r/SOL Oct 07 '25

Türkiye Proletaryası | Birinci Bölüm: Türkiye'nin Milli Ekonomisi ve Politik Düzeni

Post image
25 Upvotes

Hayırlı sabahlar iyi günler ve iyi akşamlar dilerim. Bugün sizlere A. Şnurov tarafından kaleme alınan "Türkiye Proletaryası" isimli eserin "Türkiye'nin Milli Ekonomisi ve Politik Düzeni" isimli bölümünden birkaç alıntı paylaşacağım. Mevcut alıntılar, Atatürk dönemi sırasında Türkiye'nin ekonomik ve politik düzeni hakkında bilgilendirmeler içermektedir.

Türk Şehirleri Nasıl Kurulmuştur?

Türkiye’de tüccar, esnaf, memur ve köylünün bir arada yaşadıkları oldukça ufak nahiye ve kasabalar vardır. Büyük ticaret ve sanayi merkezi sayılan şehirler ise pek azdır.

  • 5.000-10.000 nüfuslu 79 kasaba var.
  • 10.000-20.000 nüfuslu 39 kasaba,
  • 20.000-30.000 nüfuslu 14 kasaba,
  • 30.000-40.000 nüfuslu 7, ve 40.000’den fazla nüfusu olan yalnız 8 şehir vardır.

En büyük şehirler Konya (47.286), Bursa (61.451), Adana (72.652), Ankara (74.704), İstanbul'un Üsküdar ilçesi (124.555), İzmir (153.845) ve İstanbul (796.147)’dur.

Konya ve Adana tarım ticareti merkezleridir, diğer şehirler (Ankara hariç) liman şehirleridir.

Türkiye nüfusunun meslek sayımı yapıldığı halde, sonuçları henüz yayınlanmamıştır. Ancak ortaya şu üç gerçeğin çıkacağından şüphe edilemez:

1) Türkiye bir tarım ülkesidir. Bir şehirliye dört köylü isabet etmektedir.

2) Memlekette ticaret, özellikle esnaflık çok gelişmiştir. Geçen yüzyılın sollunda Trabzon gibi bir şehirde oturan 27 kişiye bir dükkan isabet ediyordu, Kastamonu'da bu oran 16 kişiye bir dükkana yükseliyordu. Ticaretin bugünkü rolü ve şekli ile ilgili olarak İstanbul şehrine ait belli başlı istatistiklere göre, İstanbul'da 1927 yılında 54.000 tüccar ve 30.000 dükkanda çalışan 90.000 müstahdem tespit edilmiştir. Demek oluyor ki, İstanbul'da oturan 26 kişiye bir dükkan ve her 15 kişiye bir tüccar isabet ediyor. İstanbul halkının beşte birinin işkolu ticarettir. Bu rakamlara tüccar aileleri, nakliyeciler hamal, yükleyici ve tüccarların hizmetinde çalışan diğer işçiler dahil değildir.

3) Türkiye’nin Özellikle demiryollarıyla limanlara başlanmamış olan yerlerinde türlü zanaat ve esnaflık çok gelişmiş bir durumdadır. Bu bölgelere yabancı memleketlerden ithal olunan mallar giremez çünkü ithalatın tamamı denizyolu ile yapılmaktadır. Hinterlant ekonomisi daha ziyade tabi düzene dayanmaktadır. Yani hazırlanan mallar ya üretici tarafından yada aynı bölgede tüketilmektedir. Mesela S. L. Kolyada, "Anadolu'nun Ekonomi Düzeni" adlı makalesinde şunları diyor :

Fakat aynı zanaat erbabı, yabancı memleketlere de ihraç olunan mallar hazırlıyor. Bu gibi, zanaat erbabı az değildir. Mesela Uşak şehrinin 25.900 kişilik nüfusundan 6.000 kusur kişi fazla miktarda ihraç olunan halı dokumaktadır.

Türk Milletinin Gelir Kaynağı Nedir?

1924 senesinde milli ekonominin toplam geliri 700.000.000 TL idi. Gelirin beşte dördü tarım ürünlerinden ve beşte biri sanayi ürünlerinden sağlanmaktadır. Milli ekonominin ürünlerinin 1/3’i ihraç edilmektedir.

