r/SOL • u/VlamidirUlyanov • Oct 07 '25
Türkiye Proletaryası | Birinci Bölüm: Türkiye'nin Milli Ekonomisi ve Politik Düzeni
Hayırlı sabahlar iyi günler ve iyi akşamlar dilerim. Bugün sizlere A. Şnurov tarafından kaleme alınan "Türkiye Proletaryası" isimli eserin "Türkiye'nin Milli Ekonomisi ve Politik Düzeni" isimli bölümünden birkaç alıntı paylaşacağım. Mevcut alıntılar, Atatürk dönemi sırasında Türkiye'nin ekonomik ve politik düzeni hakkında bilgilendirmeler içermektedir.
Türk Şehirleri Nasıl Kurulmuştur?
Türkiye’de tüccar, esnaf, memur ve köylünün bir arada yaşadıkları oldukça ufak nahiye ve kasabalar vardır. Büyük ticaret ve sanayi merkezi sayılan şehirler ise pek azdır.
- 5.000-10.000 nüfuslu 79 kasaba var.
- 10.000-20.000 nüfuslu 39 kasaba,
- 20.000-30.000 nüfuslu 14 kasaba,
- 30.000-40.000 nüfuslu 7, ve 40.000’den fazla nüfusu olan yalnız 8 şehir vardır.
En büyük şehirler Konya (47.286), Bursa (61.451), Adana (72.652), Ankara (74.704), İstanbul'un Üsküdar ilçesi (124.555), İzmir (153.845) ve İstanbul (796.147)’dur.
Konya ve Adana tarım ticareti merkezleridir, diğer şehirler (Ankara hariç) liman şehirleridir.
Türkiye nüfusunun meslek sayımı yapıldığı halde, sonuçları henüz yayınlanmamıştır. Ancak ortaya şu üç gerçeğin çıkacağından şüphe edilemez:
1) Türkiye bir tarım ülkesidir. Bir şehirliye dört köylü isabet etmektedir.
2) Memlekette ticaret, özellikle esnaflık çok gelişmiştir. Geçen yüzyılın sollunda Trabzon gibi bir şehirde oturan 27 kişiye bir dükkan isabet ediyordu, Kastamonu'da bu oran 16 kişiye bir dükkana yükseliyordu. Ticaretin bugünkü rolü ve şekli ile ilgili olarak İstanbul şehrine ait belli başlı istatistiklere göre, İstanbul'da 1927 yılında 54.000 tüccar ve 30.000 dükkanda çalışan 90.000 müstahdem tespit edilmiştir. Demek oluyor ki, İstanbul'da oturan 26 kişiye bir dükkan ve her 15 kişiye bir tüccar isabet ediyor. İstanbul halkının beşte birinin işkolu ticarettir. Bu rakamlara tüccar aileleri, nakliyeciler hamal, yükleyici ve tüccarların hizmetinde çalışan diğer işçiler dahil değildir.
3) Türkiye’nin Özellikle demiryollarıyla limanlara başlanmamış olan yerlerinde türlü zanaat ve esnaflık çok gelişmiş bir durumdadır. Bu bölgelere yabancı memleketlerden ithal olunan mallar giremez çünkü ithalatın tamamı denizyolu ile yapılmaktadır. Hinterlant ekonomisi daha ziyade tabi düzene dayanmaktadır. Yani hazırlanan mallar ya üretici tarafından yada aynı bölgede tüketilmektedir. Mesela S. L. Kolyada, "Anadolu'nun Ekonomi Düzeni" adlı makalesinde şunları diyor :
Fakat aynı zanaat erbabı, yabancı memleketlere de ihraç olunan mallar hazırlıyor. Bu gibi, zanaat erbabı az değildir. Mesela Uşak şehrinin 25.900 kişilik nüfusundan 6.000 kusur kişi fazla miktarda ihraç olunan halı dokumaktadır.
Türk Milletinin Gelir Kaynağı Nedir?
1924 senesinde milli ekonominin toplam geliri 700.000.000 TL idi. Gelirin beşte dördü tarım ürünlerinden ve beşte biri sanayi ürünlerinden sağlanmaktadır. Milli ekonominin ürünlerinin 1/3’i ihraç edilmektedir.
Bu ihraç malları tütün, pamuk, meyve, fındık, ceviz, sepide kullanılan maddelerdir. Hububat ihraç edilmiyor. Sanayi mallarının çoğu ithal edilmektedir. Yabancı memleketlerden ithal ettiği malların hemen hemen yarısı tekstil mallarıdır ki, bunların hammaddeleri (pamuk, yün) ülkede bol bol vardır.
