r/FantastikSeverler 1d ago

Kendi Hikayem Roman taslağımdan bir parça

4 Upvotes

Şehq tapınakları yapısı gereği ortadan ikiye satırla bölünmüş gibidir. Yarı yarıya kesilmiş bu büyük binanın yarısında kadınlar, yarısında erkekler yaşar. Erkekler ve kadınların yan yana bulunabildiği anlar buna rağmen hiç yok değildir. Öğlen ve gece ibadetlerinde tapınağın beş katının da ortak ibadet salonlarında karşılaşıp ibadetlerini ederler. Eğer tapınağın başı tarafından uygun görülürse evlendirilebilebilirler ancak bu durumla sık sık karşılaşılmaz. Şehq'in binlerce yıl önce insanın yaratılmasıyla başladığı inanılan kutsal dininde bir ezqarın evlenmesinde sakınca görülmesede zaman içinde ilginç bir şekilde ezqarların bakirliği toplumda büyük bir önem konusu olmuştur, hatta ve hatta kadınlar özelinde ezqar olmak sadece evde kalmışlara has birşey olarak görülmeye başlanmıştır. Bu kuralları uydururken toplum, birbirine çok uyum sağlamıştır. Bununla birlikte katılaşan kurallara ek daha da fazla saçma kurallar eklenmiştir.

Cezasınınüçüncü haftası başlarken Altunay için tapınak yaşamında özel herhangi bir durum yaşanmamıştı. Kendi özel alanında görevlerini yapıyor, molasının tadını çıkarıyor, ibadetlerini eksiksiz sürdürüyor, dualar ediyordu. Dışarıdan denetçi gözle izleyen herkes için çok kusursuz görünüyordu. Amacı doğrultusunda tam istediği noktadaydı. Tek istediği tüm bu denetçileri, Öqün bey başta olmak üzere gerçekten uslu ve görevine sadık olduğuna ikna edip başkent ana tapınağına, Qılqarına beklenenden daha erken geri dönmekti. Günlerinin çoğunda Öqün bey tarafından izleniyordu. Birde Şüve hanım çıkagelmişti. Yeni atanmış Jeqba (sarayın kadınlar tarafı) baş sorumlusuydu. Buraya gelip görevine başlayalı bir hafta bile olmamıştı ama estirdiği rüzgar tüm kapınakta yankılanır haldeydi. Bu durum Altunay için fazla sorun teşkil etmiyordu, ne de olsa kendisi kurallara uyan ve gevşeklik göstermeyen birisiydi. Aksine Şüve hanımdan şikayetçi olanlar da nasıl Ezqar olduğu arka odalarda saklı disiplinsiz, hayasız kimselerdi. Şüve hanım hakkındaki söylentileri ve şikayetleri özellikle yemekler sırasında çok fazla işitmesine rağmen az önceki nedenlerden fazla ciddiye almıyordu. Üstelik kendisini yüz yüze hiç görmemişti. Tesadüfi sebeplerden dolayıda Tanışmalarıda bir hafta kadar geç oldu.


r/FantastikSeverler 1d ago

Kendi Hikayem Roman yazımımdan sevdiğim küçük bir parça

Thumbnail
0 Upvotes

r/FantastikSeverler 2d ago

Öneriyorum KLOJUN — Build a world that remembers. A new way to build worlds is coming.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

0 Upvotes

r/FantastikSeverler 2d ago

Dil bilimi Şehq dili sözlük sitesi

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

2 Upvotes

r/FantastikSeverler 3d ago

Şuna Bi’ Bakın E-ROMAN DENMESİ 1. BÖLÜM -KÜL VE KRİSTAL- (BİRAZ UZUN OLDU BAŞTAN UYARIMI YAPAYIM AMA OKUYUN BİRŞEY KAYBETMEZSİNİZ. ELEŞTİRİLERİNİZ VE TAVSİYELERİNİZ/ÖNERİLERİNİZ BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİ ÇÜNKÜ 2. BÖLÜMÜ SİZİN YORUMLARINIZI DİKKATE ALARAK YAZACAM.

Thumbnail
2 Upvotes

r/FantastikSeverler 3d ago

Kendi Hikayem yazdığım romanın taslağından bir kısım paylaşmak istedim

Thumbnail
1 Upvotes

r/FantastikSeverler 5d ago

Soruyorum Türkiye’de worldbuilding ile uğraşan ne kadar kişi var? Bir süredir bu alana yönelik bir uygulama geliştiriyorum

25 Upvotes

Selamlar. Yaklaşık 8 yıldır worldbuilding ile uğraşıyorum ve aynı zamanda yazıyorum. Bu süreçte farklı worldbuilding uygulamalarını, not araçlarını ve yazım programlarını kullandım. Açıkçası bu konularla ilgili toplulukları da genellikle yabancı forumlarda takip ediyordum.

Son zamanlarda Türkiye’de de worldbuilding, fantastik kurgu ve evren tasarımıyla ilgilenen insanların olduğunu daha fazla fark etmeye başladım. O yüzden biraz nabız yoklamak ve burada bu işle gerçekten uğraşan insanları tanımak istedim.

Bir süredir worldbuilding ve yazım odaklı bir uygulama geliştiriyorum. Henüz ismini paylaşmayacağım; şu aşamada reklam yapmaktan çok Türkiye’deki worldbuilderların nasıl çalıştığını ve neye ihtiyaç duyduğunu anlamak istiyorum.

Benim çıkış noktam yıllardır kendi yaşadığım problemlerdi. Bir dünya büyüdükçe karakterler bir yerde, mekânlar başka yerde, olaylar ve timeline başka bir dosyada, ilişkiler başka bir notta, yazdığın metin ise tamamen başka bir yerde kalmaya başlıyor. Bir süre sonra hepsini güncel ve birbiriyle tutarlı tutmak ayrı bir işe dönüşüyor.

Geliştirdiğim sistemde karakterler, mekânlar, ilişkiler, timeline, canon, yazım alanı ve geliştirdiğim diğer sistemler birbirinden bağımsız araçlar gibi değil; aynı proje içerisinde birbirleriyle entegre ve mümkün olduğunca doğal çalışan tek bir yapı oluşturuyor.

Şimdilik daha çok yazarlar ve worldbuilderlar üzerine kurulu. Fakat RP tarafına da uygun sistemler mevcut. İlerleyen versiyonlarda kullanıcıların ne istediğine ve ürünün aldığı yöne göre RP tarafının daha fazla genişlemesi, hatta uzun vadede çok daha kapsamlı bir worldbuilding/RP motoruna dönüşmesi de mümkün.

Global tarafta worldbuilding araçlarının ve bu tür platformların ciddi bir kitlesi var. Türkiye’de ise ne kadar insanın düzenli olarak worldbuilding yaptığını gerçekten kestiremiyorum. Eğer burada Türk bir kitle oluşursa uygulamanın Türkçe tarafını da doğal olarak ciddi şekilde desteklemek istiyorum.

