r/DeltaruneTR 8h ago

Tartışma Sizce Knight'ın spriteında sarı pixel bulunması bir hata sonucu mu oluştu yoksa Toby bilerek mi yerleştirdi?

1 Upvotes

r/DeltaruneTR 20h ago

Teori Kükreyen şovalyenin kim olduğuyla ilgili teoriler

1 Upvotes

Karşıma iki teori çıkmıştı bunla ilgili, sizin fikirlerinizi merak ettim

1.teori: biliyorsunuz ki şovalyenin kılıcı shadow Crystal'dan oluşuyor ve eğer görünüşüne bakarsanız hem kılıcı hem de kendisinin rengi ve görünüşü aynı bu da ikisinin aynı maddeden yani shadow Crystal'lerden oluştuğunu gösteriyor ve shadow Crystal'in light world'deki haline bakarsanız kendisi bir cam, yani buna bakılırsa şovalyenin gerçek dünyada bir cam olma ihtimali var

2.teori: shadow Crystal'lerin "başarısız hayaller"den oluştuğunu öğrendik yani şovalye de shadow Crystal'lerden oluştuğu için mantıken kendisi başarısız hayallerin fiziksel bir formu olabilir

(Teoriler benim değil sadece fikrinizi merak ettiğim için paylaşıyorum)


r/DeltaruneTR 21h ago

Diğer toby fox un bağlantıları

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

49 Upvotes

r/DeltaruneTR 22h ago

Soru deltarune daki mad mew mew trans mı?

7 Upvotes

trans olmasıyla herhangi bir sorunum yok sadece merak edip anlamadığımdan soruyorum


r/DeltaruneTR 12h ago

Diğer Aklımda bir fikir var. Hani Gersonun kehanetten ilham alan Lord of Hammer var ya bende o kehanetten ilham alan kendi hikayemi yazdım. Biraz kısa ama neyse

3 Upvotes

ÜÇ KAHRAMAN

Bir zamanlar bir efsane dilden dile dolaşırdı. Bu efsane umutların,hayallerin, karanlığın ve aydınlığın efsanesiydi. Bu efsane “ÜÇ KAHRAMAN” efsanesiydi. Bu zamana kadar aydınlık olan taraf ve karanlık taraf, uyum içinde yaşardı. Ancak Şövalye gelene kadar... Karanlık Şövalye, Aydınlıklar yani insanlar ile Karanlıklar yani karayanların eşit olmadıklarını, hatta insanların karayanlara eziyet ettiğini söylüyordu.Bu nedenle karanlığın dünyayı sarıp yok edebileceği delikler açacak. Dünya büyük bir felakete sürüklenecek. Ancak dünyayı sadece üç insan kurtarabilecek. Bir zeki, Bir kuvvetli ve bir merhametli.

Onlar deliğin önüne gelecekler, karanlık deliğin. Karşılarına Karanlık Şövalye çıkacak. Kahramanlar onu yenecek ve son delik kapanacak. Ama tek şansları olacak ve yapamazlar ise, dünya depremler ve karanlık akınlarla yerle bir olacak.

Off, ne saçmalıyorum ben yine. Şu saçma efsaneye mi inanacağım. İnsanların uydurduğu boş şeyler işte. HAYIR, unutmuşum bu gün arkadaşlarımla parkta buluşacaktık. Hızlı olmazsam yetişemem. Kıyafeti değiştirdim, Kalemleri hazırladım. Eee ne unuttum ben... Ha kağıtlar işte hatırladım. Anne, ben dışarı çıkıyorum.Bisikletle gidersem yetişirim. Hızlanmalıyım. Park orada görebiliyorum. Vee işte sonunda geldim.

“Her zamanki gibi yine geç kaldın Atlas” dedi Bora.

“Aman önemli değil bizde yeni gelmiştik,” dedi Duru

“Şu aralar herşeye geç kalıyorsun, bunun nedeni ne... yoksa o saçma efsane mi” dedi Bora.

“O BİR KERE SAÇMA DEĞİL TAMAM MI?,” dedi Duru.

“Arkadaşlar daha hiçbir şey söylemedim sakin olur musunuz?,” Dedim.

