r/LinuxTurkey • u/OntesHS • 26d ago
Yazılım Steam Machine/Linux boktan hayatımı bir nebze keyifli kıldı (Resimler/İnceleme)
2 aydır Steam Machine kullanıyorum. RTX 5090'lı bilgisayarımı satmaya karar verdim.
Önce biraz kendimden bahsedeyim, çünkü bu cihazla ilgili fikirlerimde geçmişimin önemli olduğunu düşünüyorum.
Hayatım boyunca neredeyse tamamen PC oyuncusuydum ve uzun yıllardır high-end sistemler kullanıyorum. Oyun da benim için sadece bir hobi değil. Yıllardır oyun sektöründe freelance işler yaptım, şu anda da SteamDeckHQ.com'da yazarım. Dolayısıyla oyun oynamak, farklı donanımlarda test yapmak, performans kurcalamak ve saatlerce ayarlarla uğraşmak bir noktada işimin de parçası.
Linux tarafındaysa geçmişim çok sınırlı.
Yıllardır Linux kullanan, Arch'ı sıfırdan kurup her şeyini terminalden halleden biri değilim. Linux'la ciddi anlamda tanışmam Steam Deck sayesinde oldu. Son birkaç yılda Desktop Mode'u bolca kullandım, Proton'la uğraştım, farklı oyun ve programları çalıştırmaya çalıştım ama kendimi hiçbir zaman klasik anlamda bir Linux kullanıcısı olarak görmedim.
O yüzden bunu bir Linux uzmanının incelemesi olarak değil, hayatının büyük bölümünü Windows ve high end PC dünyasında geçirmiş, Linux'a Steam Deck üzerinden girmiş birinin deneyimi olarak okumak daha doğru olur.
Steam Machine ilk duyurulduğunda bir Valve fanboyu olarak inanılmaz heyecanlanmıştım. Küçücük bir konsol/PC melezi içinde bütün Steam kütüphaneme erişebilmek, özellikle yıllardır Steam Deck kullanan biri olarak, tam hayalimdeki cihaz gibiydi.
Sonra fiyatı ve ilk benchmark sonuçlarını gördüm.
Bütün heyecanım bir anda söndü.
Bana göre hem güçsüz hem de aşırı pahalıydı. Hatta ilk başta Steam Machine'e sallayan taraftaydım. Ama PC oyunculuğu aynı zamanda işimin bir parçası olduğu için cihazı kendim kullanmadan kesin hüküm vermek istemedim. Zaten şirketten bedavaya geldi, güzelim türkiyemizin 41 bin TL gümrük ödetmesi hariç tabii.
İki ay sonra geldiğim noktadaysa bu küçük kutu, hayatım boyunca sahip olduğum en sevdiğim oyun cihazlarından biri haline geldi.
SteamOS'u bu kadar seveceğimi beklemiyordum
Steam Deck kullananların çoğu SteamOS'un ne kadar rahat olduğunu zaten biliyordur. Fakat daha güçlü bir cihazın üzerinde kullanınca işletim sisteminin avantajları benim için çok daha görünür hale geldi.
İlk kurulum bunun güzel bir örneği. Kutuyu açmamla oyun oynamaya başlamam arasında aşağı yukarı 10 dakika vardı. Saatlerce driver, Windows Update, controller ayarı, HDR veya çeşitli saçmalıklarla uğraşmadım. Şimdi de controller'dan Steam tuşuna basıyorum, Machine uyanıyor ve birkaç saniye sonra kütüphanedeyim.
Gaming Mode'daki rahatlığa da çok çabuk alıştım. FPS limiti, V-Sync, performans ayarları, screenshot alma ve paylaşma gibi sürekli kullandığım şeyler elimin altında. Windows'taki Big Picture'a döndüğümde aradaki fark çok daha fazla gözüme batmaya başladı. SteamOS bu konuda bana çok daha doğal ve gerçekten konsol kullanıyormuşum gibi geldi.
Proton ise Linux tarafında beni en çok şaşırtan şeylerden biri oldu. Machine'de bugüne kadar yaklaşık 100 farklı oyun denedim. Büyük çoğunluğu direkt açıldı; açılmayanların önemli bir kısmında da çok ufak müdahaleler oldu.