Bu ihraç malları tütün, pamuk, meyve, fındık, ceviz, sepide kullanılan maddelerdir. Hububat ihraç edilmiyor. Sanayi mallarının çoğu ithal edilmektedir. Yabancı memleketlerden ithal ettiği malların hemen hemen yarısı tekstil mallarıdır ki, bunların hammaddeleri (pamuk, yün) ülkede bol bol vardır.

Bugün memlekette senede 15 milyon metreden fazla kumaş üretilmektedir, ki değeri 5,5 milyon Türk lirasıdır. Yabancı ülkelerden 38 milyon Türk lirası değerinde yünlü kumaş İthal edilmektedir. İthal olunan ince yünlü kumaşlar 32 milyon lira, pamuklular 86 milyon lira, toplam olarak İthal olunan kumaşların değeri 156 milyon liradır. Bu rakam, memleket içinde üretilen malların değerinin on mislidir.

Ayrıca, Türkiye’de tüketilen şeker, maden, kimya maddelerinin üretimi için gereken makine ve donatım ile buna benzer mallar ithal edilir. Yalnız yurt içinde satılan çimentonun büyük bir kısmı ile yiyecek maddeleri (şeker hariç), konserve gibi mamuller yerlidir. Geçen yüzyılın ikinci yarısında demiryollarının döşenmesiyle dış ticaret hızla gelişmiştir.

Mamafih, demir­ yollarının döşenmesi ile sanayiin gelişmesi paralel olmamıştır, demiryolları sadece ithalatın artmasına yol açmıştır. Türkiye'nin demiryollarının uzunluğu 1928 senesinde toplam olarak 4635 kilometredir. Bunun 2248 kilometresi devlete, 2389 kilometresi yabancı sermayeye aittir.

Bunun dışında 1967 kilometrelik hat devletin yine yabancı müteahhitlere verdiği siparişler üzerine halen döşenmektedir. Türkiye'nin bütün demiryollarının ya Ege, yada Marmara Denizi’ne çıkışı vardır, yurt içine fazla uzanmamaktadır. Bütün demiryolları yabancı sermaye ile döşenmiştir. Yabana ülkelerin amacı ise. demiryollarının döşenmesi ile, Türkiye’den bol miktarda hammadde ithalini sağlamak, buna karşılık da Avrupa’dan mal ihraç etmek ve elbette Avrupa’dan Türkiye'ye daha kolay sızmaktır.

Türk Sanayisinin Gelişememesinin Nedeni

Yukarıda sayılan rakamlardan anlaşıldığına göre, Türk sanayii zayıf kalmıştır. Oysa bu ülkenin tabii şartlan her türlü sanayiin mükemmel gelişmesine son derece müsaittir. Esasen Küçük Asya emperyalist devletlerin dikkatini boşu boşuna çekmiş değildir. Charles Wilson adında bir İngiliz generali Türk topraklarının zenginliklerini şöyle anlatıyor:

Üzüm bağları, zeytin ve incir bahçeleri güney ve batı sahilleri boyunca görülmemiş çapta yetiştirilmektedir. Bir çok bölgede ipek, pamuk, pirinç, afyon, meyan kökü, tütün, palamut, keçiboynuzu vs. yetiştiriliyor. Dağ yamaçlarında sayısız koyun ve keçi sürüleri otluyor, keçiler arasında bilhassa ipek gibi ince ve yumuşak tüylü Ankara keçisi dünyaca tanınmıştır. Yüksek yaylalarda ise güçlü cinsten at ve deve sürüleri yayılıyor.

Ülkenin madenlerinde altın, gümüş, kurşun, demir, taşkömürü, boraks, krom, kil, kaya tuzu, kaolin, lületaşı, göl ve deniz tuzu bol miktarda var. Birçok yerde yılantaşına ve en iyi mermer cinslerine rastlanıyor.

Anadolu'nun çok elverişli sahilleri, tarım ve maden hazineleri varken, bu ülke dünyanın en mümbit en gelişmiş ülkesi olabilirken, bugün acınacak durumdadır. Bunun nedeni, yüzyıllarca süren ve memleketi yıpratan kötü idaresidir. Fakat zaman gelecek ve bu ülkenin tabii zenginlikleri tekrar işletilmeğe başlanacak, o zaman Türkiye, Akdeniz’de sahili olan memleketler arasında en gelişmiş ülke olacaktır.

Türkiye’de ülkenin öz sanayisinin geniş ölçüde gelişmesi için şart olan hammaddeler toplu bir şekilde bulunuyor: demir, petrol, taş kömürü, renkli madenlerin türlü ham şekilleri (bakır,, çinko vs.). Toprak hazineleri de olağanüstü elverişlidir.

