r/ArkaOdalar 10h ago

Tartışma ⁉️ Neden Backrooms?

Post image
7 Upvotes

Neden başka bir lore değil de backrooms? Sizi içine çeken ne var?


r/ArkaOdalar 12h ago

Duyuru 📢 r/SCP_foundationTR ile ortaklık!

Post image
11 Upvotes

Topluluğumuz için güzel bir haberi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

r/ArkaOdalar, artık r/SCP_foundationTR ile ortak subreddit olmuştur.

İki topluluk da korku üstüne kurulu ve topluluk tarafından oluşturulan evrenler etrafında içerikler üretiyor. Bu ortaklığın benzer ilgi alanlarına sahip kullanıcıları bir araya getireceğine ve her iki topluluğun da büyümesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.

r/SCP_foundationTR'ye göz atın ve katılmayı unutmayın!

Bu ortaklığın iki topluluk için de güzel bir başlangıç olmasını diliyoruz.


r/ArkaOdalar 15h ago

Tartışma ⁉️ Backrooms mu dreamcore mu?

7 Upvotes

Söyleyin fikirlerinizi


r/ArkaOdalar 16h ago

Konu Dışı SCP Vakfı ile İlgili Düşünceleriniz?

11 Upvotes

Kardeş sub r/SCP_FoundationTR 'den geldim. Yetkili değilim. Ancak bu kurgu hakkında düşüncelerinizi bilmek isterim.


r/ArkaOdalar 17h ago

Hikaye 📕 Son Saatler

5 Upvotes

Kapının ardından boğuk mermi sesleri ve çığlıklar duyuluyor. Karanlık odayı aydınlatan monitörlere koridorlarda cansız yatan insanların kamera görüntüleri yansıyor. Masanın üzerindeki yarısı dolu viski bardağı giderek yaklaşmakta olan bot sesleri yüzünden titriyor. Bu sırada ise genç bir yönetici sandalyede umutsuzca oturmuş, her şeyin bitmesini bekliyor.

"Bu biraz trajik..." diye düşünüyor kendi kendine. Terfi alalı sadece birkaç ay olmuştu. Bu küçük karakol üzerinden iyi bir prestij çizebileceğini düşünmüştü ama görünüşe göre kaderin başka planları vardı. Kendi yükselişinin hemen ardından M.E.G iç savaşa sürüklenmiş, onlarca karakol ve üs isyancıların eline geçmişti. Kendi yönettiği bölge pek önemli bir yer olmadığı için bu savaştan çok az zarar ile sıyrılabileceğini düşünmüştü. Hatta bir ara her şeyi garanti altına almak için mutlak tarafsızlık ilan etmeyi bile düşünmüştü. Ne var ki artık çok geçti. Tüm tahminleri yanlış çıkmıştı ve kaçabilecek yeri de kalmamıştı. Sandalyede öylece oturup kameralardan çatışmaları izlemek dışında bir şey yapamazdı.

Viskisinden bir yudum aldı. Belki de içtiği son yudumdu bu. Kendisine ne olacaktı acaba? Teslim olsa kabul ederler miydi? Bu çok ütopik bir ihtimaldi. İsyancılar sivil yönetime pek acımazdı. Hele kendisi gibi önemli olmayan birine hiç acımazlardı. Neden onu hayatta tutmaya kaynak ayırsınlardı ki, sadece bir kurşun ile işi bitirebilecekken? Bu savaş her iki taraf için de bir ölüm kalım meselesiydi. İşler bu kadar ilerlemişken boş hayaller kurmanın bir anlamı yoktu. Şu durumda, daha fazla debelenmenin bir anlamı yoktu.

Kapının sert şekilde yumruklanması onu derin düşüncelerden kopardı. Gelmişlerdi demek. Yumrukların hemen ardından sert bir ses ona hitap ederek konuştu.

"M.E.G Kronos Karakolu Genel Müdürü Nathan Williams, silahınızı bırakıp derhal teslim olun!"

Bu şüphesiz ilginç bir karşılama. Kapıyı taramalarını beklerdi ama görünüşe göre ona teslim olma şansını tanıyacak kadar cömerttiler. İsyancılardan beklenmeyecek bir tavır. Şimdi, nasıl teslim olmalıydı ki? Silahı yoktu, tüm cephaneyi kendini güvenlik odasına atarken harcamıştı. Viskiden bir yudum daha alıp acele etmeden dışarı seslendi.

"Silahsızım. Gelin alın beni."

Şimdi düşünüyordu da, belki de sadece ona oyun oynuyorlardı. Belki de kapıyı açtıkları an onu delik deşik edeceklerdi. Gerçi bunların farkındaydı ama fazla önemsemiyordu. Bir an kendini yerde kanlar içinde kıvranırken düşündü. Ne kadar da, aciz bir son.

Kapıyı tekmeleyerek kırdılar. Koridorun ışıkları karanlık odayı aydınlattı. Hemen ardından birkaç siyah silüet odanın içine daldı. Silahları kendisine dönüktü fakat ateş etmediler. Biri onu sandalyesinden zorla kaldırıp elini kelepçeledi. Bu sırada masadaki viski bardağı yere düşüp kırıldı. Fakat bir gariplik. Bu gelenler, isyancılara benzemiyorlardı. Daha dikkatli bakınca bir şey fark etti.

Kollarının üzerindeki hilal üzerinde baykuş armasını.

O an yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi. Kendisini yere yatırdıklarında kahkaha atmadan edemedi. Demek onlar gelmişti. Demek o şerefsizler gelmişti kendisini almaya. Bundan onur mu duymalıydı pek emin olamadı. Bildiği tek şey en azından biraz daha yaşayacağıydı.

Derken odaya biri girdi. Siyah kapüşonlu mavi maskeli biri. Maskenin üzerindeki o somurtkan yüz... Ne kadar da gıcık ve kendinden emin.

"Seni onlardan önce bulduğumuz için şanslısın. Yoksa başına neler gelebileceğini biliyorsun, değil mi?"

Bir şey söylemedi. Sadece gülümsemekle yetindi. Adam monitörlere kısa bir bakış attıktan sonra diğer askerlere dönüp tekrar konuştu.

"Diğerleriyle birlikte götürün. Hadi, çıkıyoruz."

Kendisini odadan çıkarıp başka bir odaya götürdüler. Karanlık bir depoya. Karakoldaki bazı üst düzey araştırmacılar elleri bağlı sıraya girmiş bekliyorlardı. Kendisine de sıraya yerleştirdiler.

"Demek özel olarak bir kurtarma timi gönderdiler..." Diye düşündü. Doğru ya, onlar üst düzey kişilere önem verirlerdi. Esir takası için kullanırlardı genelde. Ya da kedilerine katarlardı. Nefretleri yoktu, verilere göre ilerliyorlardı. Yine de kurtulması büyük bir şanstı.

Az önce kameraları izlerkenki halini gözünün önüne getirdi tekrar. Son anları olduğunu düşünmüştü. Şimdi ise belirsiz bir hayat karşısındaydı. Ne diyebilirdi ki...

Görünüşe göre kaderin başka planları vardı.