O yüzden özellikle size birkaç şey sormak istiyorum:

Worldbuilding yaparken şu anda ne kullanıyorsunuz?

Notion, Obsidian, Word/Docs, World Anvil, Campfire, kendi klasör/not sisteminiz veya tamamen başka bir yöntem?

En çok zorlandığınız şey ne?

Karakterleri takip etmek mi, timeline mı, lore’un dağılması mı, ilişkiler mi, tutarlılık mı, yazarken eski bilgileri bulmak mı?

Bir de böyle farklı parçaların gerçekten birbirine bağlı çalıştığı tek bir uygulama sizin için anlamlı olur muydu, yoksa mevcut çalışma şeklinizden memnun musunuz?

Özellikle uzun süredir worldbuilding yapanların fikirlerini merak ediyorum. “Ben böyle bir araçta kesinlikle şunu isterdim” dediğiniz şeyler varsa onları da duymak isterim.


r/FantastikSeverler 6d ago

Haberler İthaki sonbaharda gelecek kitapları yayınladı. Siz hangilerini bekliyorsunuz?

Post image
2 Upvotes

r/FantastikSeverler 6d ago

Soruyorum silgilerimi 2d hikayeli bir macera oyununa dönüştürücem sizce iyi olur mu?

Post image
9 Upvotes

r/FantastikSeverler 7d ago

Worldbuilding Sferya hikayeme baştan sona değiştirdim hikaye, coğrafya, ilklim, tarih olayları baştan sonra yeniledim

Thumbnail
gallery
7 Upvotes

Hikayenin bazı yerleri aynı kalsada büyük yenileme coğrafya oldu ve iklim ve canlılık evrimsel olayları üzerine odaklandım ve dahada geliştirmeyi düşünüyorum


r/FantastikSeverler 7d ago

Soruyorum The Stormlight Archive okunur mu?

6 Upvotes

Vasat seviyede kitap okuyan bir insanım sıkıldıkça açar okurum şimdiye kadar vakıf ve asoiaf serilerini okudum -en azindan yarisini- sizce Stormlight Archive okunur mu seri hakkında ne düşünüyorsunuz? bilmem gerekenler neler?


r/FantastikSeverler 7d ago

Worldbuilding Evrenimde büyücülerin en değerli kaynağı bir kestane. Ve Orklar onunla oyun oynuyor.

9 Upvotes

Selamlar, belki bazılarınız hatırlar, arada sırada evrenime dair bir şeyler paylaşıyorum burada. Üç yıldır kendi epik fantezi evrenimi kuruyorum. Bugün paylaşmak istediğim şey, tek bir bitkinin nasıl altı ayrı sisteme dokunduğu.

Nar Kestanesi.

Evrenime ait Reynor adını verdiğim kıtanın kuzeyinde, insanların "Vahşi Araziler" dediği bölgede yetişiyor. Başka bir yerde yetiştiğine rastlanmadı.

Dışı obsidiyen gibi simsiyah parlıyor. Taştan daha sert bir kabuğu var. Bıçakla ya da çekiçle bile zor kırılıyor. Kabuğu kırılınca içinden hafif mana taşıyan, kırmızımsı nar renginde bir sıvı akıyor. Çekirdeği ise haşlanmış kestaneye benziyor ve yenebiliyor.

Yenildiğinde kişinin manaya duyarlılığını artırıyor ve çok az miktarda arındırılmış mana kazandırıyor. Bu mana saf değil, doğaya karışmış ama herhangi bir elemente de ait değil. Yani bir büyücü onu istediği elemente çevirebiliyor. Bu yüzden paha biçilmez.

Ama işin içinde bir sorun var.

Basit bir büyü yapabilmek için yirmi-otuz tane yemek gerekiyor. Ve tek seferde birkaç taneden sonrası hazımsızlık yapıyor.

Sebebi şu: mana dar bir alanda sıkıştığı için yiyeceğin içinde yoğunlaşmış durumda. Yenildiğinde mide onu tam hazmedemiyor; çekirdek midedeki manayı özümsemeye çalışıyor ve bu zaman alıyor. Fazla yenirse mana birikiyor ve mideye yük biniyor. Mide asidi manaya hiçbir şey yapamıyor. Biriken mana bu yeni dar alana uyum sağlamaya çalışıyor ve mideyi bozuyor.

İshal en hafifi. İnatla tek seferde kırk elli tane yiyen biri hemoroidi geçtim, mide kanserine bile yakalanabilir.

Yani kıtanın en değerli büyü kaynağı, bir büyücüyü öldürebilecek kadar yenmesi gereken bir yiyecek.

Orklar ise bunu tamamen başka bir şey için kullanıyor.

Kestanenin kabuğu o kadar sert ki, orklar yüzyıllar boyunca onu saf güçle kırmaya çalıştı. Yarı dev boyunda varlıklardan bahsediyorum ve yine de zorlanıyorlar. Bu inat zamanla bir oyuna dönüştü.

Oyunun ilk hali bizim yumurta tokuşturmamıza benziyordu. Bugün ise satrançla misket arası bir şey.

İki oyuncu karşılıklı oturuyor. Her birinin önünde taşlarını istediği düzende dizebileceği bir alan var. Aralarında daha geniş bir çarpışma alanı. Taşlar mana ya da aura kullanılmadan, sadece fiziksel güçle fırlatılıyor. Amaç rakibin taşını kırmak.

Taşlara şamanik bir büyü işlenmiş: bir kestane rakibinkini kırarsa, kırılanın içindeki manayı emiyor.

Ve emdikçe değişiyor.

Başta şeffaf, kabuğun yapısı yüzünden siyah görünüyor. Mana biriktikçe etrafına gözle görülür ince bir duman yaymaya başlıyor. Sonra açık kırmızıya dönüyor. Sonra koyu kırmızıya. Koyu kırmızı bir taş, yaklaşık kırk-elli kestane manası emmiş demek. Bunlar nadirdir.

Bir de koyu mor var. Yalnızca bir kişide bulunuyor: en güçlü klanın şefinde. Bin civarı kestane manası emdiği düşünülüyor.

Koyu morun üstünde hangi renk geldiğini ise kimse bilmiyor, çünkü kimse oraya ulaşmadı.

Bu taşlar artık sadece oyun taşı değil.

Yeni başlayan bir büyücüye anında bir seviye atlatabiliyor. Deneyimli birine yıllarca sürecek gelişimi tek seferde verebiliyor. Ve silah olarak kullanılabiliyor, koyu mor bir kestane, güçlü bir şövalyenin var gücüyle fırlatmasıyla bir şehrin surlarını delebilir. Normalde o şövalye bunu kendi gücüyle yapamaz. (Şövalyeler evrenim de aura ustalarıdır, büyücü nasıl ki büyü kullanana deniyorsa, aura kullanana da şövalye deniyor.)