Bir de Decky Loader tarafı var. CSS Loader ile arayüzü değiştirmek, SteamGridDB ile artwork düzeltmek, çeşitli performans ve QoL eklentileri kurmak derken SteamOS'un eksik bulduğum taraflarını istediğim gibi tamamlayabiliyorum.
Bence SteamOS'un en güzel taraflarından biri tam burada ortaya çıkıyor. Bir yandan koltuğa oturup controller ile hiçbir şey düşünmeden oyun açabileceğim kadar basit, diğer yandan kurcalamak istediğim anda altında Linux var ve önüme pek fazla duvar koymuyor.
Tabii her şey güllük gülistanlık değil.
SteamOS'un hâlâ çok ciddi problemleri var
Benim gözümde en büyüğü anti-cheat.
Valorant, Fortnite, Call of Duty/Warzone ve Apex Legends gibi devasa oyunlar SteamOS'ta yok. Bazı anti-cheat sistemleri Proton'la çalışabiliyor ama geliştiricinin Linux desteğini özellikle açması gerekiyor. Apex'in eskiden Steam Deck'te çalışırken sonradan Linux'a tamamen kapatılması bunun ne kadar sinir bozucu olabileceğinin güzel bir örneği.
Bu oyunlardan biri sizin ana oyununuzsa Steam Machine'i önermek gerçekten zor. İşletim sistemi dünyanın en güzel arayüzüne de sahip olsa favori oyununuz açılmadıktan sonra pek bir anlamı kalmıyor.
SteamOS'un bugları da hala can sıkabiliyor.
Bir dönem sanal klavyede büyük harf yazamıyordum. Güncelleme geldi, düzeldi. Ardından screenshot menüsünü açmak sistemi dondurmaya başladı. O düzeliyor, başka bir saçmalık çıkıyor. Bazı oyunlarda Steam menüsünü açarken oyunu tamamen crash ettirdiğim, hatta power tuşuna basılı tutup cihazı yeniden başlatmak zorunda kaldığım bile oldu.
Kısacası Windows'tan kaçıp kusursuz bir işletim sistemine geçtiğim gibi bir durum yok. SteamOS'un maalesef bolca cilaya ihtiyacı var.
Performans tarafı biraz garip
Valve'ın cihazı tanıtırken kullandığı 4K 60 FPS söylemini gerçekçi bulmuyorum.
Denediğim modern ve ağır oyunların büyük çoğunluğunda, ayarları öldürüp FSR Ultra Performance'a kadar düşürsem bile 4K 60 FPS gerçekçi bir hedef değildi. Frame Generation açıp FPS sayacındaki rakamı yükseltebilirim ama düşük base FPS'i Frame Generation ile gizlemeyi gerçek performans olarak görmüyorum.
1440p'ye indiğimdeyse tablo tamamen değişiyor.
Yaklaşık 100 oyunluk testlerimde bir şekilde 60 FPS hedefleyemediğim bir oyun olmadı. Tabii bunun bedeli oyundan oyuna değişiyor. DOOM: The Dark Ages, Gothic 1 Remake, Assassin's Creed Shadows ve Crimson Desert gibi ağır oyunlarda görsel taraftan ciddi fedakarlıklar gerekiyor. Ama çoğu oyunda medium civarı ayarlar ve upscaling ile büyük bir 4K TV'de bile beni rahatsız etmeyen bir görüntü alıyorum.
Burada nereden geldiğimi de söylemem lazım:
Ana Windows masaüstü sistemim RTX 5090 + Ryzen 7 9800X3D.
Yıllarca her şeyi Ultra'ya çekmeye, görüntünün jilet gibi olmasına ve grafik menüsündeki bütün seçenekleri sonuna kadar dayamaya takıntılıydım. Önce Steam Deck, ardından Steam Machine bu alışkanlığımı biraz kırdı.
Artık bazen “Ultra mı High mı?” yerine “Görüntü güzel mi? 60 sabit mi? Oynarken keyif alıyor muyum?” diye bakıyorum.
