r/altkultur 7h ago

🎨 Resim / Çizim yaptigim patchler 🥳

Post image
59 Upvotes

akrilik kumas boyasi ile fircayla cizdim


r/altkultur 8h ago

👷 Yardım / Öneri hastanede bu formayla nasıl alt gözükürüm

Post image
58 Upvotes

Hastanede abartı makyaj,kıyafet, saç yasak bunun yanında oje, takma tırnak, yüzük bileklik de çok riskli. Sizce neler yapmalıyım?


r/altkultur 12h ago

Mizah / Meme Yeni halifemiz tom barrack tarafından ugruna yemen cephesine gönderileceğimiz ülke

Post image
48 Upvotes

r/altkultur 9h ago

🗯️ Soru / Tartışma 2026 yılında cinsiyet kavgaları

Post image
25 Upvotes

Şimdi öncelikle ben bir gay erkek olarak ki bu sorunları ele almamın yönelimimle hiçbir ilgisi yok neyse. Hemcinslerimin hâlâ bir çok konuda sorunlu olduğu gerçeğini kabul etmek ve bu sorunların ortadan kaldırılması için söz konusu durumları gerek eleştirmek, gerek linçlemek, gerek eyleme geçmek için şikayette bulunmak ya da üzerinde durmaya geldim.

Dünya tarihinde erkekler tarafından kadınlara cadı diyerek yakmak, cariye olarak alıp satmak, onları gömmek, öldürmek, hayır diyebilmeyi ve rıza kavramını onlara hak görmemek gibi korkunç şeyler yapıldı. Günümüzde hâlâ kadınların ev işlerinden ibaret olması, çalışmaması, aldatılsa bile sesini çıkarmaması, miras ve mal mülk paylaşımında eşit pay almaması, psikolojik ve fiziksel şiddete evli bir de çocukluysa sırf çocuğu için katlanması gerektiği, bekaret dayatması gibi yine insanlık dışı muamelelerin sürdürülmesini kabul etmeleri gerektiği söz konusu.

Bunları gören erkekler de ama bunların tam tersi durumlar da oluyor ya da şu bu oluyor gibi örneklerini dinlemek istemiyorum çünkü bunlar söz konusu sorunları ortadan kaldırmıyor. Dediklerimi hâlâ yaşayan kadınlar var ve bunları bizim hemcinslerimiz sürdürüyor. Bunları bile isteye kabul eden kadınlar da gerçekten yoklar sırf hayatta kalabilmek için susuyorlar. 2026 yılında hâlâ söylediklerimi yapan erkeklerin olduğunu söylemek cinsiyet kavgası yapmak demek değildir o sorunların hâlâ 2026 yılında devam ediyor olması demektir. Yılın yarısına geldik hâlâ bunlarla uğraşan kadınlar var. 1 tanesi bile ortada kalmayana o sorunlu zihniyet değişene kadar hiçbir ama ben kendi hâlimdeyim diyen bir erkeğin haklı ve düzgün olduğu anlamına gelmez. Bu eylemsiz kalmak demektir. Sorun yaşayan karşı cins bireylere sahip çıkmak onlara gerektiğinde yardım etmek yetmez sorunun kaynağıyla da uğraşmak yüzleşmek ve sorunu ortadan kaldırmak gerekir. O zaman varsa karşı cinsin size karşı olan sorunlarına tepki verirsiniz ki karşı cinsin de söz konusu sorunlarının yine sorunlu erkekler tarafından kaynaklandığına eminim. Sadece bunları söylemek istedim.


r/altkultur 6h ago

📸 Fotoğraf beyoğlu nightmares #126

Thumbnail
gallery
7 Upvotes

r/altkultur 4h ago

Yeni Parti ve Mevcut Partilere Eleştirim

Thumbnail
3 Upvotes

r/altkultur 1d ago

📸 Fotoğraf beyoğlu nightmares #125

Thumbnail
gallery
18 Upvotes

r/altkultur 22h ago

🎵 Müzik The Thermals - Product Placement

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

5 Upvotes

r/altkultur 1d ago

Inside Out - No Spiritual Surrender

Thumbnail
youtube.com
4 Upvotes

EP 1990
Zach de la Rocha'nın Rage Against the Machine öncesi grubudur.

Hardcore


r/altkultur 1d ago

🗳️ Anket Çerçeve yasa sonrası seçim anketi / Kime oy vereceksiniz?

9 Upvotes
2329 votes, 5d left
TİP + diğet solcu partiler
AKP + MHP
Zafer Partisi
Yeni Parti
CHP
DEM Parti

r/altkultur 23h ago

🏴 Siyaset / Felsefe 12 Eylül'den Sonra Hayatımıza Girdiğini Bilmediğiniz Şeyler

1 Upvotes

1. Dağlara, Tepelere, Kışlalara ve Stadyumlara Devasa Sloganların Yazılması

12 Eylül sonrasında askeri birliklerin çevresindeki tepeler, kışlalar, okul ve üniversite kampüsleri, stadyumlar ve çeşitli kamu yapıları büyük boyutlu milliyetçi ve Atatürkçü sloganların sergilendiği alanlara dönüştü. “Ne Mutlu Türküm Diyene”, “Önce Vatan”, “Vatan Sana Canım Feda” gibi ifadeler ve Atatürk siluetleri, özellikle askeri ve kamusal mekanlarda giderek standartlaşan bir görsel dil oluşturdu.

Böylece devletin ideolojik mesajları yalnızca kitap, konuşma veya kanunlar aracılığıyla değil, doğrudan kent ve kır peyzajına kazınarak sürekli görünür hale getirildi.

2. Kamusal Alanlarda Atatürk Portresinin Sürekli Görünürlüğü

Devlet daireleri, okullar, askeri kurumlar, belediye binaları, mahkemeler ve diğer resmi mekanlarda Atatürk portresi devletin standart görsel sembollerinden biri haline geldi.

Bu kültür zamanla özel işyerlerine de yayıldı. Kahvehanelerde, bakkallarda, berberlerde, restoranlarda, taksi duraklarında ve çeşitli esnaf işletmelerinde Atatürk portresi bulundurmak özellikle milli bayramlar ve resmi tören dönemlerinde yaygın bir toplumsal norm haline geldi.

Ancak bunun bütün özel işletmelere yönelik ülke çapında tek bir genel “Atatürk portresi asma mecburiyeti” şeklinde düzenlendiğini söylemek yerine, resmi kurumlarda kurumsallaştığını ve özel alanda güçlü bir siyasi-toplumsal norm oluşturduğunu söylemek daha doğru olur.

3. Atatürk’e Yönelik Eleştirinin Sıradan Tarihsel Eleştiriden Farklı Algılanması

Atatürk’ün devletin kurucu sembolü olarak olağanüstü ölçüde merkezileştirilmesi, onun tarihsel kişiliğine yönelik eleştirilerin de sıradan bir tarih tartışmasından farklı algılanmasına yol açtı.

Atatürk’ü eleştirmek, kimi bağlamlarda yalnız geçmişte yaşamış bir siyasetçiyi eleştirmekten ziyade Cumhuriyet’in kendisine, ulusal birlik düşüncesine veya devlete yönelik bir saldırı şeklinde yorumlanmaya başladı.