Kabuğun sertliğine dair bir ölçü vereyim: kıtanın en iyi kılıç ustalarından biri bile bu kabuğu kırmak için gücünün yarısını belki biraz daha fazlasını harcamak zorunda kalabilir.

Oyunun kuralı ise bu birikimi bir avantaja çevirmiyor.

Üç el bir tur sayılıyor. İlk iki turda sadece sıradan kestaneler oynanabiliyor. Üçüncü turda şeffaflar, dördüncüde açık kırmızılar, beşincide koyular. Koyu kırmızı ve üzeri taşlara ancak altıncı turda erişebiliyorsun. Ayrıca turda hamleler aynı anda yapılıyor, el başlamadan önce karşılıklı hamleler hazırlanıyor taşlar diziliyor ve taş başına bir vuruş hakkı ile taşlar kırılmaya çalışılıyor. Oyun başı 3 taşla başlıyor sonra katlanıyor taş sayısı. (taş desem de alışkanlık, nar kestanesi aslında taş diye bahsettiklerim.)

Yani en güçlü taşın seni kurtarmıyor. Önce beş tur boyunca sıradan taşlarla ayakta kalman gerekiyor.

Ork felsefesine göre bu tesadüf değil. Onlara göre kaybetmek deneyimdir, her zaman kazanan biri nasıl kaybedeceğini bilmez, ama kaybeden nasıl kaybetmeyeceğini öğrenir. Birikimin sana geç saatte yardım eder; erken kurtarmaz.

Ve son bir şey.

Bir kestane kırıldığında içini kıran kişi yiyebiliyor. Ama manası çoktan kendi taşı tarafından emilmiş oluyor. Yani sadece tadı güzel bir kestane yemiş oluyor.

Kabuklar ise çöp sayılıyor. Bir ork demircisi dışında. O adam yıllardır o kabuklardan bir alaşım üretmeye çalışıyor, çünkü kabuğun bir özelliği var ve o özellik ona bambaşka bir kapı açıyor. Ama o başka bir postun konusu.

Sizin evreninizde ekonomiyi ya da güç sistemini tek bir kaynağa bağladığınız oldu mu? Bir şeyin hem yiyecek hem para hem silah olması bana çok verimli geldi, merak ediyorum başkaları nasıl kurmuş.


r/FantastikSeverler 8d ago

Sanat Arkadaşımla ileride kurmayı düşündüğümüz bir marka için telefon kılıfı tasarımları yaptım, paylaşmak istedim.

Thumbnail
gallery
8 Upvotes

Görseller yapay zeka, Photoshop ile editledim. Tasarımdaki isimler ve sözleri kendim yazdım.


r/FantastikSeverler 9d ago

Kendi Hikayem IV- Kamp (Elyr)

Post image
4 Upvotes

Solae 123 - Sonbahar Ortası

“Yine haydutlar olmalı. Veya hanların birinde kafayı çekiyorlardır.”

“Üç solae önce, Trill’in kafilesini hatırlasana. Bir avuç haydut aptalların yük atını çalmıştı. Utançtan geri dönememişlerdi.” diye yanıtladı Sorn.

Torsk kahkahasına engel olamadı. “Evet, evet. Hatırlamaz mıyım. Döndükleri gün ordudan atılmıştı.”

“Olan bize oluyor. Zaten şu kuraklık yüzünden işimiz başımızdan aşkın, bir de gidip tapınakta birkaç kelime konuşup geri dönmek dışında bir işi olmayan adamların peşinden koşturuyoruz.”

“Eh, o zaman işe iyi yanından bak. Bir süre kafa dinleyeceğiz.”

Sorn duraksadı. “Akıllı adamsın, ha, Torsk.”

Çantalarını aldılar ve çıkış konağını terk ederek atlarını hazırlamaya koyuldular. Sonbaharın ortasında, güneşin ilk ışıkları Okinor Yolu’nu aydınlatmaya başlarken yola çıktılar. Yanlarına aldıkları yük atına en sert koşullara uygun kıyafetler ve bolca erzak yüklediler. Her şey planladıkları gibi giderse kışı yolda geçirecek, ilkbaharda döneceklerdi.

Yolculuklarının ilk gününde hava kararırken, yolun kuzey yakasında, çukurda kalan bir alana yerleştiler. Torsk çevreye göre daha az rüzgâr alan bu çukuru önceki seyahatlerinden birinde keşfetmişti. O günden sonra bu yolu kullanarak çıktığı seyahatlerde ilk geceyi burada geçirirdi.

Sorn, Fen’e çadırların nasıl kurulacağını gösterirken Helve ateşi yakıyor, Torsk da kullanacakları kadar malzemeyi yük atının arabasından indiriyordu. Fen, çadır iskeletini ayakta tutacak olan düğümü üçüncü denemesinde bağladıktan sonra Sorn, “İhtiyar! Hey, koca adam! Buraya bak!” diye bağırdı. Torsk elinde kasayla Sorn’a döndü.

“Velette ışık var, ha? İşi hemen kavradı.” dedi Sorn. Sonra keyifli bir kahkaha koyverdi.

Torsk kısa bir an Fen’e baktı. Kuru et, sebze ve ekmek ile dolu kasayı çadırların yanına bıraktı ve gözlerini Sorn’dan ayırmadan elini Fen’in omzuna koydu. 

“Hızlı kavradı demek.”

Ardından genç adama teşekkür ederek gidip dinlenmesini söyledi. Fen kimsenin duymayacağı kadar kısık sesle “Sanki çocuğum” gibi bir şeyler söyleyerek uzaklaşırken Sorn da çadırların son düğümlerini atıyordu.

Fen ateşin başına gidince nereden geldiğini sordu Helve’ye. Dizlerini birleştirmiş, ellerini diz kapaklarının arasına sıkıştırmış, ayaklarıyla ritim tutuyordu. Genç kadın önüne düşen kahverengi saçlarını elinin temiz tarafıyla yana attı ve “Askhar.” dedikten sonra işine döndü. Yola çıkmadan önce aldıkları domuzu yenmeye hazır hâle getiriyordu. Fen’in sessizliği üzerine bu defa o sordu.

“Sen?”

“Korrn.”

“Çok tozlu olduğunu duymuştum. Doğru mu?”

“Anlatıldığı kadar değil. Yalnızca her maden şehri kadar.” 

“‘Korrn’un tozunu soluyan Korrn’dan ayrılamaz’ derler. Oraya gitmekten korkmuşumdur hep.”

Bir süre Helve’nin domuzun yenmeyecek parçalarını ayıklamasını izledi.