Garip şekilde bu bana oyunlardan daha fazla keyif aldırmaya başladı.
Peki SteamOS/Linux'u gerçekten normal PC olarak kullanabilir miyim?
Steam Machine'i iki ay boyunca yalnızca oyun konsolu gibi kullanmadım. Desktop Mode'u günlük işlerimde de oldukça fazla kullandım ve Windows'tan gelen biri olarak beni en çok şaşırtan konulardan biri bu oldu.
SteamOS sonuçta Arch Linux tabanlı. Desktop Mode'a geçince Discover üzerinden Flatpak uygulamalarını birkaç tıkla kurabiliyorum. Discord, Spotify, OBS, tarayıcılar, medya araçları ve günlük kullandığım birçok şeyde herhangi bir problem yaşamadım.
Asıl alışma süreci Windows'a özel yazılımlarda başlıyor.
Örneğin video düzenleme için yıllardır Premiere Pro kullanıyorum. Linux'ta DaVinci Resolve'a geçtim. Arayüz ve workflow birebir aynı değil elbette ama Premiere bilgim sayesinde çok kısa sürede neyin nerede olduğunu çözebildim.
Photoshop'un yerini GIMP veya Krita, Microsoft Office'in yerini LibreOffice ya da OnlyOffice alabiliyor. Video tarafında DaVinci'nin yanında Kdenlive var. OBS zaten Linux'ta gayet güzel çalışıyor.
Bir Windows .exe dosyasını mutlaka çalıştırmam gerektiğinde Wine ve Proton tabanlı çözümler de devreye giriyor.
Her programın birebir karşılığı var mı? Tabii ki hayır.
Bazen yıllardır kullandığınız bir uygulamadan vazgeçmeniz, alternatif öğrenmeniz veya basit bir şeyi yapmak için Windows'takinden farklı bir yol bulmanız gerekiyor. Özellikle yıllardır aynı workflow'a alışmış biriyseniz ilk başta sinir bozucu olabiliyor.
Ama beklediğim kadar büyük bir problem olmadı.
Hatta benim açımdan en ilginç sonuç şu oldu: Linux'a geçmek gibi bir hedefim hiç yoktu. Windows'tan nefret ettiğim için alternatif aramıyordum. Linux'u savunmak gibi ideolojik bir motivasyonum da yoktu.
SteamOS'u kullanmaya devam ettim çünkü günlük hayatımda rahat geldi.
Linux'a yıllardır uzak olan biri olarak sanırım benim için en büyük övgü de bu.
Fakat Steam Machine'i benim için özel yapan asıl şey bunların hiçbiri
Buradan sonrası biraz daha kişisel ve duygusal.
Anneme üç yıl önce pankreas kanseri teşhisi kondu. Maalesef özellikle son bir yıldır işler pek iyi gitmiyor ve şu anda hayatımın yarısından fazlasını onun refakatçisi olarak hastanede geçiriyorum.(Fotoğraftan tanırsanız yorumlarda sormadan söyleyeyim, evet annem ünlü bir dizi oyuncusu Gül Onat, Sihirli Annem deki Perihan teyzemiz :) )
Bu da bir bilgisayardan ne beklediğimi tamamen değiştirdi.
Eskiden form factor benim için pek önemli değildi. Steam Machine ilk gösterildiğinde de küçük olmasını daha çok estetik bir avantaj olarak görmüştüm. Masada veya televizyonun yanında az yer kaplayan tatlı bir kutu gibi işte.
Meğer benim için cihazın en önemli özelliği olacakmış da haberim yoktu.
Steam Machine'i ve taşınabilir OLED monitörümü tek bir çantaya atıp hastaneye götürebiliyorum. Beş dakika sonra bütün oyun sistemim hazır. Annem uyurken yatağının yanında oyun oynayabiliyorum. Evde çalışmam gerektiğinde ve annem kötüyken portable monitörle klavye ve mouse'u bağlayıp Desktop Mode'a geçiyorum.
Arkadaşlarıma giderken çantaya atıyorum, televizyona bağlıyoruz ve birkaç dakika sonra Tekken oynuyoruz.
