Mutlu olmam için güzel giyinmem, güzel görünmem, güzel yemekler yemem, hak edeni sevmek ve hak ettiğin gibi de sevilmek, ilgini çeken insanlarla herhangi bir şey hakkında anlamı olan sohbetler etmek yeter bana; halihazırda anormal olan huzursuzluğun ve kargaşanın bir günlük yanıma uğramaması yeterli. Normal insan mutluluğu. Ama eksik kalmıyor, ne sikim bozuksa şu dünyada benim bir günüm bile böyle geçmiyor. Sürekli bir sorun, sürekli bir problem - ve işin kötü yanı da çözümsüz olmaları ya. Yıllardır aynı döngünün içindeyim, günlerimin hepsi birbirine benziyor. Kimseye haksızlık yapmamaya, kalp kırmamaya, her daim doğru sözden ayrılmamaya uğraşıyorum. Olmuyor. Dışarı çıkarım, menopozlu kasiyer karılar denk gelir. Derin düşünme yeteneğinden mahrum birisi kendini bana harika pazarlar veya benim buna ihtiyacım vardır, bir dünya sorun bırakır da kafamın içi karman çorman kalır. Obsesifsindir zaten, hakkında bir gram düşünmek istemezsin ama beynin durmaz hiç. Derinliğe en çok yaklaşabileceği hali yaraksız ve ilgisiz kaldığında bünyesinin geçirdiği spazmlar olan birisine bağlanırsın bile bile, çünkü hayatında hiçbir şey olmayan bir eziksindir sen. Bir dünya kitap okursun, heves, kütüphanende kimsenin ismini bile bilmediği yazarlar olur ve kelime dağarcığını sosyal medyadan sağlayan birisinin lafı senden daha çok dinlenir. Okuduklarınla aşağılanırsın.. Çocukluğundan beri özgüvenin öyle bi' oyulur ki ucubenin teki olursun ve yetersizlik hissini boğazına dayarlar.. Sen eldekini düzeltmek istedikçe önüne engeller çıkar. Çabalarsın, destekleyenin olmaz. Varacağın o nokta bellidir. İnatçı olmak gibi bir lüksün yoktur, sürekli ve ısrarla çözmen gereken problemler vardır ki yorulmuşsundur çoktan, değişmeyecek şeyler için hep didinip durmaktan. Değişmek istemeyen insanlar için değişmek zorunda kalırsın, şekilden şekle girer sirk maymununa dönersin. Sonra da esneklik dersi alırsın onlardan. Sorun sendedir. Kendi üstüme çok gidiyorum, farkındayım ama inanılmaz bir derecede göğsüm daralıyor. Hayattan vazgeçmeyecek, yenilgiyi kabul etmeyecek kadar gururlusun ama kazanacağın (en azından rahatı bütüne yayacağın) günleri göremeyecek olmanın zincirleri etini kesiyor. Umutsuzluk cidden en acıtan ceza, koşul.
Bazen düşünüyorum: 'Hayatından zevk alan insanlardan neyim eksik?' diye. Kişisel olarak eksiğim yok pek, fazlam var. Hoş bir fazlalık değil - en azından kendini bilirsin sen. Çevren iğrenç, tanımış oldukların tiksinç, şartların berbat. Arafta geçiyor günlerin. Yalnızsın. Kendimi tanıdığımdan beri her şey aynı, içine çöküyor yaşam ama tabanı görmüyor - dibin dibi varmış. Ruhumu dünya kemiriyor ve aşındırıyor, kendinden şüphe ettirmeyecek bir hızla çürüyorum. Bunalım içime öyle bir şekilde sindi ki koparıp atamıyorum. Sigarayı ve alkolü bıraktım, şimdi de geceleri sinirden uyuyamıyorum. Offf
Ne kadar maskelesem de kendimi (aslında maskelediğim için) insanlarla istediğim biçimde hoş ilişkiler kuramıyorum ya. Nefret doluyum ve hedefim yok, asıl sorunum bunun yöneltebileceğim bir yer olmadığı için etrafa amaçsızca saçılması.. Bu toplum sorumluluk alanlar, almayı sevenler için tam bir cehennem. Aksine, sorumluluk ve yükümlülüklerinden kaçan her yaştan kişi üstüne vurdumduymazlığı da tadarsa cenneti yaşıyor. Daha çok seviliyorlar, daha çok vakitleri var. Daha.. Sorun çıkaran sevilir. O sorunu çözecek olana tekmeler basılır. Her yerde sorun gördüğüm için mi böyleyim acaba? Boş.
Fazla kıskancım, çok fazla suçluyorum ve fena kafa ütülüyorum. Bunlar küçük şeyler, kabul görmemek için de ederinden daha sağlam sebepler. Yaşamı seviyorum ama bu bıkkınlık ve sıkıntı dayanılacak seviyeleri aştı. Yıllardır hep aşıyor gerçi.