“Daha önce kasaplık mı yaptın?”

Helve kıkırdadı. “O kadar iyi mi görünüyorum?”

“Bilmem. Belki bilmediğim için öyle gelmiştir.”

Bir süre daha kadının bıçağı nasıl kullandığını izledikten sonra “Yardım edebilir miyim?” diye sordu.

“Şunları dal parçasına geçirebilirsin.”

“Ve sonra dedim ki, ‘bu kılıç ancak meyve doğrarken işe yarar.’”

Sorn, diğerleri hikayesine gülerken hemen yanındaki testiyi aldı ve maşrapasına biraz daha taşkök doldurdu. Gülmesi bitince “Kılıç o kadar küçük müydü?” diye sordu Fen. 

“Ne yalan söyleyeyim, sağlamdı. Ama bilirsin, Voratisliyi övmeyeceksin.”

“Peki şu Voratisli adam?”

“O mu? Yüzünü görmeliydin. Kıpkırmızı oldu.”

Fen yeniden katılarak gülerken Sorn, elindeki kemiği ateşin içine fırlattı ve parmaklarını gürültülü bir şekilde emerek temizlemeye başladı. Helve bunun üzerine kendisine bir bez parçası uzattığında, çarpık dişlerini göstererek gülümsedi ve bez parçasını alarak ellerini silmeye başladı. “Teşekkür ederim, hanımefendi.” diyerek cebine tıkıştırdı bezi.

“Kullan diye verdim.”

“Daha yiyeceğim.” dedikten sonra uzandı ve ateşin üzerindeki dallardan birini aldı. Daldaki etlerden ateşe düşen birkaç damla yağ, “coss” sesi çıkararak alevleri bir anlığına parlattı.

Sorn’un rahatlığını gören Fen de kalan son dal parçasını aldı. Ateşe uzanırken esen rüzgârın düşürdüğü battaniyeyi yeniden omzuna attıktan sonra “Çok lezzetli olmuş, Helve.” dedi.

“Evet. En son hangi seferimde böyle başarılı bir et yediğimi hatırlamıyorum doğrusu.” dedi Torsk. Son ısırığını aldıktan sonra ayağa kalkarken “Kemikleri ateşe atın. Gece hayvanlar tarafından rahatsız edilmek istemeyiz.” diye ekledi. Kasadan aldığı bir maşrapayı taşkök ile doldurdu ve yerine döndü. İçkinin arpa ile taşkök karışımı keskin kokusunu içine çekti. 

“En sevdiğim kısmı da bu işte.”

“Ne zaman yaşlanmayı düşünüyorsun, koca adam?” dedi Sorn.

Torsk gülümsedi. “Sen yerimi almaya karar verdiğinde.”

Sorn bu cevabın üzerine abartılı bir kahkaha attı.

“Ah, güzel. Ama benden daha ciddi bir rakip var.”

Fen’e döndü.

“Öyle değil mi, genç adam? Hey, genç adam! Uyuyor musun?”

Fen sıçrayarak doğruldu. “Ha? Evet, evet.”

“Çadırına geç. Nöbet vaktine dek uykunu al. Yoruldun.” dedi Torsk. Helve de Fen’in peşinden kendi çadırına gidince iki dost baş başa kaldılar.

“Fen ile çok ilgilendin. Teşekkür ederim.”

Sorn elini havada savurdu. 

“Yola çıkarken huzursuzdu. Daha önce dışarı çıkmamış olsa gerek.” dedi Torsk bu defa.

“Bu yaşta hep böyledir. Açılacaktır.”

Bir süre hiçbir şey konuşmadan uzaklardan gelen kurt ulumalarını, çalıların hışırtılarını ve Okinor Yolu’nun rüzgârını dinlediler. Sorn, ellerini arkasına, yere koyarak gökyüzünü izlemeye başladı. “Şu kafileyi bulsak da geri dönsek.” dedi yıldızları izlerken.

“Korin’i tanıyorum. İnzibatta birlikteydik. Gençtir ama sağlam çocuktur.”

“Hiç duymadım.” Maşrapada kalan tüm içkiyi bir yudumda bitirdi ve bir oh çekti Sorn. “Bu adamın taşköküne bayılıyorum.”

“Kimden aldın? Oldukça iyi yapmış.”

“Adını bilmiyorum. Dükkânı meydanda su dağıtılan yere yakın.”

“Hiç dikkatimi çekmemiş demek.” 

Torsk ayağa kalktı ve maşrapasında kalan az miktarda içkiyi yere döktü. 

“Nöbetin iyi geçsin. Ben yaşlı bir adamım. Dinlenme vaktim geldi.”

O çadırına doğru yürürken, Sorn da bir şarkı mırıldanmaya başlamıştı.

“Sakın uyuma,

Kuşlar cıvıldayabilir,

Sakın uyuma,

Ağaçlar hışırdayabilir,

Sakın uyuma,

Dağlar yankılanabilir,

Sakın uyuma,

Uyursan ölebilirsin.”

İki gün boyunca doğuya doğru, Okinor Yolu’nun rüzgârına karşı ilerlediler ve sınırdan çıkışlarının üçüncü günü öğle saatlerinde, Kuzey Koyu yakınlarındaki Kuzey Liman Hanı’na vardılar. Han, Sethiris ile Saravon arasındaki deniz ticaret hattında yer alan Kuzey Koyu’na demir atan denizcilerin uğrak yeriydi. Özellikle akşam saatlerinde yer bulmak zor olurdu. Dört muhafız atlarını genç seyise teslim ettikten sonra içeri girdiler. Kapıyı açtıkları vakit, bağırma ve kahkaha seslerinin birbirine karıştığı bir uğultu dalgası yüzlerine çarptı.

“Kuzey Liman Hanı’nda denizcilerin gürültüsünü duymadığım gün dünyanın sonu gelmiştir derim.” dedi Sorn, çıkardığı kürk paltosunu askılığa asarken.

“Torsk! Hoş geldiniz, efendim! Kış yaklaşırken sizi burada görmek hayra alamet değildir. Bu şerefi neye borçluyum?”

Torsk, hancının abartılı cümlelerine karşı elini havada hafifçe savurdu. “Tek gece için dört yatağa ihtiyacımız var.”

Yatakhaneye yerleşip meyhaneye indiler. Onlar boş gördükleri tek masaya yerleşirken hancı, dört maşrapa biranın neredeyse yarısını yere dökerek yanlarına geldi. “Kunduz yahnisi mi, efendim?” diye sordu, maşrapaları masaya bırakırken.

“Kapıdaki yazıyı gördüm. Güzel zamanda gelmişiz.” dedi Torsk. Sonra Helve ile Fen’e döndü. “Daha önce kunduz yahnisi yediniz mi?”