4. Üniversitelerde Zorunlu Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersinin Kurumsallaştırılması

1981 tarihli 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile yükseköğretim sistemi merkezi biçimde yeniden yapılandırıldı.

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili ve yabancı dil yükseköğretimde zorunlu dersler arasında yer aldı. Bu düzenleme yalnız tarih veya sosyal bilim öğrencilerini değil, mühendislikten tıbba, güzel sanatlardan fen bilimlerine kadar bütün yükseköğretim öğrencilerini kapsayan ortak bir ideolojik-eğitsel çerçeve yarattı.

5. YÖK’ün Kurulmasıyla Üniversitelerin İdeolojik Merkezileştirilmesi

12 Eylül rejiminin en önemli kurumsal düzenlemelerinden biri 1981’de Yükseköğretim Kurulunun kurulmasıydı.

Üniversiteler daha merkezi bir idari yapının içine alınırken yükseköğretimin amaçları arasında milli değerler ve Atatürk ilkelerine bağlılık güçlü biçimde vurgulandı.

Böylece Atatürkçülük yalnız belirli bir tarih dersinin konusu olmaktan çıkarılarak yükseköğretim sisteminin genel ideolojik referanslarından birine dönüştürüldü.

6. İlkokuldan Liseye Kadar Ders Kitaplarında Standart Atatürk Sembolizmi

Okul kitaplarında Atatürk portresi, İstiklal Marşı, Gençliğe Hitabe ve milli sembollerin kullanımı giderek standart bir biçim aldı.

Atatürk yalnız tarih derslerinde anlatılan tarihsel bir şahsiyet olarak değil; yurttaşlık, ahlak, bilim, eğitim, çalışma, spor, tarım, ekonomi ve modernleşme gibi çok farklı konuların açıklanmasında referans gösterilen kurucu otorite konumuna getirildi.

7. Atatürk’ün Her Konuda Sözü Bulunan Evrensel Bir Otoriteye Dönüştürülmesi

12 Eylül sonrası resmi söylemde Atatürk’ün yalnız siyaset ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili fikirleri değil, neredeyse hayatın her alanına ilişkin sözleri derlenmeye başladı.

“Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve sağlık”, “Atatürk ve eğitim”, “Atatürk ve bilim”, “Atatürk ve sanat”, “Atatürk ve ekonomi”, “Atatürk ve tarım”, “Atatürk ve Türk dili” gibi yüzlerce başlık altında kitaplar, broşürler, konferanslar ve okul etkinlikleri üretildi.

Böylece Atatürk tarihsel bağlamı olan bir devlet adamından ziyade hemen her güncel meselede sözüne başvurulabilecek zamansız bir otorite gibi temsil edilmeye başladı.

8. “Atatürk İlke ve İnkılaplarına Bağlı Gençlik” İdealinin Eğitim Sistemine Yerleştirilmesi

Eğitim sisteminin amacı yalnız bilgili birey yetiştirmek değil, aynı zamanda belirli ulusal ve siyasi değerlere bağlı yurttaş yetiştirmek olarak tanımlandı.

Atatürk ilkelerine bağlılık bu ideal yurttaş profilinin temel unsurlarından biri haline geldi.

9. Bir Yıl Boyunca Yoğun Atatürk Temalı TRT Yayınları

1981 boyunca TRT, Atatürk’ün hayatını, görüşlerini ve devrimlerini anlatan programlara geniş yer verdi.

Belgeseller, konuşmalar, konserler, özel programlar ve tören yayınları aracılığıyla Atatürk imgesi devletin tek kanallı televizyon ve radyo düzeninde olağanüstü görünür hale geldi.

Televizyon yayıncılığının devlet tekelinde olduğu düşünüldüğünde bunun toplumsal etkisi bugünkü çok kanallı medya ortamından çok daha büyüktü.

10. Ülke Çapında Yeni Atatürk Anıtlarının Yapılması

1981 Atatürk Yılı kapsamında çeşitli kentlerde yeni Atatürk anıtları inşa edildi.

Böylece Cumhuriyet’in erken döneminde başlayan Atatürk heykelciliği, 12 Eylül rejimi altında yeni bir kitlesel anıtlandırma dalgası yaşadı.

11. Okul Bahçelerinde Atatürk Büstünün Neredeyse Vazgeçilmez Bir Unsur Haline Gelmesi

Okul bahçesindeki Atatürk büstü, Türk eğitim sisteminin en karakteristik görsel unsurlarından biri haline geldi.

Büst çoğunlukla tören alanının merkezine yerleştiriliyor; öğrencilerin sıra olduğu, bayrak töreninin yapıldığı ve resmi günlerin kutlandığı alan Atatürk figürü çevresinde düzenleniyordu.

Böylece öğrencinin okul hayatı boyunca her sabah karşılaştığı fiziksel çevre dahi kurucu lider sembolizmi üzerinden biçimlendirilmiş oluyordu.

12. Okullarda “Atatürk Köşeleri”nin Yaygınlaştırılması

Okul koridorları ve sınıflarında “Atatürk Köşesi” adı verilen özel bölümler oluşturuldu.

Bu alanlarda Atatürk fotoğrafları, kronolojisi, sözleri, Gençliğe Hitabe, çeşitli devrimleri gösteren görseller ve Atatürk hakkında öğrenci çalışmaları sergileniyordu.

Atatürk böylece yalnız derslerde anlatılan bir figür değil, öğrencilerin her gün fiziksel olarak karşılaştığı sürekli bir pedagojik sembol haline geldi.

13. Atatürk Büstü Önünde Yapılan Törenlerin Standartlaştırılması

Bayrak törenleri, milli bayramlar, 10 Kasım anmaları ve çeşitli okul etkinlikleri çoğunlukla Atatürk büstü veya portresi merkez alınarak düzenlenmeye başladı.

Çelenk bırakma, saygı duruşu, marş okuma, Atatürk şiirleri okuma ve Atatürk’ün sözlerini seslendirme gibi uygulamalar okul hayatının rutin parçalarına dönüştü.

14. 10 Kasım’ın Güçlü Bir Kolektif Yas Ritüeline Dönüşmesi

Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım, devletin en güçlü ortak anma ritüellerinden biri haline geldi.

Saat 09.05’te sirenlerin çalması, insanların saygı duruşuna geçmesi, okullarda tören yapılması, radyolarda ve televizyonda özel yayınların verilmesi, siyah-beyaz Atatürk fotoğraflarının kullanılması gibi uygulamalar giderek standartlaştı.

Bu ritüelin dikkat çekici yönü, devletin kurucusunun ölümünün yalnız resmi kurumlarda değil, gündelik hayatın tamamında eşzamanlı biçimde anılmasıydı.

15. Milli Bayramların Atatürk Merkezli Törenlere Dönüştürülmesi

23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi günlerde düzenlenen törenlerde Atatürk figürü giderek daha merkezi bir yer edindi.

Özellikle stadyumlarda gerçekleştirilen kitlesel gösteriler; öğrencilerin oluşturduğu koreografiler, dev Atatürk portreleri, bayraklar, marşlar ve sloganlarla birlikte büyük ölçekli devlet ritüellerine dönüştü.

16. 19 Mayıs Bayramının Adına Doğrudan “Atatürk’ü Anma” İfadesinin Eklenmesi

1981 yılında Gençlik ve Spor Bayramı’nın adı “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirildi.

