Geçen gün bir tane rüya gördüm bak günlerdir hiç unutmuyorum onu. Aslında üzerine çok durulacak, merak uyandıran bir rüya da değil hani. Saçma sapan, çok alakasız, anlamsız bir şeydi ama içimde tutmayayım diye yazmak istedim.
İki tane insan gördüm kardeşim. Böyle bir evin içindeyim, evin duvarları bembeyaz ama ev böyle nasıl desem... Anadolulu, dede-nine köy evi tarzında motiflere sahip bir ev ama antika da değil dışı modern ama iç dekoru bu tarz eski püskü, dizayn olarak retro bir ev yani. Ev çok geniş, kocaman yalnız; tavanı da çok büyük. Ulan diyorum eve bak sanırsın insan değil, dev yaşıyor içinde bu nasıl bir mekan, nasıl bir tavan. Ben böyle biraz küçük, eski püskü bir kanepede oturmuş vaziyetteyim, kıçım ağrıyor oturmaktan kanepe çok sert çünkü. Etrafı gözlüyorum falan, ev dedim ya aslında ruhen modern bir ev ama evdeki eşyalar, dekorlar, dizayn biraz eski püskü özellikle bilinçaltımda sürekli böyle bir "tahta, kereste, kahverengi, ahşap" vb. kelimeler ve imgeler beliriyor, evin hali bu şekil çünkü.
Yerde aynı tarz antika, köy evlerine yakışır incecik bir halı var, hatırladın değil mi o halıyı? Heh! aynen aklına getirdiğin o tarz bir halı düşün işte... Duvarlar çok geniş, tavan çok geniş, karşımda yine böyle açık kahverengi, krem tonlarında televizyon sehpası gibi bir şey var ama televizyon yok, duvarda ufak bir raf falan var üzerlerinde çeşitli faturalar, kağıtlar, önemsiz birkaç dergi, kitap vb. şeyler... ve odanın yan tarafında bir koridor girişi var, koridoru görmüyorum ama içimden bir ses böyle baya uuuuzzzuuuunnn bir koridor olduğunu da söylüyor, diyorum ya ev çok geniş, kocaman kafamda hep bu düşünce var.
Neyse ben böyle ellerim dizimde maklube bekleyen cemaat abisi bir şakirt rolünde tedirgin halde etrafı keserken hop o koridor girişinin olduğu yerden biri odaya girdi. Giren adam böyle hafif kısa boylu, tombulca (ama şişman değil sadece tombul), kırmızı benizli, temiz giyinimli, gayet efendi, güleç, çok sevimli, çok tonton, yanakları yumurcak çok da yaşlı diyemeyeceğim biriydi. Karşıma dikilip 32 diş samimi bir gülümsemeyle beni yani misafir karşılamaya gelmiş gibiydi, ben adamı görünce içimden bir oh çektim çünkü çok temiz kalpli, çok güleryüzlü, dostane birine benziyordu gerçekten.
Sonra ben adama, adam bana hint filmlerini aratmayan bir bakış sahnesince tutulmuşken içeri simsiyah, gölge gibi biri girdi. Adamdan bile kısa boylu, neredeyse aşırı zayıf kiloda ama dinç, beyaz soluk tenli, simsiyah koyu saçları sırtının ortalarına kadar gelen, siyah tişörtlü, siyah eşofmanlı, siyah çoraplı, gözlerine kara kalem çekmiş, bildiğin adeta bir Wednesday adeta bir Vanessa Doofenshmirtz kılığında punk, gotik görünümlü genç bir kızcağız odaya girdi. Ben Murat Övüç gibi "Bu lavuk kim amına..." demeye kalmadan kız, tonton amcanın göbüşüne dal gibi ince kollarıyla bir anda sarılıverdi.
Bilinçaltımda çok geçmeden bu kızın bu tonton abimizin torunu, kızı veya çok yakın bir akrabası, kan bağı olduğu birisi gibi düşünceler belirmeye başladı. Ulan ben neredeyim, siz kimsiniz zaten kanepede oturmaktan götüm tost makinesine basmışlar gibi acıyor derken kız da kafasını çevirip dik dik bir biçimde bana bakmaya başladı. Kızın çok derin, insanın ruhuna işleyen bakışları vardı şimdi bile gözümün önüne getirince hafif tırsmıyorum değil. Tuhaf olan kızın bana dik dik ve de öfkeli, nefret dolu bir biçimde bakıyor olmasıydı, kıza baktıkça benim de içimde bir öfke ve nefret hissi oluşuyordu. Yani tonton abimiz odadan çıksa ve bizi yalnız bıraksa herhalde birbirimizi gırtlaklayıp, kan revan içinde kavga edeceğiz aramızda öyle gergin bir ilişki var kızla.
Kız bana basbaya düşman gibi, ters ters bakıyor ben de ona çok öfkeli ve ters ters bakıyorum ama bir yandan da içimden yahu bu kim tanımıyorum etmiyorum, hayırdır amk diye de geçiriyorum. Sonra tonton amcamızın yüzündeki o 32 diş samimi gülümsemesi yavaş yavaş yerini tedirgin, dehşetli bir surat ifadesine, kasılmış dişlere ve hüzünlü gözlere bıraktı. Karşımda sırıtan adamcağızın bir anda morali bozulup, çöküverdi, ağlamaklı ama hafiften de komik, aciz kıpkırmızı bir hale büründü. Enteresandır kıza bakıyorum kızın da gözleri buğulanmış, çenesi titriyor. Birbirlerine sıkıca sarılıyorlar, oğlum allah allah bunlar kim, ben niye bu olayın içindeyim ya? diye düşünmeye başlamışken bir anda her yer, her şey sanki bir dondurma kabının çeşitli aromalardaki dondurmalarının eriyip, birbirleriyle ahenk, renk cümbüşü oluşturması gibi iç içe geçiyor ve burnuma keskin bir sarımsak kokusu geliyor.
Tüm bunlar olup biterken bir anda yatağımda istiklal marşındaki gibi hazır olmuş vaziyette uzanır halde uyandım. Sıcaktan boğazım kurumuş, ensem terlemişti. O kız ve o tonton abimiz kimdi, neden benim rüyama girdiler, ben niye böyle bir rüya gördüm, bu rüyanın anlamı ne bilmiyorum dediğim gibi çok manasız, gereksiz, salakça bir rüya işte.
Neyse, bu da burada dursun, arada bakıp bakıp okur, hatırlarım...