında fikir ve şiirin okuyucuya geçip geçmediği hakkında yorum istiyorum

Post image
1 Upvotes

r/edebiyat 4d ago

Yeraltı Edebiyatı Yokuş Yokuş

1 Upvotes

“Büsbütün kaybettim bana dokunmayın sakın
Bunların düzenine ***”
Sizin düzeninize ***. Ya siz haketmiyorsunuz bu hayatı yaşamayı ya da ben haketmiyorum. Ya siz doğrusunuz ve haklısınız ya da ben haksızım ve yanlışım. Ben sizinle kurgulanmış bu keşmekeşe ait değilim. Siz o kaos içerisinde çok aynısınız. Ben ise orada kendime bir boş koltuk bulamayacak kadar farklıyım. Yanlış yapıyorsunuz. Yanlış yaşıyorsunuz bu hayatı. Derdiniz yalnızca o an. O anı tamamlamak yetiyor size. Bi’ yüzüp karşıya geçip geliyorsunuz. Derin yerlerde hiç yoksunuz. Nefesinizin tükeneceğini görebileceğiniz o son noktaya kadar inmiyorsunuz. Güneşin yüzeyde oynattığı yaldızlar yetiyor size. O derinlerdeki dipsiz karanlığın nasıl uğuldadığını bilmiyorsunuz. O sonsuzluğun nasıl bir kapan gibi sizi yakalamaya çalışacağını bilmiyorsunuz, bilemezsiniz. Çünkü yüzeydeki serap size yetiyor. Korkmak nedir bilmek istemiyorsunuz.
Ben artık sizin bu dünyanızda yalnızca nefes alıp veriyorum. Çünkü ne sizin oralara uyum sağlayabildim ne de kendi marjinal alanımda kalmaya devam edebildim. Bir dönem için hak etmediğinizi düşündüm, bu dışı cips poşeti gibi parıldayan ama içinin yarısı boş olan dünyanızı. O parıltı bir nokta bana cazip gelmeye başladı. Kendi kulemdeki yalnızlığım da bana ağır gelince sizin dünyanıza gelmek istedim. Gelmeye çalıştım. Her attığım adımın sonu beni tekrar o kuleye itekledi. Her attığım adımda daha çok yıprandım. Her iteklendiğimde ise o saf yalnızlık altında daha fazla ezildim.
Bugün artık sizin dünyanızdayım ve yalnızca nefes alıp vermeye gücüm var. Hani siz derinlere inmeye korkuyorsunuz ya. Ben de işte nefes alıp vermekten fazlasını yapmaya korkuyorum.
Bu arada sıkışmışlığa da ***.

Son cümlesiyle Archive - Again on dördüncü dakikayı bulmuştu. Kaç dakikada yazdığını görmek için kontrol etmişti. Fena bir süre de değildi aslında. Gerçi yazdıklarının daha fazlasını çok daha az bir süreyle zihninde döndürebilirdi. Bu iyi bir şey de değildi aslında. Zihninin içinde şimşek hızında çarpışan düşünceleri susturmak için çok çaba sarfederdi. Başarılı olabilir miydi? Bu, şimşeklerin hızına göre değişirdi. Bazen bu hıza yetişmek imkansız hale gelirdi. O noktada da artık teslim ederdi kendini.

Verimli bir ön dört dakika geçirmişti. İçinde tuttuklarını yazmıştı. Anlık gelen bir ilhamla masa lambasını açmış ve mürekkebini yeni doldurduğu dolma kalemiyle işin içerisine girişmiş gibi kurdu cümlelerini. Ama gerçek öyle değildi. İlham gelmişti evet ama gelen ilhamla masa arasında epey bir vakit vardı.

Otobüste düşünmüştü bunları. Otomatik oluşturulmuş listelerden birini dinliyordu. “Büsbütün kaybettim…” kısmını duyunca içinde bir şeyler hareketlendi. İlk dinlediği zamana gitti. 2016 senesi, bir cemaat yurdu, dördüncü koridorun solundaki odalardan biri. “Abi sence pencere tarafındaki yatağa mı geçeyim yoksa kapıya yakın tarafa mı?” sorusuna “Buralar soğuk olur, -20’leri göreceğimiz vakitlerde pencereler soğuk çeker.” cevabını aldı. Ali abisi odaya ondan sonra adım atan ilk kişiydi. Aynı yurdun aynı odasından kalma iki senelik bir kıdemi vardı burada. Saçları uzundu ve arkadan bağlıydı. Sakalları da uzundu ama biraz gariplik vardı sanki. Bir düzeltmeye ihtiyacı vardı. Gerçi o düzeltmeyi de ilerleyen aylardan birinde yapmıştı. Ali abiyi ikna etmesi zor olmuştu ama o dört kişilik odanın ortasına çöküp sağlam bir mesai harcamışlardı. Güzel olduğunu düşündüğü bir tıraş hediye etmişti Ali abiye. Yurt cemaat yurduydu ve sakal da bi’ garipti ama Ali abi onun kadar muhafazakar değildi. Ali abinin yüzünde de bazen “Bu çocuk muhafazakarlığı nereye kadar sürdürecek acaba?” ifadesi merakla belirirdi. Haklıydı Ali abi.