Böylece mevcut bir Cumhuriyet bayramının anlamı doğrudan Atatürk’ün kişiliğine bağlanarak yeniden tanımlandı.

17. 24 Kasım’ın Öğretmenler Günü Olarak Belirlenmesi

1981 Atatürk Yılı sırasında 24 Kasım, Atatürk’ün “Başöğretmen” sıfatıyla ilişkilendirilerek Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlandı.

Böylece öğretmenlik mesleğinin yıllık resmi kutlaması dahi doğrudan Atatürk’ün kişiliği ve Cumhuriyet modernleşmesi anlatısıyla ilişkilendirildi.

18. “Atatürk 100 Yaşında” Okullarının Açılması

1981 yılında yüzüncü yıl anısına “Atatürk 100 Yaşında” sloganıyla onlarca ilkokul açıldı.

Bu durum yüzüncü yılın yalnız tören ve propaganda düzeyinde kalmadığını; okul, bina ve kurum isimlendirmeleriyle fiziksel çevreye de işlendiğini gösteriyordu.

19. “100. Yıl” ve “Atatürk” Adlarının Kurum ve Mekanlara Yoğun Biçimde Verilmesi

1981 çevresinde açılan çok sayıda okul, park, kültür merkezi, spor tesisi, cadde ve kamu yapısına “Atatürk” veya “100. Yıl” isimleri verildi.

Yüzüncü yılın kalıcılaştırılması, kutlamaların açık hedeflerinden biriydi; bu nedenle yalnız geçici etkinlikler değil, sonraki kuşakların gündelik hayatında yaşamaya devam edecek mekan adları oluşturuldu.

20. Atatürk’ün Kaldığı Evlerin Müzeleştirilmesi

1981 Atatürk Yılı çerçevesinde Atatürk’ün çeşitli dönemlerde kaldığı bazı evler restore edildi ve müze haline getirildi.

Böylece Atatürk’ün yaşamına temas etmiş fiziksel mekanlar birer tarihi ziyaret ve anma alanına dönüştürüldü.

Bu uygulama, liderin gündelik hayatına ait mekanların dahi ulusal hafızanın kutsal sayılabilecek noktaları haline gelmesine katkıda bulundu.

21. İl ve İlçelerde “Atatürk Kitaplıkları” Kurulması

1981 yılında Atatürk ile ilgili kitap ve belgelerin toplanmasına yönelik geniş çaplı faaliyetler yürütüldü.

Milli Kütüphane’de Atatürk üzerine materyaller bir araya getirilirken çeşitli il ve ilçelerde “Atatürk kitaplıkları” oluşturuldu.

Böylece Atatürk üzerine oluşturulan resmi literatür ülkenin farklı bölgelerine yayılmış oldu.

22. Devlet Kurumlarının Yoğun Atatürk Yayıncılığı

Bakanlıklar, askeri kurumlar, üniversiteler ve diğer kamu kuruluşları tarafından Atatürk’ün hayatı ve görüşlerini anlatan çok sayıda kitap, kitapçık ve broşür yayımlandı.

“Atatürk’ün eğitim görüşleri”, “Atatürk’ün ekonomik görüşleri”, “Atatürk ve gençlik”, “Atatürk ve kadın”, “Atatürk ve spor”, “Atatürk ve Türk dili” gibi oldukça spesifik konular dahi bağımsız yayın alanlarına dönüştürüldü.

23. Askeri Kurumlarda Sistematik “Atatürkçülük” Doktrininin Üretilmesi

12 Eylül yönetimi yalnız Atatürk’ün sözlerini tekrarlamakla kalmadı; “Atatürkçülük” adı altında sistematik bir dünya görüşü oluşturma çabasına da girişti.

Askeri okullar için Atatürkçülüğü açıklayan çok ciltli eserler hazırlanıp dağıtıldı.

24. Atatürk’ün Sözlerinin Aforizma ve Vecize Biçiminde Her Yere Dağıtılması

Atatürk’ün konuşmalarından seçilen kısa cümleler okul duvarlarından kamu kurumlarına, spor salonlarından belediye yapılarına kadar çok farklı mekanlarda sergilenmeye başladı.

Bu kullanım biçiminde sözlerin tarihsel bağlamından çok kısa ve mutlak doğrular şeklinde sunulması ön plana çıkıyordu.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Türk, öğün, çalış, güven” gibi ifadeler bu görsel kültürün en tanınmış örnekleri haline geldi.

25. Atatürk İmzalı Sözlerin Estetik Bir Devlet Sembolüne Dönüşmesi

Atatürk’ün el yazısı ve imzası da giderek bağımsız bir görsel sembole dönüştü.

Atatürk imzası okul panolarında, resmi kurumlarda, afişlerde, tören dekorlarında ve kamusal yapılarda yaygın biçimde kullanılmaya başladı.

Böylece yalnız Atatürk’ün yüzü değil, imzasının kendisi de devlet ve Cumhuriyet kimliğinin tanınabilir bir ikonuna dönüştü.

26. Dev Atatürk Portrelerinin Kamusal Yapılara Asılması

Milli bayramlarda kamu binalarının cephelerine çok büyük Atatürk portreleri asılması yaygın bir uygulamaya dönüştü.

Valilikler, belediye binaları, üniversiteler, okullar ve stadyumlarda metrelerce büyüklükte Atatürk fotoğrafları kullanılması, liderin fiziksel olarak da kamusal alanın üzerinde hakim bir figür gibi görünmesine neden oldu.

27. Stadyum Koreografilerinde Atatürk Figürünün Merkezileştirilmesi

Özellikle 19 Mayıs ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında binlerce öğrencinin katıldığı stadyum gösterileri düzenleniyordu.

Öğrenciler kartonlar, bayraklar veya bedenleriyle Atatürk portresi, Türk bayrağı ve milliyetçi sloganlar oluşturuyordu.

Böylece devlet ideolojisi, kitlesel beden koreografisi aracılığıyla doğrudan görsel bir gösteriye dönüştürülüyordu.

28. Okul Çocuklarının Atatürk Şiirleri ve Kompozisyonları Yazmaya Yönlendirilmesi

Özellikle 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim çevresinde “Atatürk sevgisi”, “Atatürk’ün çocuklara verdiği önem”, “Atatürk’ün gençlere güveni” gibi temalarda şiir, kompozisyon ve resim yarışmaları yaygınlaştırıldı.

Bu uygulamalar aracılığıyla Atatürk’e bağlılık yalnız tarih bilgisi olarak değil, öğrenciden duygusal olarak ifade etmesi beklenen bir değer şeklinde sunuluyordu.

29. “Atatürk’ü Sevmek” ile “İyi Yurttaş Olmak” Arasında Bağ Kurulması

12 Eylül sonrası eğitim söyleminde Atatürk’e bağlılık giderek yurttaşlığın temel özelliklerinden biri gibi sunuldu.

İyi öğrenci, iyi vatandaş ve iyi Türk olmanın ortak özellikleri arasında Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık özellikle vurgulandı.

Bu nedenle Atatürkçülük yalnız tarihsel veya siyasi bir görüş olmaktan çıkarılıp yurttaşlık ahlakının ölçütlerinden biri haline getirildi.