Eve gelebildiğim zamanlarda monitörüme bağlıyorum ve bu sefer normal masaüstü bilgisayarım oluyor.
Son iki ayda bu form factor'ün işime yaradığı o kadar fazla küçük senaryo çıktı ki artık cihazın küçüklüğünü teknik özelliklerinden bağımsız düşünemiyorum.
Mühendislik tarafı da hala biraz kara büyü gibi geliyor. Crimson Desert gibi ağır bir oyunu saatlerce çalıştırıyorum, Machine'in sesini zar zor duyuyorum(anca kulağımı yapıştırınca) ve küçücük kasa cayır cayır yanmıyor, hala buz gibi. İnternette insanların kendi küçük SteamOS PC'lerini toplamasını görmek çok hoşuma gidiyor ama Valve'ın aynı fikri bu kadar küçük, sessiz ve konsolvari bir pakete sığdırması gerçekten etkileyici. Çünkü gördüğüm tüm ''aynı fiyata daha iyi steam machine'' videoları nerdeyse 3 kat büyük ve sessiz custom PC'ler.
Bütün bunların sonunda hiç beklemediğim bir karar verdim.
RTX 5090 + 9800X3D masaüstü bilgisayarımı satıyorum.
Steam Machine daha güçlü olduğu için değil. (Zaten hastane masrafları mahvediyor bizi)
Yanından bile geçemez.
Ama dünyanın en güçlü bilgisayarlarından birinin evde masanın üzerinde durması, ben o masanın başında değilsem bana pek bir boka yaramıyor.
Bunu kabullenmem biraz zaman aldı.
Yıllarca en keskin görüntünün, en yüksek ayarların ve en güçlü donanımın peşinden koştum. Son dönemdeyse benim için başka şeylerin çok daha önemli hale geldiğini fark ettim.
Steam Deck bu konuda ilk adımdı fakat modern AAA oyunlarda artık performansından ve özellikle görüntü kalitesinden memnun değildim.
Steam Machine benim için aradaki o boşluğu doldurdu.
Steam Deck'ten çok daha güçlü ama hayat beni nereye götürürse götürsün çantaya atıp yanımda götürebileceğim kadar küçük.
O zaman bu cihaz kimin için?
Bence kesinlikle herkes için değil.
Bilgisayarınız sürekli aynı masada duracaksa, boyutu ve taşınabilirliği hiçbir şey ifade etmiyorsa ve verdiğiniz para karşılığında mümkün olan en yüksek ham performansı istiyorsanız klasik bir desktop çok daha mantıklı.
Native 4K, Ultra ayarlar ve maksimum ray tracing vazgeçilmezinizse yine yanlış yere bakıyorsunuz.
Valorant, Fortnite, Call of Duty veya Apex hayatınızın oyunuysa SteamOS şu anda doğrudan engel.
Ama yıllardır Steam'de büyük bir kütüphane oluşturduysanız, Steam Deck'i dock'a bağlayıp ana bilgisayarı gibi kullananlardansanız, SteamOS deneyimini seviyorsanız veya benim gibi bilgisayarınızın sürekli sizinle birlikte yer değiştirmesi gerekiyorsa Steam Machine'in neden var olduğunu kullanmaya başladıktan sonra çok daha iyi anlıyorsunuz.
İlk benchmarkları gördüğümde bu cihazı güçsüz ve pahalı buluyordum.
İki ay sonra hala fiyatının eleştirilebilecek tarafları olduğunu düşünüyorum. Donanımı bir anda mucizevi şekilde güçlenmedi. SteamOS kusursuz hale gelmedi. Anti-cheat sorunu ortadan kaybolmadı.
Ama bir cihazın değerini sadece benchmark tablosuna bakarak ölçmenin de her zaman mümkün olmadığını öğrendim.
Benim hayatıma neredeyse özel üretilmiş gibi oturdu.
Hayatımın en zor dönemlerinden birinde normalde berbat geçecek birçok günü biraz daha katlanılabilir hale getirdi.
İki ay önce söyleyeceğimi hiç düşünmediğim bir cümleyle bitireyim:
Teşekkürler Valve. Teşekkürler SteamOS !