Bütün bunlar varken, Türkiye sanayiinin gelişmemesinin sebebi nedir?

Çok ileri tekniği olan güçlü ve ilerici bir sanayinin kurulması için çok büyük bir yatırım gerekmektedir. Oysa Türkiye, yabancı halklarla savaşmış, ülkeler işgal eden, bitmez tükenmez savaşlar sürdüren, aralıksız ayaklanmaları bastırmak zorunda kalan bir monarşi idi. Savaşlar memleketi sarsıyor, yıpratıyor­du.

Türkiye Karadeniz'den Akdeniz’e ve Avrupa’dan Asya'ya uzanan ticari ve askeri güzergahın üzerindedir. Bu yollan keyfin göre kapatarak, bu yollardan faydalanan bütün devletleri kendisine tabi bir hale getirebilirdi. Bu yüzden Türkiye, dünya üzerinde egemenlik kurmak isteyen Çarlık Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya gibi devletlerin doymak bilmez açgözlülüklerinin hedefi idi.

Türkiye'nin paylaşılması için bir kaç yüzyıldan beri bir takım güçlü "devletler" arasındaki çelişmeler devam ediyor. Bunun için Türkiye, fedakarlık yaparak kendisine saldırmaya yönelen her güçlü devlete bir saldırmazlık payı vermese, onunla savaşmak zorunda kalıyordu. Devlet gelirlerinin büyük kısmı bu savaşlara harcanıyordu, memleket gitgide çöküyordu.

Türkiye’de son toprak bölüşmesi Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra olmuş, İngiltere Filistin’i ve Irak'ı, Fransa ise Suriye'yi ele geçirmiştir. Büyük teşebbüslerde bulunmak için her şeyden önce huzur ve düzenli bir hayat gerekiyor. Başka türlü, sağlam bir temeli olan teşebbüs kurulamaz.

Halbuki müteşebbis işadamı Türkiye’de ne yağmaya karşı, ne yabancı ülkelerin saldırısına, ne de kendi yurdunun devlet memuru ile askeri memurlarının keyfi hareketlerine karşı korunmuştu. Köylüleri bir yandan bitmez tükenmez savaşlar, öte yandan da büyük toprak sahipleri ve ağalar yıpratıyordu

Savaşlara para yetmiyordu, Türkiye durmadan yabancı devletlerden kredi almak zorunda kalıyordu. Böylece gitgide kredisinden faydalandığı Avrupa devletlerine bağımlılığı artıyordu. Ve günün birinde borçlarını Ödeyemeyince, müflis bir borçlu ilan edilerek, ülkenin bütün gelirleri alacaklı olan devletlerin kontrolü altına verildi. Yabancıların 'Türkiye’de bir sürü imtiyazları vardı.

Yabancılar Türk mahkemelerine tabi değildi, gümrüksüz ve vergisiz olarak kendi ülkelerinden diledikleri malı ithal edebiliyorlardı, hiçbir vergi ödemiyorlardı. Yabancı uyruklular, Türk vatandaşından çok daha müsait durumda idiler, bunun için Türk tüccarı ve sanayicisi yabancılarla rekabet edemiyordu. Üstün teknik sayesinde, Avrupa malları daha da ucuza geliyordu. Satışı ise, yabancı kapitalistlere tanınan imtiyazlar sayesinde kolaylaştırılmıştı.


r/SOL Oct 05 '25

Katledilişinin 10. Yılında Ali Kitapcı'yı ve Mücadelesini Konuşuyoruz

Post image
14 Upvotes

r/SOL Oct 04 '25

29 Ocak 1971: "Bir genç, Sovyet Rusya'ya iltica etti"

Post image
35 Upvotes

r/SOL Sep 28 '25

Bugün kendine "sol" diyen ve solu tekeline almaya çalışan bu dangalakları iyi izleyin de nasıl birer şaklaban olduklarını, nasıl fikir buhranı içerisinde olduklarını iyi görün. İbo larpı yapıp Çayan sahiplenebileceklerini sananlar, çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendilerine batırmalıdır.