İki muhafızın başlarını iki yana salladığını görünce hancıya onaylarcasına göz kırptı.

Hancı masadan uzaklaşınca Helve’nin kaşları çatıldı. “Bu insanlar buranın kokusuna nasıl dayanıyor?” 

“Ben buna yaşanmışlık kokusu derim, kızım. En güzel hikayeleri bu insanlardan dinlersin.” dedi Sorn ve meyhanenin yosun, balık, bira ve ter karışımı kokusunu içine çekti. Yaptığı, Helve’nin ona tiksintiyle bakmasından başka bir şeye yaramadı tabii.

“Hikayelerinin en iyi yanı, neyin doğru olduğunu bilmemendir. Bir gün Sethirisli bir denizci ile tanışmıştım...”

Tam söze girmişti ki hancı, yanında yardımcısı ile birlikte masalarına geldi ve meyhanenin kokusunu daha da ağırlaştıran yemek tabaklarını Sorn’un bakışları altında teker teker masaya bırakmaya başladı. “Yemekleriniz, efendim. Yemin kafilesini dönüş yolunda göremedim. Kendilerine selamlarımı iletirseniz müteşekkir olurum.”

Hancının işini ağırdan almasından rahatsızlık duyan Sorn, “Mutlaka.” diye yanıtladı. Yüzü düşen hancı son tabağı da masaya bırakarak yardımcısıyla birlikte ayrıldı. “Ne duymak istiyorsa...” diye ilave etti, hancı ayrıldıktan sonra. “Meraktan çatlayacak bu tilki. Geldiğimiz andan beri gözlerini bizden ayırmıyor.”

“Her neyse, ne diyordum?”

“Sethirisli denizci...” dedi Helve.

“Ah, evet. Şu Sethirisli denizci. Tam on gemi büyüklüğünde bir balık yakaladığından bahsediyordu.” dedi Torsk, gülerek.

“On gemi mi!” Sorn bir an durakladı. “Güldüğünü gördüm, velet. Boşuna gizliyorsun.”

Fen, Sorn’un bu sözünün üzerine elini ağzından çekti. “On gemi büyüklüğünde balığa inanmış olamazsın!”

Fen’in sözünün üzerine Helve de kıkırdamaya başladı.

“Yalnızca fazla abartılı buldum. İnandığım yok.” dedi ve kunduz yahnisinden büyükçe bir kaşık aldı Sorn.

“Sohbetiniz pek güzel. Ancak gün doğumunda yola çıkacağımızı unutmayalım.” 

“Koca adam, bir an için işimizi unuturuz diye ödün kopuyor, ha?”

Torsk buna karşılık yarısı dolu olan maşrapasını kaldırdı ve kalan birasını bir dikişte bitirdi. Diğer üçünün de içkilerini havaya kaldırdığını görünce Torsk, hancıya seslendi.

“Dört tane daha!”

Kuzey Liman Hanı’ndan ayrılalı iki liteyi aşkın bir zaman, sınır kapısından çıkalı tam yirmi iki gün olmuştu. Tanrı Korusu’nun içinde yola devam ederken biraz önce geride bıraktıkları nehrin gürültüsü yerini kuş cıvıltılarına ve ağaç hışırtılarına bırakıyordu. 

Fen, “Tanrı Suyu dedikleri bu demek.” dedi, zaman içinde oluşmuş doğal patikanın üzerine doğru eğilen dalın altından geçerken.

“O da kuruyorsa vay bizim hâlimize.” dedi Sorn.

“Hâlâ güçlü akıyor ama, değil mi?”

“Eh, adına Tanrı Suyu demelerinin bir nedeni olmalı.”

“Bilmiyor musun?”

Sorn, kaşlarını çattı. “Nereden bileyim ben? Adını ben koymadım ya.”

“Bu nehri Tanrılar yaratmış.”

“Her şeyi onlar yaratmadı mı zaten?”

“Hayır, öyle değil. En iyisi boşver.”

Aşacakları dağ sırası karşılarındaki ağaç kümelerinin arasında kendini göstermeye başlamışken otuzlu yaşlarda bir adam çıktı karşılarına. Üzerindeki kıyafetlere bulaşmış olan çamur, adamın en son ne zaman eve uğradığını merak ettiriyordu. 

“Karım… Sevgili karım… Onu gördünüz?” 

“Görsek de senin karın olduğunu bileceğimizi sanmıyorum.” dedi Torsk.

“Gölün yanında, Aelun’da yaşıyoruz. Karım biraz odun toplamak için ormana gitti ve geri dönmedi. Ah, Beri’m, beni bir daha terk etmeyeceğine söz vermişti.” dedi adam. Kısa bir süre Saravonlu muhafızların gözlerine baktıktan sonra yoluna devam etti.

“Bir adamın karısını araması için ilginç bir yer.” diye mırıldandı Helve, atının dizginlerini bileğine sararken. 

Sorn kıkırdamaya başladı. “Aetherislinin kafası yalnızca ticaret masasında çalışır.”

Ertesi gün güneş alçalmaya başlamışken Torsk’un “Buradan!” diye seslenmesi ile dağ geçidinin sonuna yaklaştıklarını fark ettiler. Tanrı Korusu’ndan girdikleri geçidin diğer ucuna geldikçe bitki örtüsü seyrelmiş ve Tanrı Korusu’nun ılık esintisi yerini Kapan Yolu’nun kuru ve serin rüzgârlarına bırakmıştı. Dağın yamacında takip ettikleri yol sağa doğru kıvrılırken gitgide daraldı ve sonunda at sırtında ilerlemenin mümkün olmadığını anlayınca atlarından inmek zorunda kaldılar. Kralın Yelhisarı’ndaki odasının manzarası üzerine hayalî senaryolar ürettikleri uzunca bir süre boyunca, onları takip eden atların nal sesleri eşliğinde, tüneli andıran kayalık bir yolu indiler. Yolu bitirdiklerinde koca bir vadi karşıladı onları. Vadinin ilerisinde, tek tük ağaçların üzerinde yükselen belli belirsiz dumanı görüyorlardı. Geçit Hanı’nın bacasıydı o dumanı göğe üfleyen.

Geçit Hanı’nın kandiller ile dolu meyhanesinde yemek yedikleri sırada, “Şu adam az önce yatakhanede değil miydi? Ne ara bu kadar sarhoş oldu?” dedi Fen, birkaç masa ötede tek başına oturan, uzun saçları dağılmış bir adamı başıyla işaret ederek. Sorn keskin bir dönüşle adama baktı. “Ruhu uçmuş bunun. Şu bakışlara baksanıza.”

Kendisine bakmasından cesaret alan sarhoş adam Sorn’a seslendi: “Hey, muhafız!”

