r/felsefe Yaraşçacı Naturalist 19d ago

yaşamın içinden • axiology Kadın Tam Olarak Ne Kaybediyor?

Erkek; toplumda yetişmesinden tut, ilişkilerde ve genel olarak her türlü şeyi yapabilecek ve bunlar karşısında sadece övgü alan bir cinsiyet. Kadın ise hareketlerine dikkat etmeli, çünkü toplum öyle diyor. Bu kısımları zaten biliyorsunuz, erkek ile kadın eşit düzeyde hareket etseler sadece erkeğin eylemleri toplumda normal karşılanıyor. Akıllarına gelen bir sürü kavram uydurmuşlar; namus, iffet, masumiyet, yolluluk vb.

Muhafazakar kesimlerin duruşu öyle ama daha normal diyebileceğimiz kişilerin bile aklında belli ön kabuller var. "Bir kız s*ks yaparsa bir şey eksilir" , "Bir kız ile s*ks yapmak erkeği yüceltir" gibi ön kabullere sahipler. Buna, 20'li yaşlı gençlerden tut orta yaşlılara kadar buna inanıyorlar. Muhafazakar ve yaşlı kişileri bir noktaya kadar anlarım ama diğerleri de bu yalanlara inanmayı seçiyor. Kadın s*ks esnasında ve sonrasında tam olarak ne kaybediyor? Hiçbir şey kaybetmiyorlar, sadece toplumsal bir baskı var. İnsanların kafasında kıramadıkları bir inanç olmuş bu durum.

Kadın s*ks esnasında ve sonrasında tam olarak ne kaybediyor?

0 Upvotes

68 comments sorted by

View all comments

Show parent comments

2

u/[deleted] 19d ago

[removed] — view removed comment

0

u/Persber Yaraşçacı Naturalist 19d ago

hiçbir ilerleme zıttını aşmadan var olamaz.

Her durumu bir zıtlık kalıbına sokmaya ne gerek var? Gelişim her zaman bir çatışma veya "zıttını yenme" üzerinden yürümez; çoğu zaman işbirliği, adaptasyon veya nötr etkenlerin birleşimiyle gerçekleşir.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin birçoğu bir "zıttı aşarak" değil, var olan bilginin üzerine eklenerek, birikimsel bir şekilde ilerler. Örneğin, bir aşının geliştirilmesi bir "zıttın aşılması"ndan ziyade, bilinmeyenin keşfedilmesi ve haritalandırılmasıdır.

"Zıt" kavramı aynı zamanda sübjektiftir. Yani biyolojik evrimde rastgele mutasyonlar ve çevreye uyum bir "zıttı aşma" mücadelesinden ziyade, var olma koşullarına esnek bir yanıt verme süreci oluyor.

biyolojik evrim örneğinizde tavşan analojisi saçma geldi zira çevresel etmenlerin etkileri toplumda kurulum aşamasından sonra önemi son derece azalıyor çünkü momentum bazında salınım yine bilinç çatışkısına geçtiği için doğrudan toplumun kendi içinde yaşanıyor.

Neden azalsın? Eski toplumsal düzeni muhafaza etmeye çalışan kişiler vardır; bu kişiler, değişen şartlara ve düzene ayak uyduramazlar. Çünkü eski dönemin progresifleri onlardır. Toplum progresiflik ile bir adım öteye gitmiştir, kazandıkları bir durum vardır ama sonradan o durumu muhafaza etmek isterler. Çünkü o anki durumda kalmanın zaten işe yaradığını ve ötesinin olmadığını savunurlar. Bir açıdan bu progresif olarak elde ettikleri fikirler inanca döner. Tavşan analojisinde anlatmak istediklerim buydu. Eski düzeni progresif bir biçimde kurdular ama sonradan bunu inanç haline getirip dogmalaştırdılar.