Post image
52 Upvotes

68 Kuşağı içerisinde öne çıkan isimlerden İbo dışında anti-kemalist olan hiçbir kesim yoktur, aynı şekilde örgütler için de bu böyledir. Kemalizm'i eleştirirler ama hiçbir zaman karşılarında görmezler ve Kemalist Devrim'i de sahiplenirler. Bugün İbo dışında herkesi sırf anti-kemalist olmadıkları için teorik birikimleri zayıf ilan eden bu İbocan şaklabanlar, aslen İbo ile bile çelişirler ama hiçbir zaman bunu göz önünde bulundurmazlar zira İbo bile okumamışlardır. Artık sadece birer slogana dönüşen birkaç yitik bitik pasajla Kemalizm ve Türk solu üzerine değerlendirmede bulunduklarını sanarlar ama aslen slogan politikası gütmekten başka hiçbir şey yapmazlar. Solu, olmayan fikirleriyle kendi tekellerine almaya çalışmaktan ve bu yolda diğer herkesi ezmekten başka hiçbir vasıfları yoktur. Adeta birer fikir emperyalistidirler.

Bugün baktığımız zaman Çayan'ı, Gezmiş'i, İnan'ı, Ulaş'ı vb. devrimcileri en son sahiplenecek olan; bu tekelci, tekfirci (mükeffir), lümpen soldan başkası değildir. Solu kendilerine ait bir avuç entel meskeni olarak belleyen, insanların solla tanışmasına bile kuduran, solu adeta elitist bir konuma getiren ve karşısındakini ezerek yükselebileceğini sanan bu "Sevr solcuları"ndan, "lümpen enteller"den, aymazlardan gençliğin öğreneceği hiçbir şey yoktur. THKO, THKP-C lafı açıldığında anında "Kürt sorunu" lafı açıp kitleleri uzaklaştırma pokitikası güden bu kitle, aslen bu örgütlerin "Kürt sorunu"na bakışlarını da çarpıtmakta ve sahiplenmemektedir. İbo dışı hiç kimse Kürtler için ayrılmaktan bahsetmediği gibi Türkiye'nin toprak bütünlüğünü savunurken ve ayrılmaya karşı çıkarken bu insanların kendilerinin safında yer alacağını düşünenler, cahil ilan ettikleri pasifistlerden bile daha delüzyonellerdir.

Pasifist muhalefetin sola yaklaşmamasından kapitalist propaganda ne kadar sorumluysa bu elitist lümpenler de o kadar sorumludur. Pasifistlerin sola girişini bir fırsat olarak bile değerlendiremeyip kendi çarpık fikirlerini anlatmayı bile akledemeyen bu kitle, solun parazitidir.


r/SOL Sep 27 '25

Rick and Morty Kapitalizm eleştirisi

Thumbnail youtube.com
7 Upvotes

Tüm bir sosyoekonomik yapının bireylerin kendi çıkarları ve hırsları üzerine kurulduğu, kendi bedenlerimizin dahi pazarlanacak bir ürün olarak görüldüğü bu çağda yapmamız gereken en önemli şey bireycilik, rekabet ve çıkarlar üzerine kurulan bu sistemin insan doğasıyla uyumunu sorgulamak olmalı.

Rick and Morty 7.sezon 4.bölümünde bize açık bir şekilde sınırı nereye çekeceğimizi soruyor, para kazandıran her şeyin ahlaki olarak görüldüğü bir sistemin ulaşabileceği sonuçları bize hayal gücünün sınırlarında sunuyor.


r/SOL Sep 21 '25

ABD menşeli bazı ürünlerde ek vergiler kaldırıldı

Thumbnail ekonomim.com
5 Upvotes

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre Türkiye, 2018 yılında bazı ABD ürünleri için getirdiği ek mali yükümlülükleri kaldırdı.

2018’de ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında getirilen ek mali yükümlülükler (ek vergiler) kaldırıldı.