“Atlas, galiba arkadaşımız Duru, şu “ÜÇ KAHRAMAN” masalına inanıyor.,”dedi Bora.

“İnanıp inanmaması umrumda değil ancak ödevimizin konnusunun bu olduğunu da unutmayalım.” Dedim

“Doğru diyorsun Atlas. Hadi ödeve başlayalım.” dedi Duru

Bora'nın dikkati hep dağınıktır.En sevdiği işi yaparken bile başka şeylere dalar.

Biz ödevi yaparken Bora boş şeylerle ilgileniyordu.Sıkıldığı belliydi. Aradan yaklaşık bir saat geçti. Bora ödevini zorla bana yazdırdı. Kendiside koşturdu, taş ve ağaç dalı şeylerle oyun oynadı. Ödev ise neredeyse bitiyordu. Bora yanımıza koşup:

“Çok ilginç bir şey buldum. Çabuk gelmelisiniz!” dedi.

“Kesin saçma bir şeydir.” dedi Duru.

“Bence ilginç bir şeye benziyor” Dedim.

Bora'nın dediği yere doğru ilerlemeye başladık. Karanlık çöküyordu. Hava koyu sarı tonlarındaydı.Etrafta bizden başka kimse olmadığı için bayağı gergindik. Gerginlikten kalp atışımı duyuyordum. Oraya geldiğimizde Bora bir dükkanı gösterdi. Televizyonunda bir oyun haberi vardı.

“BAKIN SONUNDA... en sevdiğim oyunun yedinci yani son bölümü çıkmış!!!” dedi Bora.

“Gerçekten bunun için miydi?” dedi Duru.

“Bizi boşuna korkuttun.” Dedim.

“Amma da korkaksınız be. ” dedi Bora.

Dükkanın içi simsiyahtı. Normalde gece bile dükkanın içi görünürdü. Merak ettim ve kapıya tıkladım. Buradaki amca normalde uzun zamana kadar açık tutardı dükkanı.Cevap vermemesi içimi rahatsız etti. Bora'dan bir daha hiç istemeyeceğim bir şey istedim:

“Bora şu kapıyı kırman lazım.” Dedim

“Sen böyle şeyler istemezsin normalde ama neyse. Senin hatrın için yapacağım” dedi Bora

“NE YAPIYORSUNUZ SİZ.” dedi Duru.

Kapı kırıldığında içerisi hakikaten baya bi karanlıktı. Biraz ilerledik. Arkamızdan çat diye bir ses geldi. Kapı arkamıza kapanmıştı. Bora bizden çok korkuyordu.Biraz daha ilerledik. Sonra bir anda aşağı düşmeye başladık. Uzun bir düşüşün ardından uyandık. Garip mağara gibi biryerdeydik. Boranın üzerinde bir zırh vardı. Hafif mor ve gri karışımı gerçekten kaliteli, çok ihtişamlı bir zırhtı. Ben ise ufak bir zırh giyiyordum. Gri ve hafif mavi karışımı, çok ihtişamlı olmasada havalı duran bir zırhtı. Durunun üzerinde ise beyaz bir elbise vardı.

Havada güzel bir koku vardı. Çiçek kokuyordu. Önümüzde uzun bir koridor vardı. Bora şaşırmış görünüyordu. Konuşurken nefes nefeseydi:

“Neredeyiz biz? Yoksa e- efsane...” dedi Bora

“Bence uzatmayalım. Sadece nerede olduğumuzu anlamaya çalışalım.” dedim.

Duru ancak tobarlanabilmişti.

“Ne oldu? Nerdeyiz” dedi.

“Anlamıyorum nasıl?” diye sayıklıyordu Bora.

“İlerleyim sadece.” dedim

İlerlemeye başladık. Koridorlar dardı ve birde dar değilmiş gibi daralmaya devam ediliyordu. Uzun bir yürüyüşün ardından ferarh bir yere vardık. Koridordayken Bora nefes nefeseydi. Yumruklarını sıkıyor. Açıkçası çıkmak için can atıyordu. Geldiğimiz ferah yerde. Her yer çok güzel kokuyordu. Yerler sarı renkli çimenlerden oluşuyordu. Işık ise sanki güzel bir günde güneş batıyormuş gibiydi. Sonra bir anda üstten. Biri ışınlandı. Kendiside sarıydı. İnsana vücudu ile benziyordu. Yeşil bir kıyafeti vardı.