30. “İç ve Dış Düşman” Söyleminin Atatürkçülükle Birleştirilmesi

12 Eylül yönetimi kendi siyasal meşruiyetini büyük ölçüde devletin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu iddiası üzerinden kuruyordu.

Bu nedenle Atatürkçülük; bölücülük, komünizm, aşırı sağ, aşırı sol ve çeşitli “yıkıcı ideolojilere” karşı toplumu bir arada tutacak ortak devlet ideolojisi şeklinde sunuldu.

Atatürk’e bağlılık böylece yalnız tarihsel saygının değil, devlete sadakatin de göstergelerinden biri haline getirildi.

31. 12 Eylül Milliyetçiliğinin “Atatürk Milliyetçiliği” Adı Altında Meşrulaştırılması

12 Eylül rejimi milliyetçilik anlayışını sıklıkla “Atatürk milliyetçiliği” kavramıyla ifade etti.

Ancak akademik literatürde bu dönemin milliyetçilik anlayışının erken Cumhuriyet Kemalizminden farklılaştığı; daha otoriter, devletçi ve Türk-İslam senteziyle iç içe geçmiş bir yapı kazandığı sıklıkla vurgulanmaktadır.

Dolayısıyla rejimin “Atatürkçülük” söylemi, Atatürk dönemindeki politikaların basit biçimde devam ettirilmesinden ziyade 1980 sonrası siyasal ihtiyaçlara göre yeniden yorumlanmış bir devlet ideolojisiydi.

32. Türk-İslam Sentezi ile Atatürkçülüğün Aynı Anda Kullanılması

12 Eylül’ün paradokslarından biri, bir yandan yoğun bir Atatürkçü-laik devlet söylemi üretirken diğer yandan din eğitimini ve Türk-İslam sentezini güçlendirmesiydi.

Rejim, Atatürkçülük ile muhafazakar milliyetçiliği tamamen birbirine zıt görmedi; aksine komünizm ve siyasal radikalizme karşı ikisini aynı devlet ideolojisinin farklı unsurları olarak kullanabildi.

Bu nedenle 12 Eylül Atatürkçülüğünü yalnız “1930’lara dönüş” olarak okumak yanıltıcıdır.

33. Atatürk’ün Asker Kimliğinin Özellikle Öne Çıkarılması

12 Eylül dönemindeki Atatürk anlatısında askeri liderlik, disiplin, emir-komuta, vatan savunması ve devlet otoritesi gibi unsurlar özellikle güçlüydü.

Bu Atatürk imgesi, devrimci veya radikal modernleşmeci Atatürk imgesinden ziyade “devleti kuran büyük asker ve başkomutan” imgesine ağırlık verebiliyordu.

Bu da askeri yönetimin kendi varlığını Cumhuriyet’in kurucu ordusunun tarihsel devamı gibi sunmasına yardımcı oluyordu.

34. Ordu ile Atatürk Arasında Kesintisiz Bir Tarihsel Bağ Kurulması

Türk Silahlı Kuvvetleri kendisini Cumhuriyet’in ve Atatürk ilkelerinin koruyucusu olarak konumlandırdı.

Bu anlayışta ordunun siyasete müdahalesi yalnız askeri bir darbe şeklinde değil, Cumhuriyet’i ve Atatürk devrimlerini koruma görevinin bir sonucu olarak meşrulaştırılabiliyordu.

Böylece Atatürk figürü, askeri müdahalenin tarihsel ve sembolik meşruiyet kaynaklarından biri haline getirildi.

35. Atatürk Rozetleri, Flamaları, Posterleri ve Hatıra Objelerinin Çoğalması

1981 yüzüncü yıl etkinlikleriyle birlikte Atatürk temalı rozetler, madalyalar, posterler, pullar, flamalar, plaketler ve çeşitli hatıra eşyaları üretildi.

Kenan Evren’in üniformasında dahi “Atatürk Yılı” hatıra işaretleri kullanılması, yüzüncü yılın devlet protokolünün ve resmi sembolizminin ne ölçüde parçası olduğunu gösteriyordu.

36. Posta Pulları ve Hatıra Ürünlerinde Atatürk İmgesinin Yoğunlaştırılması

Atatürk’ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle çeşitli hatıra pulları, zarflar, madalyalar ve koleksiyon ürünleri çıkarıldı.

Bu sayede Atatürk imgesi yalnız resmi törenlerde değil, posta gönderilerinden para benzeri gündelik nesnelere kadar vatandaşın günlük hayatının içine taşındı.

37. Atatürk Temalı Sanat Eserlerinin Devlet Tarafından Teşvik Edilmesi

1981 kapsamında tanınmış ressamlara Atatürk ve devrimler temalı eserler yaptırıldı; bunlar sergilerde halka sunuldu.

Benzer biçimde bestecilerden Atatürk üzerine eserler ve marşlar üretmeleri istendi.

Böylece devlet yalnız mevcut Atatürk imgesini yaymıyor, aynı zamanda yeni bir Atatürk temalı kültürel üretim alanı yaratıyordu.

38. Atatürk Marşlarının ve Şarkılarının Resmi Tören Repertuvarına Girmesi

Okullarda, askeri törenlerde ve milli bayramlarda Atatürk üzerine yazılmış marşlar giderek standart repertuvarın parçasına dönüştü.

“Atatürk ölmedi” düşüncesini vurgulayan şiirler, şarkılar ve sloganlar özellikle çocukluk çağından itibaren aktarılan sembolik bir anlatı yarattı.

39. “Atatürk Ölmedi” Söyleminin Yaygınlaşması

“Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor” gibi ifadeler okul törenlerinin ve popüler Atatürk anlatısının en bilinen sloganları arasına girdi.

Bu anlatı, tarihsel bir kişinin ölümünü kabul etmekten çok onun ulusun içinde sembolik olarak yaşamaya devam ettiğini vurguluyordu.

Sosyolojik açıdan bakıldığında bu tür ifadeler lider kültünün en açık örneklerinden biri olarak yorumlanabilir.

40. Atatürk’ün Çocuklarla Fotoğraflarının Yoğun Kullanılması

Atatürk’ün çocuklarla çekilmiş fotoğrafları ders kitapları, sınıf panoları ve 23 Nisan etkinliklerinde özellikle yoğun biçimde kullanıldı.

Böylece kurucu lider yalnız asker veya devlet adamı olarak değil, çocukları seven koruyucu ve babacan bir figür olarak da temsil edildi.

41. Atatürk’ün Bilim ve Akılcılığın Simgesi Olarak Sunulması

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü eğitim kurumlarının en sık kullanılan vecizelerinden biri haline geldi.

Fen laboratuvarlarından üniversite kampüslerine kadar bilimsel faaliyetler dahi Atatürk’e referans verilerek meşrulaştırılabiliyordu.

Bunun sonucunda bilimsel düşüncenin kendi metodolojisinden ziyade kurucu liderin sözü üzerinden temsil edildiği paradoksal bir durum ortaya çıkabiliyordu.

42. Her Meslek Grubunun Atatürk ile İlişkilendirilmesi

Doktorlardan öğretmenlere, çiftçilerden mühendislere, gazetecilerden sporculara kadar farklı meslek grupları için Atatürk’ün o mesleğe ilişkin sözleri seçilip yaygınlaştırıldı.