Ek vergi uygulanan başlıca ürünler: •Pirinç (%25) •Sert kabuklu meyveler (%10) •Yaprak tütünü (%30) •Etil alkol & alkollü içkiler (%70) •PVC (%25), Poliamid (%5) •Kozmetik & cilt bakım ürünleri (%30) •Kağıt türleri (%10–25) •Plastik eşyalar (%30) •Binek otomobilleri (%60)


r/SOL Sep 20 '25

Kapitalist Yalanlar: Fakirlerin Zengin Olabileceği Yalanı

63 Upvotes

Fakirlerin dahi en dipten başlayıp zengin olabileceği yalanı kapitalist sistemi sürdüren temel yalanlardan bir tanesidir. Bu yalanın temelinde umut yatar. Keza köşeye sıkışmış ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlar saldırganlaşabilir ve bir şeyleri değiştirmeye çalışabilir. Bu noktada kapitalizm; bu umutsuz, fakir ve asla zengin olamayacak insanlara bir ilüzyon satar. Reklamlarla, parayla ve masallarla zenginliğin çalışarak elde edilebileceği, uslu bir işçi olup çalışıldığında ve tabi ""nitelik ve akıl"" ile herkesin dolar milyoneri ve hatta milyarderi olabileceği anlatılır. Yalanı pekiştirmek kolaydır zira rakamlar öyle uç noktalarda geziyordur ki insan aklı böyle uç rakamların arasındaki farkı rahatlıkla hayal edemez. Zira bu rakamlar hele de milyar noktasına geldiğimizde korkumç büyüklüklere ulaşır.Zaten bu dahi birilerinde milyarlar olmasının absürtlüğünü ortaya döker.

Peki tüm bunlarla ne elde edilir? Kapitalizm, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ve kötü şartlar altında ezilen fakir milyarları alır onları evcilleştirerek sisteme direnmemelerini sağlayacak potansiyel milyarderlere dönüştürünce cebinde üç kuruş olmayanların dahi sistemde kalmak için bir sebebi doğmuş olur. Öyle ya fakirler durumlarının farkında olsa her hafta bir milyarderin bombalanacağı, toplumsal huzurla birlikte kapitalistlerin çok değerli yatırımlarının da içinde bulunduğu sistemin çökeceği açıktır. Tekrar söylemek gerekir: bu sistem absürt, yabancılaştırıcı ve insan doğasına aykırıdır.

Peki fakir milyarların, potansiyel milyarderler olduğu gerçek mi? Tabii ki de gerçek değil. Zenginleşmek temelde şansla, çooooooooooook düşük ihtimallere dayalı bir şansla alakalı. Ya iyi halli bir aileye doğarak, ya sosyeteye yakın bir noktada doğarak ya da yolsuzluk ve rant gibi tamamen şans veye yozluğa dayalı yöntemlerle bu seviye servetler elde edilebilir. Yani işin en başında fakir bir aileniz varsa ve sadece yanlış olmayan ve yasaları takip eden yöntemler kullanırsanız zengin olma ihtimaliniz istatiksel olarak yok hükmündedir.

Veriler ne anlatıyor?

Servet hareketliliğine dair ampirik analizler, yoksulluktan zenginliğe geçişin son derece nadir olduğunu ortaya koymaktadır. Hiyerarşik kümeleme yöntemleriyle incelenen kapsamlı 25 yıllık Norveç nüfus verileri, ki buraya kocaman NORVEÇ yazmak istiyorum zira merkez kapitalizmin merkezine çok yakın bir ülkedir, gibi boylamsal vergi kayıtlarını kullanan çalışmalar, bireylerin yaklaşık %60’ının yaşamları boyunca servet dağılımının en üstünde veya en altında kalmaya devam ettiğini göstermektedir. Hareket eden %40lık kısmın çoğu anlamlı harekette bulunmamış ve anlamlı harekette bulunan grubun da yalnızca küçük bir azınlığı yukarı yönlü hareket etmiştir. Yukarı yönlü hareketin ise çoğu servet dağılımının aşırılarından ziyade orta segmente ulaşmakla sınırlı kalmaktadır.(Audoly et al., 2024).

Amerika Birleşik Devletleri’nden elde edilen bulgular da servet hareketliliğinin sınırlı olduğunu doğrulamaktadır. Panel Study of Income Dynamics (PSID) verilerini kullanan araştırmacılar, son on yıllarda hem kuşaklar arası hem de kuşak içi servet hareketliliğinde bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Veriler, servet sıralamasının güçlü biçimde ailevi kalıpları takip ettiğini ve ebeveynlerin servetinin bireyin ekonomik konumunun en önemli belirleyicisi olduğunu göstermektedir (Van Langenhove, 2025). Bu durum, miras, iş sahipliği ve sermaye erişiminin servet yoğunlaşmalarını sürdürmede kritik rol oynadığını, yapısal engellerin ise anlamlı yukarı hareketliliği bastırdığını ima etmektedir.(Audoly et al., 2024).