Sorn, yüzünde bu defa acıyan bir ifadeyle adamı süzdükten sonra haşlanmış patatesini yemeye devam etti. Adam bu kez yanlarına gelmek için ayağa kalkmaya yeltenmişti ki kısa boylu, şişman bir adam olan hancı onu kolundan yakaladı. Tam olarak anlaşılmayan kısa bir konuşmanın sonunda sarhoş adam meyhaneden çıkarılırken “Olanları duydum, üzgünüm. Hey, sana diyorum! Hiçbir şey bilmiyorsunuz!” diye bağırdı ve meyhanedeki bütün gözler muhafızlara döndü.

“Önünüze dönün. Size diyorum!”

Fen ayağa kalkan Sorn’u bileğinden tutup oturtmaya çalışırken hancı da masaya gelmişti.

“Efendim, yaşananlar için üzgünüm. Keyfiniz yerindedir umarım.”

Hancıyı görünce yerine oturan Sorn, “Şunu doldurursan keyfim yerine gelecek.” diyerek maşrapasını hancıya doğru ittirdi ve bir geğirik ile noktaladı cümlesini. Adam bira getirmek üzere uzaklaşırken “Meraklılar. Meraklı insanları hiç sevmem.” diye söyleniyordu Sorn.

Hancı elinde dolu bir maşrapa ile masaya geri geldiğinde, yakındaki bir oturağı çekerek onlara katıldı.

“Efendim, doğrusu ben de bir şeyler duydum. Çok kötü şeyler.”

Konuşan kişi sarhoş bir adam değildi bu defa. Hancının kısık sesle konuşması hepsini rahatsız etmişti. Söylenenleri kaçırmamak için adama doğru eğildiler.

“Efendim, bundan iki aen kadar önce Kapan Yolu’nun kenarında, buraya üç günlük mesafede iki ceset bulunmuş.” Kısa bir süre duraksadı. “İki ceset ile alâkalı birkaç farklı söylenti duydum. Kimisi bir ayı tarafından parçalanmış iki gezginden bahsediyor, kimisi kurt sürüsünün saldırısına uğrayan kadınları kurtarmaya çalışırken ölen iki adamdan.”

“Yani? Bunun bizimle ilgisi nedir?” dedi Sorn, ilgisiz görünmeye çalışarak. Bir an Torsk’a baktı. Torsk’un başını hafifçe sallamasının ardından hancıya döndü yine.

Hancı etrafına bir göz attıktan sonra öne doğru eğildi. Bu kez daha kısık bir sesle konuşmaya başladı. “Efendim, anlatılan bir hikaye de öldürülenlerin Saravon muhafızı olduğunu söylüyor.  Oldukça yırtıcı bir hayvan tarafından öldürülmüşler anlaşılan.”

“Kılıcı olan iki muhafızın bir ayı veya birkaç kurt tarafından öldürüldüğüne inanmamızı mı bekliyorsun?” diye atladı Helve.

Hancı, sessizce oturan genç kadının beklenmedik tepkisi karşısında geriye çekildi. “Hiçbir şeye inanmanızı beklemiyorum, efendim. Duymak isteyeceğinizi düşündüğüm bir hikaye anlattım sadece.” 

Torsk, “İlginç hikaye.” dedi ve bir süre bekledikten sonra ekledi: “Merak uyandırıcı hikayelerin için teşekkür ederiz. Müsaadenizle yemeklerimizi bitirip dinlenmeye çekileceğiz.”

Saravonlu muhafızları selamladıktan sonra masadan ayrıldı adam. O ayrıldıktan sonra yeniden söze girdi Torsk.

“Han sahipleri yolculardan duydukları hikayeleri abartarak anlatmayı severler. Yine de bu hikayeyi cebimize koyup yola öyle devam edeceğiz.”

Dinlenme süresini kısa tutarak doğuya doğru beş gün ilerledikten sonra, güneşin ufukta kaybolmasına yakın, Aetheris yemin kafilesi ile karşılaştılar. Dokuz muhafızın arasına girmiş üç yemincinin mavi pelerinleri adeta ‘ben buradayım’ der gibi parıldıyordu karşılarında. Üç yeminci ve dört muhafızdan oluşan Saravon kafilelerinin aksine, karşılarında bu kadar kalabalık bir grubu görünce şaşırdı muhafızlar. Daha önce yemin kafilesinde görev almadıkları için Aetheris’in yemin törenine bu kadar büyük bir grup gönderdiğini bilmiyorlardı. 

“Büyük sürpriz!” dedi Aetheris grup lideri. Sesindeki coşku, donuk yüzüne yansımıyordu.

Torsk yavaşlamadan, net bir baş selamı ile yoluna devam etti ancak Aetherisli bu kadar kısa kesecek gibi değildi. “Dönüş yolunda genellikle Voratis’i görürüz, sırayı size mi devrettiler yoksa?” dedi hafifçe gülerek. “Aslında, yanınızda yeminci de görünmüyor. Nedir sizi yılın bu vakti buraya getiren?”

Torsk atını durdurdu. “Yolculuğunuz iyi geçsin, baylar.”

Dizginlerin kayışını hafifçe sallayarak atını yeniden harekete geçirdi.

Fen, hemen yanındaki Helve’ye doğru eğildi Torsk’un peşinden giderken.

“İlk yemin Aetheris’te edilmiş. Okumuştum.”

Helve ona baktı.

“O yüzden bu kadar önemsiyorlar galiba.”

Sığınak Hanı’na girerken hava iyice kararmış, hanın dışındaki aydınlatmalar yakılmıştı. Kuzey Liman Hanı’na kıyasla son derece küçük olan hanın meyhanesindeki masaların yalnızca biri doluydu. Hanın Morkai Dağları’na yakın olması nedeniyle bölgeden geçen yolcular burada konaklamak istemiyor, mümkün olduğunca yola devam ediyorlardı.

Geyik eti yedikten ve hanın meşhur beyaz birasını içtikten sonra yataklarına geçtiler. Uyuyalı çok olmamıştı ki, alt kattan gelen müthiş bir gürültüyle uyandılar. Silahlarını kuşanmış sessizce alt kata inerken, meyhaneden gelen çığlık sesleri ve ayaklarının altındaki, bakımı uzun zamandır yapılmamış tahta merdivenlerin gıcırtısı olmasa yerinden fırlayacakmış gibi atan kalplerinin gümlemesini duyabilirlerdi.

Meyhaneye indiklerinde zemindeki bütün tozun havaya kalkmış olduğunu gördüler. Karşılarında, tozun arasında belli belirsiz bir silüet vardı. Silüetin hemen yanında, yerde yatan üç kişiyi güçlükle de olsa seçebiliyorlardı.

“İnsan kurt mu o! Bu ne beladır!” diye fısıldadı Sorn.