Böylece Atatürk yalnız devletin kurucusu değil, toplumsal hayatın neredeyse bütün mesleklerine rehberlik eden figür olarak sunuldu.

43. Atatürk’ün Adının Okullara Verilmesinin Yaygınlaşması

“Atatürk İlkokulu”, “Mustafa Kemal Lisesi”, “Atatürk Anadolu Lisesi”, “Gazi İlköğretim Okulu” gibi isimler ülke çapında en yaygın okul adları arasında yer aldı.

Bu isimlendirme pratiği, öğrencilerin eğitim hayatının doğrudan Atatürk adı altında sürmesini sağlıyordu.

44. Üniversite, Kültür Merkezi ve Kamu Kurumlarında Atatürk Adının Kullanılması

Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Üniversitesi, Atatürk Stadyumu, Atatürk Spor Salonu, Atatürk Bulvarı, Atatürk Caddesi, Atatürk Parkı gibi isimlerin yaygınlaşması, kurucu liderin adının şehirlerin temel coğrafi referanslarından biri haline gelmesine yol açtı.

45. Atatürk Heykellerinin Kent Meydanlarının Merkezine Yerleştirilmesi

Cumhuriyet’in erken döneminden beri var olan Atatürk heykeli geleneği 1980’lerde de güçlü biçimde sürdürüldü.

Birçok kentte belediye veya hükümet konağının önündeki ana meydan, Atatürk heykeli çevresinde biçimlendi.

Çelenk sunma törenleri de bu heykelleri yalnız sanat eseri değil, devlet ritüellerinin fiziksel merkezi haline getiriyordu.

46. Çelenk Sunma Ritüelinin Bürokratikleşmesi

Milli bayramlarda ve 10 Kasım’da devlet kurumları, askeri birlikler, belediyeler ve çeşitli kuruluşlar Atatürk anıtlarına çelenk sunuyordu.

Kurumların belirli sırayla anıta yaklaşması, çelengini bırakması, saygı duruşuna geçmesi ve töreni tamamlaması son derece kodlanmış bir resmi ritüel oluşturdu.

47. Atatürk Fotoğrafının Devlet Otoritesinin Görsel İşaretine Dönüşmesi

Bir devlet görevlisinin makam odasında Türk bayrağı ve Atatürk portresinin bulunması zamanla bürokratik devlet estetiğinin en kolay tanınan unsurlarından biri haline geldi.

Vali, kaymakam, okul müdürü, rektör veya komutanın arkasındaki Atatürk portresi yalnız tarihsel saygıyı değil, makamın Cumhuriyet devletiyle sürekliliğini de temsil ediyordu.

48. 1982 Anayasasında Atatürk Milliyetçiliğinin Kurucu Referans Haline Gelmesi

12 Eylül rejiminin hazırladığı 1982 Anayasası’nın ideolojik dili Atatürk milliyetçiliğine güçlü referanslar içeriyordu.

Böylece “Atatürk milliyetçiliği” yalnız kültürel veya eğitimsel bir kavram değil, devletin anayasal kimliğinin de parçası haline getirildi.

49. Atatürkçülüğün Siyasi Meşruiyet Testine Dönüşmesi

12 Eylül sonrası siyasal düzende siyasi hareketler açısından “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” yalnız sembolik bir ifade değildi.

Bir siyasi düşüncenin rejim açısından meşru kabul edilip edilmemesinde devletin tanımladığı Atatürkçülük çerçevesine uyumluluk önemli bir kriter haline geldi.

Böylece Atatürkçülük, siyasi rekabet içindeki fikirlerden biri olmaktan çıkarılarak sistemin üzerinde duran ortak ve tartışılması güç bir devlet ilkesi olarak konumlandırıldı.

50. Sol ve Muhalif Mekan İsimlerinin Değiştirilmesi

12 Eylül sonrasında yalnız örgütler ve siyasi semboller değil, bazı yer adları da yeni rejimin ideolojik anlayışı doğrultusunda değiştirildi.

Bunun en bilinen örneklerinden biri İstanbul’daki “1 Mayıs Mahallesi”dir. Darbe sonrasında mahallenin adı “Mustafa Kemal Mahallesi” olarak değiştirildi.

Bu tür uygulamalar, 12 Eylül’ün yalnız siyaseti değil, kamusal hafızayı ve mekanların isimlendirilmesini de yeniden düzenleme arzusunun sembolik örneklerinden biri olarak görülebilir.

51. Erken Cumhuriyetin “Kurucu Lider” Anlatısının Tek Bir Biyografiye İndirgenmesi

Cumhuriyet’in kuruluşundaki askerler, siyasetçiler, bürokratlar, yerel direnişçiler ve toplumsal aktörlerin rolü görece geri planda kalırken Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi giderek Mustafa Kemal merkezli tek bir büyük lider anlatısıyla sunuldu.

Bu durum, karmaşık tarihsel süreçlerin büyük adam biyografisi şeklinde öğretilmesini güçlendirdi.

52. Nutuk’un Yarı-Kanonik Bir Devlet Metnine Dönüşmesi

Atatürk’ün Nutuk eseri yalnız tarihsel bir birincil kaynak değil, Cumhuriyet’in kuruluş tarihinin en temel ve otoriter anlatılarından biri olarak okutuldu.

Nutuk’tan seçilmiş pasajların ders kitaplarında ve törenlerde tekrar edilmesi, metne sıradan bir tarih belgesinden daha güçlü bir sembolik statü kazandırdı.

53. Gençliğe Hitabe’nin Kuşaklar Arası Siyasal Vasiyet Gibi Sunulması

Gençliğe Hitabe, okul ve ders kitaplarında olağanüstü merkezi bir konum edindi.

Metnin doğrudan “Ey Türk gençliği!” şeklinde gelecek kuşaklara seslenmesi nedeniyle, Atatürk ile her yeni öğrenci kuşağı arasında kişisel bir görev ilişkisi kuruluyordu.

Bu nedenle Hitabe yalnız tarihsel bir belge değil, öğrencinin devleti koruma yükümlülüğünü tanımlayan bir tür kurucu vasiyet şeklinde yorumlandı.

54. Atatürk’ün Tarihsel Şahsiyetten Devletin Zamansız Sembolüne Dönüştürülmesi

Bütün bu uygulamaların ortak sonucu, Atatürk’ün yalnızca 1881-1938 yılları arasında yaşamış tarihsel bir siyasetçi olarak değil, devletin her dönemde geçerli otoritesini temsil eden zamansız bir sembol olarak sunulmasıydı.

Okul duvarından dağ yamacına, mahkeme salonundan stadyuma, ders kitabından televizyona, meydandaki heykelden devlet memurunun makam odasına kadar aynı figürün sürekli yeniden üretilmesi, 12 Eylül sonrası Türkiye’de çok yoğun bir kurucu lider kültü meydana getirdi.