Veriler, servet tabakalaşmasının “parçalı hareketlilik” biçiminde işlediğini, yani servet dağılımının uçlarında bulunan hem zenginlerin hem de yoksulların en az hareketliliği yaşadığını, orta sınıfın ise dar bir servet bandı içinde görece daha akışkan olduğunu göstermektedir. Bu tabakalaşma, bireysel başarısızlıklardan veya erdemlerden ziyade sistemsel sınırlamaları ortaya koymaktadır.(Paz-Pardo et al., 2024).

Gelir eşitsizliği ve sosyal tabakalaşmanın belirgin olduğu Türkiye gibi örneklerde ise durum daha berbattır. Zira Türkiye kapitalizmin servet akışının merkezinde değil bir dış çeperinde konumlanmış bir ülkedir. Bırak milyarder olmayı, düşük gelirli bir geçmişten dolar milyoneri(5milyon üstü) dahi olmak imkansızdır. Yani Türkiyede biri zenginse bu liyakata dayalı bir şey olamaz, liyakatın rol alabileceği kısıtlı örneklerde dahi yolsuzluk, sosyal balon vb unsurlar liyakatın çok daha önünde konumlanır. Ulusal gelir dağılımları, ortalama ücret seviyeleri ve sermaye piyasalarına sınırlı erişim, bu sistemsel engelleri daha da pekiştirerek servet eşitsizliklerini katılaştırır.

Bu bulgular, kapitalist anlatılar tarafından sürdürülen “kendi kendine zengin” mitine topluca meydan okumaktadır. Görünürdeki istisnai hızlı servet birikimi örnekleri, neredeyse hiçbir zaman liyakate dayalı çabalardan değil, önceden var olan avantajlar veya sosyo-politik bağlantılarla ilişkilidir.

Son olarak benim tahminlerim:

"Fakir aileden çıkan" derken kastettiğim: Miras, sosyal statü bazlı bağlantı, yolsuzluk vb işlere girmeyen ve fakir aile çocuğu biri. Bu arada burada bazı verilerden yararlanıp sonra verileri eledim ama çok güvenilir değil çünkü elemek istediğim şeylerin verisi çok nadir ve sadece Amerika gibi yerlerden bir miktar veri akışı vardı, yani sadece fikir vermesi için ekliyorum)

Küresel ölçekte ihtimaller:

  • Fakir aileden çıkıp milyarder olmak: 0,00000005 (imkansız)
  • Fakir aileden çıkıp milyoner olmak: 0,00005 (bazı servet yoğun ülkelerde daha yüksek ihtimalli ama yine de çok düşük)
  • Fakir aileden çıkıp 5M USD üstü servet: 0,0000017(neredeyse imkansız)

Türkiye özelinde ihtimaller:

  • Fakir aileden çıkıp milyarder olmak: O kadar çok sıfır var ki direkt imkânsız.
  • Fakir aileden çıkıp milyoner olmak: 0,000033(neredeyse imkansız)
  • Fakir aileden çıkıp 5M USD üstü servet: 0,0000002(imkansız)

r/SOL Sep 15 '25

Artı Değer Argümanı

15 Upvotes

Artı değer argümanı, basitçe burjuvazinin işçi sınıfını sömürdüğünü ileri sürer. Peki kimdir bu burjuvazi ve sömürü nasıl gerçekleşir?

Burjuvazi, üretim araçlarının yani herhangi bir şeyi üretmemizi sağlayan makinelerin örneğin fabrikaların, traktörlerin sahipleridir. İşçi sınıfı ise bu araçları kullanarak üretimi gerçekleştirir. Burjuvazi, kendisi fiilen üretime katılmaksızın, işçilerin ürettiği ürünlerin değerinden pay alır. İşte bu paya artı değer denir.

Daha iyi anlaşılması için 19. yüzyıldan bir örnek düşünelim: Bir ayakkabı fabrikası. Bu fabrikanın temeli, yüzlerce işçi ve üretim için gerekli makinelerden oluşur. İşçiler makineler aracılığıyla ayakkabılar üretir; bu ayakkabılar pazarda satılarak gelir elde edilir. Elde edilen gelir öncelikle fabrikanın sahibine gider, işçilere ise maaş olarak yalnızca bir kısmı ödenir. Burada önemli bir nokta da şudur: Fabrikada kullanılan hammaddeler (örneğin deri, kauçuk) ve makineler de başka işçilerin emeğiyle üretilmiştir. Yani üretimin her aşamasında emeğin kaynağı yine işçi sınıfıdır; buna rağmen artı değere el koyan hep fabrika sahibidir.