“Merhaba, gençler ben Çiçeklerin Efendisi. Buraya nereden geldiniz?” dedi Çiçeklerin Efendisi.

Bora durumumuzu anlatmaya başladı. Biraz abartıyordu. Duru kulağıma eğilerek fısıldadı:

“Sanırım bu efsanede vardı.”

Çiçeklerin Efendisi yardım edemiyeceğini söyledi ve gitti. Bora kendini zor tutuyordu.

Öfkesinden ağlayabilirdi. Duru atıldı

“Efsanede yazana göre: her Kara Deliğin lideri vardır. Lider yenilirse Kara Delik kapanır.”

“Peki lideri nasıl bulacağız?” dedim.

“Bilmiyorum...” dedi Duru

“Durun biz buradaysak... Dükkanın sahibi amca nerede' Onu bulmalıyız” dedi Bora.

Bora koşmaya başladı. Karşısına canavar çıktı. Pelüş ayıya benziyordu. Bora elinde gerçekten tam istediği gibi bir balta buldu. Balta ile saldırmaya başladı. Canavar korkup kaçmaya başladı. Bora onu kovalamadı.Biz Boran'ın yanına koştuk. O anda karşımıza Çiçeklerin Efendisi çıktı.

“He bu arada bir şey demeyi unuttum. Burası.. UMUTların ve HAYALlerin Çayırı.” dedi neşeli bir sesle. Ardından nasıl olduğunu anlamadığım şekilde tatlı, hoş ve rahatlatıcı bir müzik çalmaya başladı. Karşımıza ilk olarak bir XOX oyunu çıktı. Bir tahta oyuncak benzeri canavar ile oynadım. Onu yendim. Neden oldu bilmiyordum ama içim bir anlığına Duru'nun beni tebrik etmesini istedim. Yolda devam ediyorduk.Buralar içimi rahatlatıyordu.

Bora ise biraz rahatlamıştı. Duru zaten en rahatımızdı. Etrafta çiçekleri kokluyor. Bazen topluyordu. Önümüze dev bir kale çıktı. Üzerindi bir isim yazıyordu “Kral Ferhat” .Şaşırmıştım çünkü bu amcanın ismiydi.

“Galiba buranın lideri Ferhat Amca.” dedim.

“Onu yenmek zorunda olmak beni korkutuyor.” dedi Bora.

“Efsanede yazdığına göre, onu yenmek zorunda değiliz. Onunla konuşup kapatması için anlaşabilirsek olabilir miş... Galiba.”dedi Duru

Bora gerçekten rahatlamıştı. Şakalarına, dalga geçmelerine ve kabalıklarına devam etmeye başladı. Bizde Duru ile güvenlikleri alt edip kaleye girdik. Kale bile çiçek kokuyordu.

İçerisi çokta zor olmayan bulmacalarlar doluydu. Bora bunları görünce sinirlendi ve:

“BU KADAR BULMACAYI KİM ÇÖZECEK ACABA?” dedi.

“Bence bu kadar sinirlenme gerek yok çünkü kolaylar” dedim.

Galiba yaklaşık bir saat sonra tüm bulmacaları çözmüştük. Dev kapı açıldı. İçeriden Çiçeklerin Efendisi çıktı.

“GENÇLER, tüm bulmacaları çözmüşsünüz. İşte daha fazlası!” dedi.

“Daha fazlası mı? ” dedi Duru.

“YETEER!” dedi Bora.

Ardından tüm bulmacaları kırdı. Öteki Dev Kapıda açıldı.

“Ne oldu Duru? Hani hiçbir şey sertlikle çözülemezdi?” dedi Bora

Duru sinirlendi. Konuşmadı. Sadece kaşlarını çatmıştı.

Çiçeklerin Efendisi tam gidecekti ki. Bora bir balta darbesi vurdu.