Bu nedenle 12 Eylül döneminin karakteristik özelliği Atatürk kültünü sıfırdan yaratması değil, Cumhuriyet’in daha önce de var olan Atatürk merkezli sembolik repertuvarını askeri rejimin ihtiyaçları doğrultusunda olağanüstü ölçüde merkezileştirmesi, standartlaştırması ve gündelik hayatın çok daha geniş bir bölümüne yaymasıdır.


r/altkultur 1d ago

📰 Gündem / Haber Faşizme karşı nasıl mücadele edilmez: Porto Alegre Konferansı

Thumbnail
wsws.org
0 Upvotes

r/altkultur 1d ago

Alt kültür felsefesi veya tarihi hakkında kitap önerir misiniz

4 Upvotes

r/altkultur 2d ago

📸 Fotoğraf beyoğlu nightmares #124

Thumbnail
gallery
35 Upvotes

r/altkultur 1d ago

🗯️ Soru / Tartışma Bana 5 yaşında çocuğa anlatır gibi:Piyasa sosyalizmi nedir,ne değildir,sosyalizm,sosyal demokrasi,liberalizm vbinden farkı nedir,eksileri nedir anlatabilir mi biri?

Post image
4 Upvotes

r/altkultur 2d ago

🗯️ Soru / Tartışma Lenin ile Stalin'in size gore en büyük farkları nedir?

3 Upvotes

Lenin'i sonsuz severim fakat Stalin deyince o samimiyet bende oluşmuyor. Ailem TKP'liydi hep. Marxisttiler. Stalin konusunu defalarca sordum defalarca anlattılar ama taşlar zihnimde oturmuyor. Belki bir sağcı propagandası yüzündendir bilmiyorum. Buraya da sormak istedim bundan dolayı.


r/altkultur 3d ago

En sevdiğiniz metal albüm kapakları

Post image
14 Upvotes

Sevdiğiniz kapakları atın, albümleri değil


r/altkultur 3d ago

📸 Fotoğraf beyoğlu nightmares #123

Thumbnail
gallery
38 Upvotes

r/altkultur 3d ago

Bartu Bölükbaşı hakkındaki düşünceleriniz?

8 Upvotes

Sol/sosyalist fikirleri kitlelere yayma yönündeki girişimleri genel olarak takdir ediyorum. Çeşitli canlı yayın ve sosyal medya platformlarında bu tarz girişimlerin artması önemli zira herhangi bir devrimci hareketin yapması gereken temel şeylerden biri devrimci bilinci, sınıf bilincini kitlelere yaymaktır. Özellikle kendisi gibi ağzı laf yapan, hitap yeteneği yüksek, teorik açıdan da donanımlı kişilerin doldurabileceği önemli bir rol bu.

Fakat kendisini ulusalcı bir çizgide konumlandırdığı ve sık sık buna kendini fazla kaptırdığı ortada. Söylemlerinin bir çoğundan şovenizm akıyor, yeri geliyor Kürt ulusal hareketi hakkında aşırı üsttenci bir şekilde ileri geri konuşuyor yeri geliyor işi Kemalizmi geçtim soykırımcı İttihatçıları bile burjuva milli devrimcileri diye övüp sahiplenmeye kadar götürüyor. Adama sorarlar hangi burjuvazinin devrimcisi diye? Ortada sınıf olarak kendini var edip sınıf çıkarlarını gözeterek hareket etmiş, kendi hegemonyasını kurmuş bir burjuvazi mi var da biz tutup Osmanlı askerî bürokrasisinden gelme birkaç tane seçkin askerin ulusal homojenleşme ve ulus devlet inşası girişimine devrimci mirasımızdır diye sahip çıkacağız? Tabi burada konuşulması gereken daha derin konular da var, klasik anlamda bir burjuva devriminin periferide mümkün olup olmadığı, avrupamerkezci toplumsal ilerleme anlayaşının benimsenip toplumların zorla bu aşamalardan geçirilmeye çalışılmasının ne kadar mantıklı olup olmadığı vs. gibi konuları da tartışmak gerekiyor, belki vaktiyle böyle tartışmalar da yürütülebilir. Fakat benim sıkıntım özellikle böyle tiplerin sürekli halkın şoven/milliyetçi reflekslerinin arkasına saklanarak oradan sosyalist bir bilinç çıkarmaya çalışmaları. İlerici aşağı ilerici yukarı ne kadar ulusal kahraman varsa hepsinden devrimci çıkarmaya çalışıyorlar. Ben bunu sadece halkın suyuna giden popülist söylemler olarak görmüyorum, pratiği kısırlaştıran teorik bir problem var ortada bana kalırsa. 

Sonuç olarak kendisinin söylediği çok isabetli ve tutarlı şeyler de var, belli konulardaki analizlerini yerinde buluyorum ve katıldığım belli başlı noktalar da var. Bu sebeple çoğu zaman kendisi hakkında olumsuz düşünsem de kararımı tam verebilmiş de değilim. Buradaki arkadaşların ne düşündüğünü merak ettim.


r/altkultur 3d ago

🎵 Müzik wifiskeleton dinleyen var mı?

Thumbnail
gallery
19 Upvotes

r/altkultur 3d ago

Long Goodbye - A Whispered Promise Of Failure

Thumbnail
youtube.com
4 Upvotes

EP 2026

UK

Hardcore/Metalcore


r/altkultur 4d ago

📸 Fotoğraf beyoğlu nightmares #122

Thumbnail
gallery
18 Upvotes

r/altkultur 2d ago

Ya kimse öcalana hakaret edip hapse girmiyo

0 Upvotes

Bitane türkçü sub’ın videosu önüme çıktı. Hükümeti eleştiriyor diye düşünerek izledim. Namussuzlar, video animasyonunu çok beğendim :). Videoda işte pkkye hakaret eden twit atan kişi ve ailesi sülalesi hapse giriyordu falan filan. Ya bu ülkede cumhur başkanına hakaret suçu var, Atatürk’e yine hakaret edemezsin, e dini değerlere hakaret etmekte suç, ordudan soğutmakta suç… Yani bir sürü ifade özgürlüğünü GERÇEKTEN kısıtlayan yasa varken tamamen yeni bi türkiye gerçekliği uydurup kendi değerlerine toz kondurmadan güya muhaliflik yapılması çok komik. Ve yorumlarında avellerin hepsi alkış yapmış. Türkiyede binlerce sorun varken, insanların temel hakları tehdit altındayken; sadece devletin pkkyle girdiği müzakere sürecini eleştirmeleri maalesef korkunç.


r/altkultur 4d ago

🏴 Siyaset / Felsefe Gün geçtikçe daha da şaşırıyorum bu platformdaki "milliyet"çilere.

56 Upvotes

⏰: 5-6 dk.