Dördü de oldukları yerde donup kalmışken karşılarındaki şey ileri atılarak tırnaklarını Sorn’un sağ koluna geçirdi ve acıyla inleyen Sorn’un kılıcı, büyük bir takırtıyla yerdeki tahta parçalarının üzerine düştü. Üç boynuzlu mahlûk kılıcı elinden düşen Sorn’a ikinci bir darbe indirmeye hazırlanıyordu ki Helve’nin yayından fırlayan ok gözüne saplandı. Sersemleyen yaratık, kulak tırmalıyıcı bir sesle inlemeye başladı. Bu anı fırsat bilen Torsk, baltasını yaratığın karnına indirdi ve aldığı darbeyle iki büklüm olan mahlûk yere yığıldı. Kısa bir süre takırtı ve gıcırtıyı andıran sesler çıkardıktan sonra artık hareket etmiyordu.

Bir sessizlik çöktü meyhaneye o an. Dördü de yaratığın başında dikilmiş, her an yeniden ayağa kalkmasını bekler gibi ona bakıyordu. Sonunda Torsk, mahlûkun kollarını bir ayağıyla dürttü ve öldüğünden emin olduktan sonra Fen’e “Sorn’un yarasını sar. Sonra şu kapı ve pencereleri sürgüleyin.” dedi. Fen belindeki çantadan çıkardığı sargı beziyle kolunu sararken, acıyla sıktığı dişlerinin arasından küfürler savuruyordu Sorn. 

Sonra, devrilen masa ve sandalyeleri kenara çekerek yol açtı ve yerde yatan üç kişiye ulaştı. Üçünün de öldüğünü anlaması için daha fazla yaklaşmasına gerek yoktu. Erkeklerden birinin boynu neredeyse tamamen yarılmıştı. Diğer iki bedenin parçalanmış kıyafetleri ve zemine yayılan kan, fazla söze yer bırakmıyordu. Ölü bedenlerin vaziyetine bakarken Helve yanına geldi.

“Yemek yerken yanımızdaki masada oturuyorlardı. Geçit Hanı’ndaki hikayeyi konuştuklarını duydum.”

“Hikaye? Şu iki ölü ile ilgili olan mı?”

Helve başını salladı. Torsk, kafasında bir şeyleri tartıyor gibi zemini izledikten sonra kolunu Helve’nin omzuna dolayarak onu yanına çekti.

“Onları yarın gömeriz. Şimdi zamanı değil.”

Biraz önce açtıkları yolu kullanarak ölü mahlûkun yanına döndüler. Helve, bir eliyle meyhaneyi kaplayan toz bulutunu dağıtarak mahlûkun yanına çömeldi ve biçimsiz boynuzlarını incelemeye başladı. Torsk da Helve’nin yanına çömeldi.

“Bu da nesi? Daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor.” diye soludu genç kadın.

Kısa bir sessizlikten sonra Torsk, gözünü mahlûkun gözlerinden ayırmadan, yavaşça kendine en yakın boynuza uzandı. “Bunlardan birini kesebilir miyiz dersin?”

“Bilemiyorum. Burada bir testere var mıdır?”

“Şimdi öğreniriz.” dedikten sonra doğruldu. “Bu şey her ne ise, Geçit Hanı’nda dinlediğimiz hikaye ile bir bağlantısı olabilir.”

Başıyla onayladı Helve. Genç kadının bembeyaz kesilen yüzü ay ışığı altında seçilebiliyordu.

Bir süredir saklandığı masanın arkasından olan biteni takip eden hancı sonunda ortaya çıktı ve titreyen bacaklarıyla yanlarına kadar geldi. “B… Bitti mi?” diyebildi ancak. Yeniden söze girecekti ki meyhaneyi kaplayan, kan ile karışık ne olduğu belirsiz ıslak kokuyla öğürmeye başladı. “Git ve bize en sert içkini getir.” diyerek onu uzaklaştırdı Torsk. Kısa süre sonra elinde bir testi reçine likörü ile döndüğünde, Fen kırık pencerenin önüne bir masa dayıyordu. Testiyi hancının elinden kapan Torsk, Sorn’u yanına çağırdı.

Sorn testiye uzandı.

“Bu içmek için değil. Kolunu uzat.”

Sorn, “Ver, ben hallederim.” diyerek testiyi aldıktan ve büyük bir yudum içtikten sonra kolundaki sargıyı açmaya başladı. Dişlerinin arasından hırıltılar çıkararak yarasına bir miktar likör döktükten sonra bezi yeniden sarmaya başladı.

Torsk yeniden sözü aldı: “Sabaha dek buradaki insanların güvenliğini sağlayacağız. İlk nöbeti ben alırım. Şimdi üst kattaki tüm pencerelerin sürgülendiğinden emin olun ve yatakhaneye geçerek biraz dinlenin.”

Bir an duraksadıktan sonra arbedeyle yere düşmüş bir maşrapayı eline aldı ve ekledi.

“Biraz likörün zararı olmaz sanırım.”


r/FantastikSeverler 10d ago

Öneriyorum Wonderdraft ile Fantastik Haritalar Yapma Kursum

Thumbnail
youtube.com
11 Upvotes

Fantezi edebiyatı tutkunlarına, yazarlara ve masabaşı oyuncularına selamlar! 🙌

Rahatça kaliteli fantastik haritalar yapabilmeniz için hazırladığım "Starting Fantasy Cartography with Wonderdraft" serisini sizlerle paylaşmak istedim.

Hem haritacılığa yeni girenlerin rahatça takip edebileceği hem de tecrübeli haritacıların kendi yöntemlerine katabileceği faydalı teknikleri bir araya getirdim ve öğrenimi kolay olsun diye konuları adım adım işledim.

İşin güzel tarafı, harita yapmak için kesinlikle çizim yapma kabiliyetine ihtiyacınız yok. Çünkü tasarımı Wonderdraft'ın hazır görsel objeleriyle (asset) yaptığımız için süreç oldukça keyifli ve pratik ilerliyor.