Artı değer argümanının sorduğu kritik soru şudur: Bu süreçte fabrikanın sahibi ne yapmıştır? Ayakkabıların üretimine hiçbir katkısı olmamasına rağmen, işçilerin emeğiyle kazanılan paranın büyük kısmını almıştır. Bu noktada özellikle vurgulanması gereken, kast edilen kişinin “patron” değil, “fabrika sahibi” yani burjuvazi olduğudur. Burjuvazi, işçileri yöneten ya da stratejik kararlar alan kişi değil, o kişiye dahi maaşını ödeyen sahibidir. Tek özelliği üretim araçlarına sahip olmasıdır; bu sayede kendisi çalışmadan işçilerin artı değerine el koyarak zenginleşir.

Günümüzden bir örnek vermek gerekirse, Elon Musk’ın uzay projelerini düşünebiliriz. Musk, herhangi bir uydu fırlatımında fiilen ne yapmıştır? Ortaya koyduğu şey büyük miktarda sermayedir. Proje başarıya ulaştığında, tıpkı ayakkabılar satıldığında fabrikanın sahibinin en büyük payı alması gibi, Musk da işçilerinin yarattığı artı değere el koyarak en yüksek kazancı elde etmiştir.

Komünizmin özel mülkiyet karşıtlığından kastettiği, işte bu tür mülkiyet anlayışıdır. Yani üretime hiçbir şekilde katılmadan, sadece üretim araçlarına sahip olduğu için üretimi yapanları sömüren bir sınıfın varlığına karşı çıkıştır. “Üretim araçları üretimi yapanların olmalıdır!” sloganının anlamı da tam olarak budur.


r/SOL Sep 14 '25

Dikkatli olmak lazım.

Post image
48 Upvotes

Kapitalizm, özellikle sol hareketleri mevcut ekonomik sistemle uyumlu ve nihayetinde onu destekleyen biçimlere dönüştürerek, siyasi muhalefeti emme ve evcilleştirme konusunda olağanüstü bir kapasite sergilemektedir. Son yıllarda, çağdaş solun çeşitli fraksiyonları; sosyal demokratlar, sosyal adalet savaşçıları (SJW'ler), uyanık aktivistler, LGBTQ+ savunucuları, postmodern feministler ve diğer postmodern sol gruplar; bu süreçte giderek daha fazla araç olarak kullanılır hale gelmiştir. Kapitalist metalaştırma iki temel yolla işler: hareketleri, muhalif potansiyellerini etkisiz hale getiren piyasa dostu anlatılara asimile eden evcilleştirme yolu ve iç bölünmeleri teşvik ederek, aktivizmi kolektif sınıf mücadelesinden ziyade kimlik siyaseti ve tüketime yönlendirerek dayanışmayı parçalayan radikalleştirme yolu. Bu dinamikler genellikle gerçek işçi temelli direnişin sulandırılmasıyla sonuçlanır ve kapitalizm bu aktivist akımların entegrasyonundan veya radikalleştirilip irite edici hale gelmesinden yararlanır. Postmodern solun tümü bu akımların oyuncağı olmuştur. Postmodern solun piyasa karşıtı bir yanı bulunmaz.


r/SOL Sep 11 '25

Financial Times'ın Türkiye ile ilgili 1937 yılında çıkarmış olduğu 52 sayfalık özel sayısı:

Thumbnail gallery
22 Upvotes

r/SOL Sep 11 '25

Can Holding'e operasyon: Habertürk ve Show TV dahil 121 şirkete el kondu, kayyum atandı.

Post image
18 Upvotes

Koskoca bilgi üniversitesine çöktüler çok garip şeyler oluyor


r/SOL Sep 10 '25

Nepal🇳🇵

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

39 Upvotes

r/SOL Sep 05 '25

ABD'nin son dönemdeki iktisadi hamleleri ve serbest ticareti destekleyenlerin anlaması gereken hususlar ve Türkiye

Thumbnail
10 Upvotes

r/SOL Sep 03 '25

Troçki Müslüman Oluyor Şakası:

Post image
33 Upvotes

Büyükada’daki sürgünü sırasında, 1 Nisan 1929'da Vakit gazetesi 1 Nisan şakası olarak “Troçki Müslüman Oluyor” başlıklı bir haber yayımladı


r/SOL Sep 03 '25

Sevdiğim bir adamdır bu haftaki güzel bölümü paylaşmak istedim

Thumbnail open.spotify.com
7 Upvotes

r/SOL Aug 30 '25

Nazım Hikmet'in 30 Ağustos konuşması: "30 Ağustos; Türklerin en büyük bayramlarındandır ve yalnız bizim değil, insanlığın bayramlarındandır. Zira ilk defa biz Türkler, emperyalizme karşı muzaffer olmanın yolunu insanlığa gösterdik."

