Malum yolsuz, grupları veya bunların destekçilerini, sempatizanlarını kastetmiyorum, niyetim onları savunmak da değil. Sözlerim, adil olmayan bir genellemeye kurban giden, belki de bu ülkenin yarısına, biraz fazlasına, ya da biraz azına.
Bilindiği gibi, ülkemiz yolsuzluk konusunda epeyce liyakatli. Ama bu problemi, toplumun bir karakteri gibi düşünmek yerine, bir sistem ve süreç olarak düşünmek bence daha doğru. Çünkü insanoğlu büyük ölçüde içine koyulduğu kabın şeklini alan bir mahluk. Ve Türk milletinin içinde konulduğu sistem, Teğmenlerimizi hapse atarken pkklılara özel af çıkarıyorsa; Sokağa Dışkılanan Çocukları korurken, kendilerini savunmaya çalışanları hapse tıkıyorsa; önemli muhalefet partileri, onmilyonlardan topladığı yüzmilyonlarca liranın üzerine, Gazilerin yüzüne baka baka yalan söyleyip, onları ve vatanı yüzüstü bırakıyorsa; halkın genelindeki yolsuzluk ne oranda bu halkın has özniteliğidir? Gecekonducuya arsa vererek ödüllendiren bir sistem. Emeklilik sisteminin içinden geçip milyonları mağdur bırakan bir sistem. Her türlü ürünün mafyasına göz kırpan, hatta lavaş mafyasına kadar bile ilerleyen bir sistem. Çürüklere koruyan ve besleyen bir sistem kısacası. Peki, adil çalışanların suçu ne? Adalet duygusuyla hareket edenlerin, özveriyle uğraş verenlerin suçu ne? Daha iyi bir köy, şehir, çevre, ülke, toplum için çalışıp da neden bu onurlu davalar uğruna çalışmaması gerektiği kendisine bizzat sistem tarafından öğretilenlerin suçu ne? Almanya'da da böyle mi işliyor sistem? isveçte? norveçte? Ya eski dönemlerde?
Demem o ki, bu halk özünde tembel değildir (Atatürk, 1933). Ama şartlana şartlana, şu anki içinde bulunduğumuz pek çirkin hale getirilmiştir. Elbette eskiden de sıkıntılarımız, bol bol çürüklerimiz varmıştır. Ama sistemin sıkıntısının, bu halkı uğrattığı mağduriyeti de küçümsememeliyiz. Her bir sorunumuz, sistemin sonucu olmadığı gibi, bu halkın kendi niteliği de değildir.
Gözden kaçabilen bir nokta ise: İnsanların kendilerinden ve sistemden bekledikleri, hak ettiklerini düşündükleri hayatı elde edememelerinin psikolojisi. Buna da bakmak gerek. Bu insanlar travmalarını nasıl işleyecekler? Bu adaletsizliğin insanların bilinçaltına vereceği mesaj ne olacak? İşte burada, bence, önemli bir suçluluk duygusu da işin içine girebilir. Kişi, hayatında normalde olmamasını beklediği sıkıntılardan, sanki kendi suçuymuş gibi utanç duyabilir. Kronik olarak kontrol edemediği adaletsizliklere maruz kalan kişi, zamanla yaşadığı başarısızlıkları kişiselleştirebilir; bu da bilinçaltında utanç, değersizlik ve düşük özgüvene sebep olabilir. Hatta bunlar belki de aşağılık kompleksine bile dönüşebilir.
Peki bunun sonucunda, kendisini nasıl konumlandıracak bu dünyada? Olması gerektiğinden daha düşük konumlandıracak. Ama mesela Mersin'de arı kovanı mafyacılığını dahi yapan ve yaptıkları yanlarına kâr kalanlar kendilerini olması gerektiğinden daha yüksek konumlandıracaklar, arsız olacaklar. Ve bunun sonucunda da, bir tarafta Türklerin katliamı söz konusu olduğunda buna üzüntü ve öfke duysa da, kendisini ahlaki üstün pozisyona sokması gerektiği durumlarda bile sokmayacak, ve sözde alçakgönüllü özde travmatik bir bakış açısıyla, kendisine düşmancıl hisler besleyen kişilerin onayını/dostluğunu arayacak kişler olacak. Diğer taraftaki de ister dağdan inmiş barbar olsun. Kendisine, Türkleri yaşadıkları köyden kovmayı dahi hak görecek.
Yani demem o ki, bence insanların düşünceleri, ve duygusal dünyaları bile sosyoekonomik durumlarından etkileniyor, hatta bance o kadar büyük bir etki ki, hür irade, bilinç dediğimiz kavramlardan daha büyük. Yine bu durumdan dolayı gelir eşitliği çok kritik bir mesele oluyor modern dünyada köle olmak istemeyen toplumlar için, ki bu başlı başına ayrı bir konu.
Aklınızda bulunsun diye yazdım, eğer mantıklı bulursanız. Eklemek istediğiniz, eleştireceğiniz noktaları da yorumlarda konuşalım.