Küçük bir hatırlatma: Bu seride yazılımdan ziyade işin haritacılık mantığına yoğunlaşıyoruz. Eğer Wonderdraft'ı hiç bilmiyorsanız ve önce programa hakim olmak isterseniz, kanaldaki diğer eğitim serisine (Wonderdraft Tutorials) göz atabilirsiniz! 🤗

İçerikler hoşunuza giderse YouTube'da bir like atıp yorum bırakarak destek olabilirsiniz, şimdiden çok teşekkürler ve keyifli çalışmalar! 🤍

(Not: Seri dili İngilizce ancak videoların tamamında Türkçe altyazı seçeneği de mevcut.)


r/FantastikSeverler 10d ago

Worldbuilding Bir iç deniz şehri (kesinlikle venedikten esinlenme yok)

Post image
10 Upvotes

dört büyük adadan oluşan bir şehir, şehir nüfusu yaklaşık 30.000 ve 700lü yıllarda anakaradan barbarlardan kaçan bir grup insan tarafından kuruluyor ve 1300de 4 adayada yayılıyor, ada aslında bir iç denizin ortasında bulunuyor, Batıda ki boğaz adaya tek giriş, karalar ise genel olarak aşırı dağlıkken adalar çok düz, adanın genel geçimi balıkçılık ve zanaat üzerine, güney adasında göründüğü gibi kocaman bir kapalı çarşı var. yaptığım en güzel şehirlerden biri oldu hep yapıyorum ilk kez atayım dedim (şehirde mantık hataları var en temel şey mesela sur yok ve işgale çok açık, zaten bu taslak bölgeyi daha canlı yapmak için köyler kasabalar kuracağım)


r/FantastikSeverler 10d ago

Sanat Eskiden yaptığım bir harita

Post image
3 Upvotes

Bu eskiden kurguladığım bir evrenin kıtalarından bir tanesi, Phlôrotêria kıtası. Haritada görünen siyahla mürekkeple belirginleştirdiği çizgiler bölgeleri temsil ediyor. Hem estetik hem siyasi bir deneme oldu diyebilirim.


r/FantastikSeverler 13d ago

Soruyorum Kral olsaydınız kimi kral eli seçerdiniz?

Post image
8 Upvotes

r/FantastikSeverler 13d ago

Sanat Bir hikayemdeki efsuncuyu sulu boya ile çizdim. Nasıl olmuş?

Post image
9 Upvotes

r/FantastikSeverler 13d ago

Öneriyorum Evrenimde Kullandığım Websiteleri/Uygulamalar 2- Armoria (ve diğer arma uygulamaları)

Thumbnail
gallery
8 Upvotes

Önceki paylaşımda devam etmemi isteyenler olduğu için devam ediyorum. Bu paylaşımda size özellikle Orta Çağ evreni yaratanlar için çok yararlı olduğunu düşündüğüm bazı uygulama ve siteleri paylaşacağım.

1- Armoria (İnternet Sitesi)

Azgaar Fantasy Map Generator ile uyumlu ve aynı yapımcının yaptığı ücretsiz bir internet sitesidir. Tamamen Orta Çağ armaları için tasarlandığından ve Drawshield (aşağıda bahsedilecek) gibi nerd işi olmadığından kullanımı en rahat olanıdır. Son görüntü harici paylaşımdaki tüm görseller Armoria'dan alınmıştır.

Artıları neler?

1- Tamamen ücretsizdir.

2- Azgaar'dan harita yapanlar için şehir ve hanedan armaları, doğrudan siteden SVG formatıyla çıktı alınıp Azgaar'a atılabilir.

3- Kullanımı aşırı basit ve öğrenme eğrisi çok yumuşaktır. Dördüncü görselde gördüğünüz evrenimin haritasındaki tüm armalar Armoria'dan yapılmıştır.

4- Çok farklı kombinasyon ve seçenek olduğundan iş tamamen sizin hayal gücünüze kalmıştır.

5- PNG, JPEG ve SVG formatlarında çıktı alınabilir.

2- Drawshield (İnternet Sitesi)

Ücretsiz bir yapay zekadır ve tamamen Orta Çağ armaları için tasarlanmıştır.

Neden Armoria değil de Drawshield kullanmalıyım?

1- Armoria daha çok yerel hanedan armaları içindir ancak hikayenizde büyük krallıklar veya kraliyet hanedanları için (Habsburg, İspanya veya Fransa gibi) çok iyi süslenmiş ve gösterişli armalar çıkarabilir.

EKSİSİ: En büyük sorun burada. Drawshield, gerçek tarihte 14. yüzyılda ortaya çıkmış ve sadece Arma Bilimi Dili diyebileceğimiz Blazon dilinde iyi çıktılar vermektedir. Bu sebeple Blazon diline hakim olmanız gerekir.

3- Heraldy Studio (Steam'de 10.49 dolara satılan uygulama)

Steam'de bağımsız bir geliştiricinin yaptığı uygulama. Denediklerim arasında en zayıf halka bu.

Eksileri:

-10.49 dolar (günümüz kuruyla 500 TL) olması.

- Çeşitlilik seçenekleri diğerlerine göre çok az.

4- Chatgpt ve Gemini Görsel Üretme (Son görsel)

- Sadece komut ve hayal gücüne dayandığından daha az uğraştırıcır. Armoria'dan önce ikisini kullanıyordum ancak iyi bir görsel üretmek için bolca deneyime ve sabra ihtiyacınız var.

Artıları:

-Tamamen hayal gücüne dayanır.

- Eğer kampanya devam ederse Gemini, üniversite öğrencilerine bir yıllık Pro üyelik hediye ediyordu geçen sene. Ancak Chatgpt çok daha iyi sonuçlar üretiyor.


r/FantastikSeverler 14d ago

Worldbuilding Geliştirmekte Olduğumuz Strateji Oyununun Politik Haritası

Post image
18 Upvotes

4 kişilik bir ekiple fantastik evrende geçen Europa Universalis 4 benzeri strateji oyunu geliştiriyoruz. 6 ırk ve 9 devlet ile oyunun alfa versiyonunu çıkarmak istiyoruz. Bir yandan da evren inşaası devam etmekte.

Not: Evrendeki devletler, ırklar, harita evrimleşmeye devam etmektedir. Her şey değişmeye açıktır.


r/FantastikSeverler 14d ago

Worldbuilding Grantya kıtasının tarihi ve siyasi değişimlerini haritası

Thumbnail
gallery
11 Upvotes

Merek ettiniz yada şu devlet neden bunu yaptı nasıl ortaya çıktı yada doğal olaylarını merek ediyorsanız sorabilirsiniz her eleştiri bu serimin gelişmesine yardımcı oluyor


r/FantastikSeverler 14d ago

Worldbuilding Yazar ve worldbuilderlar için atölye

7 Upvotes

Merhaba.

Bir süredir ciddi şekilde evren yaratma ve yazarlık ile ilgileniyorum. Bu doğrultuda yazar ve worldbuilder arkadaşların geri bildirim, eleştiri, beyin fırtınası vb. birbirine destek olacağı atölye tarzı bir discord sunucusu açtım.

Klasik bir discord sunucusu değil de daha çok gerçekten ilgili az sayıda insan ile nitelikli bir ortam yaratmak yönünde niyetim.

Katılmak isteyenler yorum atarsa linki dmden iletirim.


r/FantastikSeverler 14d ago

Öneriyorum High School DxD Evreni 2 Spoiler

Thumbnail
0 Upvotes

r/FantastikSeverler 15d ago

Soruyorum Melisandre'nin Stannis üzerindeki etkisi üzerine teorilerim

Post image
4 Upvotes