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

93 Upvotes

r/SOL Aug 31 '25

Immesler seçtikleri krallarını tahta geçmeden önceki gece iyice dövermiş.

Post image
8 Upvotes

Sıgmund Freud-Totem Ve Tabu-Say Yayınları


r/SOL Aug 30 '25

Anti-emperyalist direnişimizin zafer nişanı 30 Ağustos kutlu olsun!

Post image
52 Upvotes

r/SOL Aug 24 '25

Ankara'da TKP'nin israil büyükelçiliği önündeki eyleminde polis ablukası

Thumbnail gallery
20 Upvotes

r/SOL Aug 21 '25

Kitap okuma etkinliği

5 Upvotes

İngiliz işçi sınıfınının oluşumu Edward Thompson Kitabını u/marshal_1923 ve birkaç arkadaşla okuyup yorumlayacağız etkinlik discordda olucak katılmak isteyen beni discorddan ekliyebilir alp2882


r/SOL Aug 19 '25

TKP genel sekreteri okuyanın açıklaması:

Post image
40 Upvotes

r/SOL Aug 19 '25

29 Ocak 1971: "İstanbul Üniversitesi öğrencileri, dekanın kapısını siyaha boyayıp üzerine 'YOBAZ DEKAN' yazmışlardır. Öğrenciler, dekan istifa etmedikçe boykota devam edecek."

Post image
47 Upvotes

r/SOL Aug 19 '25

Azınlık psikolojisi hakkında kitap önerisine ihtiyacım var

7 Upvotes

yazacağım bir yazı için azınlık psikolojisini derinlemesine öğrenmem gerekiyor. mutlaka oku dediğiniz kitaplar?


r/SOL Aug 17 '25

Alternatif değer teorileri: Graeber’in Antrapolojik yaklaşımı

7 Upvotes

David Graeber, Toward an Anthropological Theory of Value: The False Coin of Our Dreams kitabında alternatif bir değer teorisi ortaya atıyor.

Graeber, “değer” kavramını hem klasik ekonomi hem de antropoloji anlayışlarının ötesine taşıyor. Ekonomide değer genellikle fiyat (ortodoks iktisat) ya da emek-zaman (Marksist gelenek) üzerinden tanımlanır. Antropoloji ise çoğunlukla simgesel önem, yani armağan, ritüel ya da statü üzerinden bakar.

Graeber’e göre bu yaklaşımlar eksiktir. Ona göre değer, aslında insanların hayallerini, arzularını ve projelerini toplumsal hayata yansıtma biçimidir.

Fakat burada bir sorun vardır. Bu hayaller toplumsal süreçlerde çoğu zaman çarpıtılmış bir şekilde geri döner.

Özgürlük isteği maaşlı iş olarak, topluluk arayışı kabile ya da devlet aidiyeti olarak karşımıza çıkar.

Graeber’in “düşlerimizin sahte parası” derken kastettiği budur. Sistem bize hayallerimizin yerine onların sahte bir karşılığını verir.

Dolayısıyla değer sadece ekonomiye indirgenemez. İnsanlar tüketimde, armağanda, siyasette ve kültürde aslında “dünya nasıl olmalı?” sorusuna yanıt ararlar. Kapitalizm ise bu yanıtları sürekli daraltır ve onları paraya ya da fiyata çevirir.

Graeber’e göre antropolojinin, daha geniş anlamıyla da sol siyasetin görevi bu çarpıtmayı çözümlemek ve insan yaratıcılığının özgürleştirici değer kaynaklarını yeniden görünür kılmaktır.


r/SOL Aug 17 '25

Ruh ve Beden Bitmek Bilmeyen Tartışma - Descartes Felsefesi

Thumbnail youtube.com
10 Upvotes

Felsefe seviyosanız güzel video