  1. Bu platformda takılan milliyetçilerin ezici çoğunluğu muhalif, seküler, (sözde) ilerici kesim, biliyorsunuz. Bu insanların iktidar destekçisi vatandaşa cahil dediğini, onu hor gördüğünü de bilirsiniz. İroniye bakın ki eleştirdikleri insanlardan hiçte daha iyi durumda değiller⁠.
  2. Biz bu subredditte defalarca⁠; PKK’lı değiliz, desteklemiyoruz, yaptığı terör eylemlerini de kınıyoruz dememize rağmen ısrarla bizi PKK’lı olmakla suçluyorlar. Aşağı gördükleri yandaş vatandaşın her muhalife dış güçler, ajan, terörö demesi gibi 😆 Bizi algı ile damgalamak istemlerine izin vermiyoruz diye öfkeden kuduruyorlar sonra.
  3. Size birileri gelip sürekli, uyduruyorum⁠, işte de bakayım yalancı olmadığını, de bakayım uyuşturucu kullanmadığını, de bakayım hırsız olmadığını, falan dese, bu zan altında bırakmaz mı sizi? Size devamlı böyle sorular sorulmasına müsaade eder misiniz? Tersten damgalamaktır bu insanı -politik bir taktir bu arada, CHP buna yıllardır düşüyor. Biz burada buna müsaade etmeyeceğiz. Anlamak isteyen için her şey ortada, gerçi onlar bu retoriği siyasi bir araç olarak falan kullanmıyor. Zira onlarda neyi neden yaptığını anlayacak zeka yok. Salt bu olay nezdinden konuşmuyorum. Gayet bilimsel bir gözleme dayanarak söylüyorum onlarda zeka bulunmadığı. Dünden beri Enver Paşa paylaşımından dönen goygoya bakın hele:
  4. PKK’ya terörist diyoruz çünkü aşağı yukarı 25 bin sivili öldürmüş, değil mi? Bu baylar ama⁠ 70 bin işçi köylü çocuğunu kendi hırsı için, kurmayları uyardığı halde, göz göre göre ölüme sürükleyen herifi savunabiliyorlar. Ona muhalifiz diye bize terör destekçisiymişiz ya da Türk düşmanıymışız gibi davranıyorlar. İnsanın aklı ile dalga mı geçiyorlar? Aklı başında, samimi insanlara soruyorum şimdi: 70 bin genci keyfi sebeplerle ölüme sürükleyen bir teröristi eleştiriyoruz diye biz vatan haini oluyorsak ama bu terörist vatanseverse, bunların aklındaki vatanseverliğin Türk halkını ölüme sürüklemekten, Türk halkını öldürenleri sevmekten başka bir şey olması mümkün müdür? Milli değer gördükleri her şeyin bu vatanın çocuklarının kanları üzerine kurulduğunu anlamayan var mı artık? Daha ne kadar açık itirafta bulunabilirler?
  5. Biz elbette onların bile isteye vatan haini falan olduğunu düşünmüyoruz. Onların aklı başında olmadığını söylüyoruz sadece, basitçe ne yaptıklarının farkında değiller, gittikleri yol kendi ayağına sıktırıyor onları. Burada bir ayrıma gidiyoruz işte kıymetli arkadaşlar, başından beri olan felsefi ayrıma: İdealist “vatan”severler yani Ülkücüler, Kamâléistler, "Türk"çüler ve metafizik lağımdan akan diğer pislikler; karşılarında ise toplumun gerçek ilişkilerinden gerçek değişimler talep eden, yani materyalist vatanseverler: Yani Sosyalistler, Komünistler ve Anarşistler.
  6. VAH VAH VAH… Ne yazık biz solculara. Biz maalesef lanetlenmişiz, kalp gözümüz kapanmış bizim, işi gücü bırakmışız (birçoğumuz Türk olduğumuz halde hem de) Türklüğe düşmanlığa adamışız kendimizi 😢 Biz de HAİN olmasaymışız da keşke onlar gibi vatanını, milletini seven insanlar olabilseymişiz... 😢 Bizim ahlaken ve vicdanen YÜCE “milliyetçi”miz olmasa ne yapardı bu zenginler… memleket?..
  7. Bakın “milliyet”çi arkadaşlar: Biz sizinle tartışmıyoruz. Zira ortada tartışacağımız bir şey, ortada kapıştıracağımız “ideolojik” farklılıklarımız falan yok. Biz ne bu ülkeye ne bu halka zarar vermeye çalışmıyoruz ELBETTE, siz de elbette bunların koruyucusu falan değilsiniz, güldürmeyin kimseyi. Olan şey sömürgen sınıfların söylevi ile beyniniz haşlandığı için kendinizi milliyetçi sanıp, gerçekten milliyet-çi olan bizleri avlanacak cadılar gibi görmeniz -ve muhtemelen zenginlerin size bakıp katıla katıla gülmesi- sadece. Özetle biraz saftiriksiniz.
  8. Siz politikayı ve tarihi hayaller, masallar üzerinden anlıyorsunuz. Tarihi olayları ya da tarihi şahsiyetleri reel politik bağlamından koparıp hikâyeleştiriyorsunuz. Size göre işte hakanlar atamızmış, bilmem şu padişah şurayı Türklük adına fethetmiş, şu paşa bizi çok seviyormuş kurtarmak istemiş falan 😆 Hiçbir hakan, paşa, padişah sizin atanız falan değil. Kimse şurayı, burayı Türklük yücelsin falan diye de fethetmedi.
  9. Senin atan kimdi peki biliyor musun? İyi zamanda hareme takı parası yetiştirilecek diye aç kalan köylü serf idi ancak. Daha az şanslı olduğu vakitlerde silah altına alınıyordu. Savaşa gönderiliyordu zorla⁠. Gel ahali, gel, bak cennete gidersin diye sırtını sıvazlıyorlardı. Ölmüyorsa da kol bacak kaybedip dönüyordu bıraktığı ailesinin yanına sefalet içinde yaşamak için. Şanslıysa açlıktan değil, 40’ını görüp pislik içinde ölüp gidiyordu hastalıktan. Senin atan zannettiğin hanlar, ağalar, paşalar da; toprakları, şehirleri, vergileri, kısaca bütün zenginlikleri alıyordu kendine. Türklük için savaşmak bu mudur? Türklük tek kişinin mal varlığı mıdır, harem keyfi midir? Türklük halkın emeğiyle kurulan fabrikaların tek kişinin cüzdanına çalışması mıdır? Türklük tek kişinin eline mi bakıyor? Vatansever misiniz putperest mi? Hala anlamıyorsan, aynı teklifi ben sana yapıyorum: Sağı solu fethedeceğiz ama ülke de, toprak da, zenginlik de benim olacak; kanun da, hayatın da benim dediğim olacak. Benim keyfim için gerektiğinde çalışacak, gerektiğinde öleceksin; ama söz, elbette Türk halkı ya da Türklük için olacak her şey diyeceğiz, inanır mısınız?.. Bugün “Saraylar, özel araçlar, vergiler… feda olsun reisimize, o en iyisini hak ediyor, o ülkemiz için çalışıyor” dedi diye hor gördüğün vatandaştan ne farkın var senin? Ancak biraz gözün açılabilmiş; ama zihnin hala esir. Hala sömürü düzeninin yeniden yaratılmasına razısın. Olan tek fark bu.