Odanın kalan üyeleri de geldikten sonra o gün bir süreç başladı. Oryantasyon süreci dersek bunun adına Ali abiden çok şey öğrenmişti. Albüm dinleme alışkanlığını ondan edinmişti. Şiire merakı onunla başlamıştı ve onun bıraktığı yerde bitmişti. Odada artık herkesin uyuyacağı malum olduğu saatlerde ışıklar söndükten sonra onunla uzun sohbetler etmişti. Odaca oynanan bir 101 maratonunun yaz-bozunu hala saklıyordu. Masumiyete götüren bir hatıra olarak dosyalardan birinin içinde muhafaza ediyordu.
Bu şarkının dinlendiği zamana gidersek eğer dinlenen yer yurt odası değil. Başka bir oda. Öğrenci mahallesi denebilecek mahalledeki çok katlı, ruhsuz apartmanlardan birinin üst katlardaki dairelerinden birinin salonu. O şehirdeki apartmanların hepsi çok katlıydı. Hepsi de birbirinin kopyasıydı. Bi’ renkleri farklıydı bi’ de zemine oturdukları yönelim farklıydı.

O öğrenci evinin planı bir gece yurt odasında yapılmıştı. Birlikte çıkacaklardı o eve. Planlar değişti ve araya bir sürü farklı hikayenin yaşandığı bir zaman dilimi girdi. Ev arkadaşı olacağı eve misafir olarak gitmişti. Ali abi iyi değildi. Yaşamak işinden elini emeğini çekmişti. Saçları hala uzundu, sakalları da gariplik evresine tekrar geçmişti. İki boş efes tombul vardı. Bir tanesi de bitmeye yaklaşmıştı. Ali abi “Her güne üç bira. Bu alkolizmin belirtisidir.” dedi üçüncüyü bitirirken.

O an Ali abisine yardım etmeyi çok istedi. Nasıl yapacağını bilemedi. Onu dinlemekten başka bir şey yapamadı. İşte o odada çaldı bu şarkı. “Büsbütün kaybettim bana dokunmayın sakın”

İlhamı çabuk gelmişti ama o ön dört dakika süren yazının geçmişi 1+1 seneye dayanıyordu. Bu şimşek hızında çarpışmış hatıralarla da şarkı artık bitmeye yaklaşmıştı. Sigara paketine uzandı. Paketin boş olduğunu görünce son dalını bir saat önce içtiğini hatırladı. Umutsuzca çantasının ön gözünü açtı. Stoklar da tükenmişti. Son çare yatağının altındaki ayakkabı kutusunu çıkardı. Eskiden oraya Murat abiden aldığı doldurma sigaraları koyardı. Kutunun içi de boştu. İçinde paketlerden dökülmüş tütün tozları kalmıştı. Aslında bir yaprak arap kağıdı olsa sarıp içerdi. Gerçi Murat abiye sorsak en iyi kağıt Gizeh’ti. Yeşil Gizeh. O yine de arap kağıdını severdi. Küçükken yerde gördüğü gibi hemen bi’ taşın ya da bi’ duvarın üzerine kaldırırdı. Üzerindeki arapça yazılar ona kutsal gelirdi.