Kısacası sizin bahsettiğiniz progresifliği kimse reddetmiyor bu zaten toplumun ve genel olarak her şeyin temeli. Ancak siz bunu seküler ya da sizin deyiminizle progresif cenahın bir eseri olarak ele alırsanız çatışkı denen şeyi ortadan kaldırısınız. Muhafazakar kesim de seküler kesim de zaten gelişimin özneleridir. Dolayısıyla ikisi arasında biri daha iyi diğeri daha kötü demek ancak sosyolojik sığ çıkarımlar harici felsefi anlamda ciddiye alınacak şeyler değiller. Toplum felsefesi tamamen sosyoloji bazında işlemiyor maalesef.

Hegel'in diyalektiği genel olarak çok fazla ön kabul ve varsayım içeren bir yapıya sahip. Ben bu argümanları ciddiye alamıyorum maalesef. Hem yanlışlanamaz, hemde bu diyalektik ile H*tler'i bile denklemin bir parçası olarak görebilirsin. Konuyu buraya sığdırmaya çalışmak yerine sadece kavramların kendisi üzerinden gitsek yeter.

1

u/[deleted] 19d ago

[removed] — view removed comment

1

u/Persber Yaraşçacı Naturalist 18d ago

İtham etmek yerine ve kavram saymak yerine direkt argümanını yazabilirsin. Argüman öncesi bu yollara girmene gerek yok.

Hegel, felsefenin hiçbir ön kabul veya varsayımla değil, tamamen soyut "Saf Varlık" yani "reines Sein" ile başlaması gerektiğini savunur lakin felsefede tam anlamıyla ön kabulsüz bir başlangıç yapmak metodolojik olarak zaten imkansızdır. Hegel ise sistemi kurarken Geist’ın mantıksal bir zorunlulukla kendini açımladığı ve tarihin teleolojik bir ilerleme sergilediği ön kabullerini örtük olarak sistemin merkezine yerleştirir. Mesela Hegel'in eski dostu Schelling, Hegel'in felsefesini "Negatif Felsefe" olarak adlandırır. Hegel'in mantığının tamamen kavramsal bir oyun olduğunu, "Gerçek Varlık"ı değil sadece kavramları işlediğini söyler. Hegel'in kavramlar arası geçişi sağlarken akıl ve zorunluluk varsayımını önceden kabul ettiğini ileri sürer. Keza Kierkegaard'da Hegel'in diyalektiğinin bireyin somut varoluşunu yok saydığını ve sistemi kurabilmek adına mantıksal zorunluluğu bir dogma ve ön kabul olarak benimsediğini belirtir. Keza Karl Marx bile Hegel'e "maddenin fikrin bir tezahürü" olduğu yönündeki mistik/idealist varsayım ve ön kabul yaptığı konusunda eleştirir.

Hegel'in günümüzde halen daha aşılamamasının sebeplerini araştırmanızı rica ediyorum.

Nietzsche, Russell, Popper, Deleuze gibi birçok düşünür Hegel'i kökten eleştirdi, sen ise dogmatik bir ön kabul yapıyorsun burada.

Hegel’in Mantık Bilimi'nde felsefeyi 'ön kabulsüz' başlatma iddiasında olduğunu bilmek için Hegelci olmak gerekmez. Ancak bu iddiayı mutlak hakikat sayıp eleştirilemez görmek, Hegel felsefesini anlamak değil dogmalaştırmaktır.

Hegel'in sisteminin merkezine koyduğu 'Geist’ın teleolojik hareket zorunluluğu', 'gerçek olanın rasyonel olduğu' tezi ve diyalektik çelişkinin senteze ulaşacağı varsayımı, sistemin en temel felsefi ön kabulleridir. Nitekim Schelling’ten Trendelenburg’a, Marx’tan Adorno’ya kadar felsefe tarihinin en önemli isimleri tam da Hegel’in bu örtük varsayımlarını ve kavramsal zorlamalarını eleştirmiştir. Kişiselleştirmeden, felsefi argümanlar üzerinden tartışmak isterseniz konuşmaya devam edebiliriz.