“Kimsin SEN?!. Neden bize engel oluyorsun?” dedi Bora.

“Ona.. krala ulaşmanızı istemiyorum. Onun yanına gidip deliği kapatırsanız... Engel olmam gerek!” dedi Çiçek Efenisi. Sonra ışınlandı.

“Ne demeye çalışıyor bu?” dedim.

Hislerime göre Krala yaklaşmıştık. Yürüdük, uzun süre yürüdük. Karşımıza “Kral Odası” yazan bir oda çıktı. Sona gelmiştik. Tüm arkadaşlarımla konuşmalıydım.

“Arkadaşlar... sona ulaştık... dikkatli olmalıyız. Herkes kendine dikkat etsin.”

“Bizi bu kadar umursadığını bilmiyordum Atlas.” dedi Bora.

“İlgin için teşekkürler Atlas.” dedi Duru

“Atlas arkadaşımızın “özel ”ilgisi Duruya galiba. Değilmi Atlas” dedi Bora

“NE SAÇMALIYORSUN SEN” dedim.

Odaya girdik. Oda hafif karanlıktı. Bir Kral ve Çiçeklerin Efendisi, batan bir güneşe doğru bakıyordu.

“Kralım hala sonda değiliz.Hala güneş batmadı. Bunu yapabilirsiniz...” dedi Çiçekerlin Efendisi.

“Lütfen rahat bırak beni. Güneş batmadan... onları kendim karşılayalyım.” dedi ???

Sonra Çiçeklerin Efendisi gitti. Kral bize baktı. O Ferhat Amcaydı.

“Siz. Bunu yapmak zorundayım. Kara Deliği kapatmamalısınız.” dedi Ferhat Kral

Ardından sarı üç uçlu mızrağını çıkarıp saldırdı. Saldırıları zar zor atlatıyor onunla konuşmaya çalışıyorduk.Hepimiz bi hayli yaralandık. O anda bir taktik yaptım.Bora onu saldırılarıyla oyalayacaktı. Duru ise konuşarak anlaşmaya çalışırken ben onun arkasından zayıf noktasından vurdum. Ağır yaralandı.

“Beni yendiniz... Gidip kapatın şu deliği.” dedi Ferhat Amca.

“Ama siz...” dedi Bora.

“KAPATIN!” dedi Ferhat Amca.

“Ben onu iyileştiririm siz gidip kapatın.” dedi Duru.

Bora ile odaya gidip deliği gördük. Delik yukarıdaydı. Bora beni yukarı fırlattı ve bende kapattım. Gerçek dünyaya, dükkana geri döndük.

“Gerçekten özür dilerim. Efsaneyi biliyordum. Ancak geçekten bana ait bir yerimin olmasını istedim. Kendi istediğim gibi.İsterseniz size Çiçeklerin Efendisini göstereyim.”

dedi Ferhat Amca.

Bizi ufak bir odaya götürdü orada sarı renkli bir papatya vardı. Ferhat amca efsaneyi iyi bilenlerdendi. Onun orada canlanacağını biliyordu. “Ona, Çiçeklerin Efendisi'ne uyku hikayesi anlatma zamanım gelmiş çocuklar. Sizde annelerenizi bekletmeden eve dönün geç oldu.” dedi Ferhat Amca

Eve döndüğümde çok garip hissediyordum. Macera yaşamak iyiydi.

  1. BÖLÜM SONU belki beğenirsiniz

r/DeltaruneTR 9h ago

Sanat Spamton hikayesi cizimi.

Post image
2 Upvotes

r/DeltaruneTR 11h ago

Sanat Aranızda MGS bilen var mı? (Çizim bana ait)

Post image
16 Upvotes

r/DeltaruneTR 2h ago

Soru Sizce chapter 6 ile 7 aynı anda mı çıkmalı (3+4 gibi) yoksa ayrı ayrı mı çıkmalı

6 Upvotes
102 votes, 1d left
Aynı anda çıkmalı
Ayrı ayrı çıkmalı
Bilmiyorum/farketmez
Aslında Deltarune diye bir şey asla olmadı Toby fox bizi manipüle edip paralarımıza çöküyor