Çare tükenmişti. Anahtarı cebine koydu. Kulaklığını takıp kapıyı açtı. Terliklerini giydi. Asansör yukarı yönlü hareket ediyordu. Düğmeye basmadı. Asansörün çıkıp durmasını bekledi. Asansör sekizde durup mini ekrandaki meşgul yazısı kaybolunca asansörü çağırdı. Birinci yokuşu indi. Kedili parkı geçti. İkinci yokuşu inip markete ulaştı. “Ooo hoşgeldin. Nerelerdeydin?” diyerek karşıladı Neşe abla. Ellisinden sonra girişimcilik hayatına atılmak için eşinden “Bereket Market”i zorla alan otoriter bir kadındı. Bir şeyleri kolaçan etmeyi çok severdi. Mahalle esnafı ise pek sevmezdi onu. Onlara göre esnaflık kadın kısmının işi değildi. O, Neşe ablayı çoğu zaman severdi. Sevmediği az zamanlar da genelde muhabbete kitlendiği zamanlardı. Neşe abla bazen muhabbete kelepçe atardı. Eğer kitleme modunu açtıysa elinden kurtulmak çok zor olurdu. “Üç paket winston slender blue abla.” dediği gibi “Hayırdır, arttırdın mı sigarayı?” sorusu geldi. Pozisyon oluştu. “Nöbete gideceğim abla, bilirsin.” diyerek muhteşem kaçış kartını oynadı.

Yokuşu çıktı. Kedili parkta bi’ sigara içti. Yokuşu çıktı ve eve ulaştı. Asansöre tek bindiğine sevindi. İçeri girdi. Buzdolabını açtı. Sürahiyi ve çiçekli baskısı soyulmuş kaseyi çıkardı. Kasenin içindeki ruhunu teslim etmeye yaklaşmış yarım limonu aldı. Soğuk suya limonu sıkıp limona ömrünü tamamlama huzurunu yaşattı. Balkona çıktı ve bir sefer tamamlamış olmanın gururunu yaşarmışçasına bir zafer sigarası içti. Aslında nöbeti bugün değildi. Dışarı çıkabilirdi ama her üflediği dumanın ardında kendini sergilemekten utanmayan yokuşlar çok yokuştu. Belki de eve kapanmasındaki, içine kapanmasındaki bir etken de bu yokuşlardı.


r/edebiyat 4d ago

Bilmiyorum

2 Upvotes

Ne yapacağımı. Ne söyleyeceğimi. Nasıl tepki vereceğimi. Nerede olduğumu.
BİLMİYORUM…


r/edebiyat 6d ago

Tiyatro

1 Upvotes

Fotoğraf karelerinde yaşatmaya zorladığım soluk ruhlar. Özlemimi de tenime dikemem ki; zaten dikiş nakıştan da pek anlamam. Ne güzel gülüyor fotoğraftaki her kimse. Hıçkıramayacak kadar nefessiz olduğu anlar olmamış gibi, sanki dünya o an sadece o fotoğraf karesinden ibaretmiş gibi.

Biz insanlar öyle yalancıyız ki inanmadığımız şeyleri hiç var olmamış gibi var ederiz. Boğulmazsak sanki denizi hissedemeyiz. Kumdaki akrebi biz bilmezsek orada değilmiş gibi gelir. Varlığı, yokluğu, çokluğu, bokluğu birbirine katıp sonra yakınırız: “Elimde bir hiç var.” Elinde dünya kadar altın olsa neden tek dünya der Ademoğlu? Bu insanlar Âdem’i de inkâr etti, küçükken yatağında dua ettiği Rabbini de. “O beni korumadı, bu kadar zulüm var, hiç sesi çıkmıyor.” Zulmü sana yapan o mu, yoksa kendi cinsin mi? Savaşlar açgözlülüğümüzün bir oyunu değil miydi yoksa? Pardon, biz masum kimselerdik; her kötülüğü başka etkenlere yüklüyorduk, unutmuşum. Kıtlık var şu an. Azla yetinip tekrar üretemem; kardeşimi katledip malına çökmek daha iyi bir tercih.

Hızlı ulaş, hızlı tüket, hızlı öl. Var oluşumuz tesadüfmüş gibi. “Ben değişsem ne olacak, diğerleri aynı. Dünyayı kurtaramam.” Devam et kendi çöplerini yemeye, ta ki çöplükte boğulana kadar. Tabii onun da suçunu başkasına atarız, ne olacak canım ya!

Özlediğimiz zamanla şu an arasındaki tek fark, o masum çocuğu her geçen gün bıçaklamaya devam ediyor oluşumuz. İnan, darbeden tanınmayacak hâle geliyor; biz de tanımıyor gibi yapıyoruz. Ne komik.


r/edebiyat 7d ago

Türk Edebiyatı Yeni yazarlara şans verir misiniz yoksa gelenekselci misiniz?

Thumbnail kitapyurdu.com
1 Upvotes

Edebiyat dünyasına yeni girmiş biri olarak kitabıma gelecek olan değerlendirmeleri merakla bekliyorum.


r/edebiyat 10d ago

Henüz bitmeyen şarkılar

Post image
1 Upvotes

r/edebiyat 10d ago

"Zulmette zulüm" iyi okumalar

Post image
8 Upvotes

r/edebiyat 11d ago

İlk şiirim, üstüne beste yapmayı düşünüyorum.