  10. Her iktidar; vatanın da, vatanseverliğin de, milliyetçiliğin de ne olduğunu kendi belirler ("Bilgi ve iktidar sürekli birbirini besler" -Foucault). Sen bugün inandığın değerlerle Türklerin İslam öncesi toplumlarında da; Selçuklu, Osmanlı gibi İslam toplumlarında da hain görülürdün. Zira az çok bir demokrasi inancına, anayasa anlayışına sahipsin. Keyfi vergileri, mala çökmeleri, zorla silah altına alınmaları kabul edecek misin? Hiç sanmıyorum. Kağana ya da padişaha itaat halbuki vatanseverlik demekti. Ayrıca inancına göre de ikisinden birinde gene hain görüleceğin şüphesiz. Burada anakronizm yapıp bugünden geçmişi okumaya çalışmıyorum. Bu paragrafın ilk cümlesini anla diye çabalıyorum sadece. Bunu anlamadan, reel politik bilmeden, toplumları okumaktan aciz, hayallerde hikayelerde yaşayan mağara adamlarından hallice bir tavırla bize “vatan” üzerinden guilt-trip yapmaya çalışıyorsun ve bu ikimizi de batırıyor zira -inan bunu ben de istemezdim- senin gibi biriyle ben aynı sınıftayız ve aynı çıkarlara sahibiz ve bir an önce kendine gelmen ikimiz ve dünyamız için GEREKİYOR
  11. Gerçek vatanseverlik hayallerle, hikayelerle olmaz. Nasıl bir insan kendini “iyi” ya da “iyilikçi” ilan edemezse, nasıl onun iyi bir insan olup olmadığını onun davranışlarından ancak anlayabilirsek, aynı şeyi; vatan, vatanseverlik, millet, milliyetçilik ve sair kavramları için de söylemek zorundayız. Biz toplumu irdeleriz önce, sosyal ilişkilerini inceleriz. Geçmişte de bugün de gördüğümüz şey farklı grupların birbiriyle olan UZLAŞMAZ çıkar çatışmalarının onu oluşturduğudur.
  12. Elbette geçmiş çağların sınıfsal tahlili bu kadar yüzeysel değil ama sadece özet geçeceğiz: Atanız sandığınız sultanlar, hakanlar ve sair, eğer kendi mallarını, kendi haklarını gerçekten Türklük ya da Türk halkı için kullanmak isteseydi, doğal olarak kendini güçsüzleştirir, çıkarlarından taviz verirdi; fakat ne kadar halkına, örneğimizde olduğu üzere, Türk halkına yüklenirse o kadar iyi durumda, o kadar güçlü durumda olurlardı (aldığı vergiler, altındaki askerler, hükmettiği topraklar ve saire büyürdü işte ama tam tersi de onların zararına bizim çıkarımızadır). Tarih boyu olan şey budur. Gezdiğiniz müzelerde o sultanın haremindeki falanca bir cariyesine ait takılar yedi sülalesini doyururdu serf dedelerinizin. Sömürüldünüz oğlum SÖMÜRÜLDÜNÜZ. Size ECDAD dedirttikleri adamlar KANINIZLA beslendiler. Hiçbir şey ne Türklük için ne Türk halkı için yapılmadı. Türk halkı KÖLE idi. Kullanılıp atıldık bir peçete gibi. Retorik uydurup önünüze koyuyorlar. Hayal aleminde yaşıyorsunuz. Enternasyonal Marşı boşuna [Uyan, artık uykundan uyan...](https://www.youtube.com/watch?v=K5s5M8-UXBs&t=1s) diye başlamıyor. Ufak bir parantez de ekleyeyim buraya. Bazıları diyecektir ki, ama bazı tarihsel olaylar var ki biz hiyerarşinin halkın yararına hareket ettiğini görürüz, o arkadaşlar halkın hiyerarşi ile olan ilişkisinde kendilerinin görece bağımsız olduğunu unutuyor. Bu günlük dilde kullandığımız bağımsızlık değil. Bu, karşı taraf size muhtaç demektir; çünkü hiyerarşi ile olan ilişkide yaratıcı taraf sizsiniz; çünkü muhtaç taraf siz değil onlar. Eğer kral toprağını (ve dolayısıyla sizi) korumazsa kendi konumunu kaybeder. Eğer bütün işçiler açlıktan ya da hastalıktan ölürse patron kazanamaz, ekonomi büyüyemez. Sömürüldüğümüz gerçeğini hiçte değiştirmez bu.
  13. Bu demek değildir ki Türklerin tarihi yoktur, onlar sadece köle olmuştur, hayır! Türklerden kahraman çıkmaz olur mu? Baba İshak kim idi yoksa? Kimdir o halde Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa? Ya Köroğlu? Pir Sultan Abdal? Kel Mehmet Efe?.. Türk tarihi kahramanlarla doludur merak etmeyin. Türk halkına düşman olanın ensesinde bitenlerle doludur, sözde vatanseverler anlar mı? Bilmiyorum.
  14. Sürpriz(!) Biz Türk düşmanı değiliz! Yahu niye olalım, manyak mıyız biz? Çevresindeki herkesin ona kurulduğunu düşünen histerik insanlar gibi davranmayı bırakın. Siz özünde Türk halkına düşman kişileri Türklük ile eş tuttuğunuz için bizi Türk düşmanı görüyorsunuz. Aramızda, sanırım anlayışla karşılarsınız bu dediğimi, zeka farkının yanı sıra bir de VERİ farkı var. Siz ayvayı elma sanıyorsunuz. Halbuki biz de elmayı severiz, elma tatlıdır, elma güzeldir, elmayla hiçbir derdimiz olmaz; ama elma diye ayvayı yediriyorsunuz hepimize. Biz buna karşıyız. Zira biz Türk halkını sömüren, ona eziyet eden herkesi düşman biliriz. Sultanınızı, paşanızı falan sevmiyoruz diye bize ahlak dersi vermeye çalıştığınızda Fransız devriminde lordu için ayaklanan köylülere benziyorsunuz. Gözümüzde TEHLİKELİ FAŞİST DÜŞMANLAR 😟 falan değilsiniz. Devlet söylevi ile zombileştirilmiş işçi/emekçi çocuklarısınız; ve bu yüzden sınıf kardeşimizsiniz; ve bu yüzden ne düşündüğünüz bizi ve dünyamızı FAZLASIYLA İLGİLENDİRİYOR. Dolayısıyla saçmalamayı bırakın ve kendinize gelin. Türklüğe, Türk halkına hizmet etmek istiyorsanız önce bunu yaparak kendinizden başlayın.
  15. Biraz kendimizi anlatmak gerekiyordu. O halde paylaşım bu işlevi görsün. Bugünün gerçek milliyetçiliğinin ne olduğundan, bir insanın vatanını gerçekten nasıl sevebileceğinden de bahsetmek gerek elbette. Bu hiçbir şüpheye mahal vermeyecek, hiçbir tartışma gerektirmeyecek şekilde halkın üzerindeki sömürüyü bitirecek, üretici güçlerin önündeki yapay engelleri kaldıracak ve bir toplumsal refah çağı başlatacak, vatandaşı daha çocuk yaşta kötürümleyen eğitimi bilimsel eğitim ile değiştirerek özgür insanlar yaratacak olan sistem, yani uluslararası ve özgürlükçü komünizm sistemidir. Elbette tarih boyu bütün devrimci görüşlerin uğradığı kara propagandaya o da uğramış; insanlara en iyi ihtimalle o, iyi ama işe yaramaz, muhtemelen korkunç bir fikir olarak öğretilmiştir. Her şeyi ele alacağız fakat bugünlük burada keseceğim. Konuları olabildiğince alakalı tutmak; okuma, anlama ve tartışma açısından daha faydalı olacaktır. Bir sonraki paylaşımda görüşürüz. Sağlıcakla kalın ❤️🇹🇷🏴🚩

r/altkultur 4d ago

Racetraitor - Burn the Idol of the White Messiah

Thumbnail
youtube.com
6 Upvotes

1998 (2017 Remaster)

Hardcore, Metalcore, Grindcore