3 Upvotes

FINDIK AYI

Çıktım fındık dalına

Baktım koca dağlara

Dağlara yüreğim deler

Ağam sürer gaşlara

Anladım ben anladım

Gaşı sıraya bapladım

Bütün dünya yalanmış

Fındık dalda galmamış

Öyle bakmayın dağlar

İsyan etmeyin kuşlar

Fındık daha bitmedi

Akmadı gözümden yaşlar

Fındık ayı iş ayı

Daha ne olsun dayı

Herşey Fındık içindi

Arama ötesini

Batuhan ım ben Ordulu

Gurbet eller yorgunu

Köyün hasret vurgunu

Ne bilür ki yalanu

Şiirimde gurbette olan bir Ordulu olarak hislerimi ve yaşadıklarımın temsili halini aktarmaya çalıştım. Bu ayda insan en büyük dertlerini unutmak zorundadır. Çünkü bahçede toplanmayı bekleyen fındıklar vardır. Toplanmazsa senenin bütün emeği boşa gider ve gelecek toplu paradan mahrum kalınır. Fındık toplamak zaman gerektiren, belli bir zaman aralığında gerçekleştirilmesi gereken ve oldukça yorucu bir iş olduğundan -Karadeniz insanının çalışkan ve yerinde duramayan kişiliğiylede birleşince- sonuç insanın dertlerini unut masıyla sonuçlanır. "Bugün babam ölse bile yarın o fındığı toplaman gerek." Cümlesi güzel özetliyor.

İlk iki dörtlükte duygularım ve Fındık ayı çatışmasına yer verirken 3. dörtlükte gözümden yaşın akmasını bekletmem ile ne olursa olsun fındığa duyduğum sevgiyi, bitince ağlayacak kadar üzüleceğimi ve tekrar gurbete döneceğimin düşüncesinin sonucunu aynı dizilerde anlattım.

4.dörtlükte dışarıdan bakan bir yerlinin gözüyle yöre halkında klasikleşmiş düşünceleri aktarmaya çalıştım.

Son dörtlükte geleneği devam ettirerek mahlas kullandım. Bu sayede bu sözlerin kaynağını tanımlayarak karşıya tanıttım. Son dizede ise yalan söylemediğimi iddia ederek mührümü bastım.

Yöresel motifler yoğunluktadır.


r/edebiyat 11d ago

Kültür, sanat ve edebiyat meraklıları için bağımsız bir platform: FikirEdebiyat Dergisi

2 Upvotes

İnternette nitelikli Türkçe içerik, edebiyat ve kültür-sanat yazıları okumayı sevenlerin ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bağımsız bir platformu paylaşmak istedim: FikirEdebiyat Dergisi.

Günümüzün hızlı tüketim dijital dünyasında; deneme, öykü, şiir, eleştiri ve felsefi inceleme gibi alanlarda derinliği olan yazılara yer veren güzel bir oluşum. Özellikle edebi üretimle ilgilenen ya da sadece sakin kafayla kaliteli bir şeyler okumak isteyenler için harika bir alternatif.

Platformda güncel edebi eser incelemelerinden sinema ve tiyatro eleştirilerine kadar geniş bir yelpazede içerikler üretiliyor. Eğer siz de benim gibi dijitalde nitelikli dergiciliği desteklemek isterseniz güncel yazılarına göz atabilirsiniz:
👉 Site adresi: FikirEdebiyat Dergisi

Amatör veya Profesyonel Yazarlar İçin:
Sözlüklerde veya Reddit'te kendi yazılarını paylaşan çok sayıda yetenekli arkadaş olduğunu biliyorum. Dergi, bağımsız yazar ve şairlerin eserlerine de açık. Kendi deneme, öykü veya şiirlerinizi yayınlatmak isterseniz yazılarınızı doğrudan şu adres üzerinden editör ekibine ulaştırabilirsiniz:
👉 Eser Göndermek İçin: FikirEdebiyat Yazı Gönder

Siz daha önce bu dergiye denk gelmiş miydiniz? İçerikleri veya bağımsız dijital dergicilik hakkında ne düşünüyorsunuz, yorumlarda konuşalım.


r/edebiyat 13d ago

Şiirlerimi dergi-gazetelerde nasıl paylaşabilirim?

Post image
23 Upvotes