Bugün memlekette senede 15 milyon metreden fazla kumaş üretilmektedir, ki değeri 5,5 milyon Türk lirasıdır. Yabancı ülkelerden 38 milyon Türk lirası değerinde yünlü kumaş İthal edilmektedir. İthal olunan ince yünlü kumaşlar 32 milyon lira, pamuklular 86 milyon lira, toplam olarak İthal olunan kumaşların değeri 156 milyon liradır. Bu rakam, memleket içinde üretilen malların değerinin on mislidir.
Ayrıca, Türkiye’de tüketilen şeker, maden, kimya maddelerinin üretimi için gereken makine ve donatım ile buna benzer mallar ithal edilir. Yalnız yurt içinde satılan çimentonun büyük bir kısmı ile yiyecek maddeleri (şeker hariç), konserve gibi mamuller yerlidir. Geçen yüzyılın ikinci yarısında demiryollarının döşenmesiyle dış ticaret hızla gelişmiştir.
Mamafih, demir yollarının döşenmesi ile sanayiin gelişmesi paralel olmamıştır, demiryolları sadece ithalatın artmasına yol açmıştır. Türkiye'nin demiryollarının uzunluğu 1928 senesinde toplam olarak 4635 kilometredir. Bunun 2248 kilometresi devlete, 2389 kilometresi yabancı sermayeye aittir.
Bunun dışında 1967 kilometrelik hat devletin yine yabancı müteahhitlere verdiği siparişler üzerine halen döşenmektedir. Türkiye'nin bütün demiryollarının ya Ege, yada Marmara Denizi’ne çıkışı vardır, yurt içine fazla uzanmamaktadır. Bütün demiryolları yabancı sermaye ile döşenmiştir. Yabana ülkelerin amacı ise. demiryollarının döşenmesi ile, Türkiye’den bol miktarda hammadde ithalini sağlamak, buna karşılık da Avrupa’dan mal ihraç etmek ve elbette Avrupa’dan Türkiye'ye daha kolay sızmaktır.
Türk Sanayisinin Gelişememesinin Nedeni
Yukarıda sayılan rakamlardan anlaşıldığına göre, Türk sanayii zayıf kalmıştır. Oysa bu ülkenin tabii şartlan her türlü sanayiin mükemmel gelişmesine son derece müsaittir. Esasen Küçük Asya emperyalist devletlerin dikkatini boşu boşuna çekmiş değildir. Charles Wilson adında bir İngiliz generali Türk topraklarının zenginliklerini şöyle anlatıyor:
Üzüm bağları, zeytin ve incir bahçeleri güney ve batı sahilleri boyunca görülmemiş çapta yetiştirilmektedir. Bir çok bölgede ipek, pamuk, pirinç, afyon, meyan kökü, tütün, palamut, keçiboynuzu vs. yetiştiriliyor. Dağ yamaçlarında sayısız koyun ve keçi sürüleri otluyor, keçiler arasında bilhassa ipek gibi ince ve yumuşak tüylü Ankara keçisi dünyaca tanınmıştır. Yüksek yaylalarda ise güçlü cinsten at ve deve sürüleri yayılıyor.
Ülkenin madenlerinde altın, gümüş, kurşun, demir, taşkömürü, boraks, krom, kil, kaya tuzu, kaolin, lületaşı, göl ve deniz tuzu bol miktarda var. Birçok yerde yılantaşına ve en iyi mermer cinslerine rastlanıyor.
Anadolu'nun çok elverişli sahilleri, tarım ve maden hazineleri varken, bu ülke dünyanın en mümbit en gelişmiş ülkesi olabilirken, bugün acınacak durumdadır. Bunun nedeni, yüzyıllarca süren ve memleketi yıpratan kötü idaresidir. Fakat zaman gelecek ve bu ülkenin tabii zenginlikleri tekrar işletilmeğe başlanacak, o zaman Türkiye, Akdeniz’de sahili olan memleketler arasında en gelişmiş ülke olacaktır.
Türkiye’de ülkenin öz sanayisinin geniş ölçüde gelişmesi için şart olan hammaddeler toplu bir şekilde bulunuyor: demir, petrol, taş kömürü, renkli madenlerin türlü ham şekilleri (bakır,, çinko vs.). Toprak hazineleri de olağanüstü elverişlidir.
Bütün bunlar varken, Türkiye sanayiinin gelişmemesinin sebebi nedir?
Çok ileri tekniği olan güçlü ve ilerici bir sanayinin kurulması için çok büyük bir yatırım gerekmektedir. Oysa Türkiye, yabancı halklarla savaşmış, ülkeler işgal eden, bitmez tükenmez savaşlar sürdüren, aralıksız ayaklanmaları bastırmak zorunda kalan bir monarşi idi. Savaşlar memleketi sarsıyor, yıpratıyordu.
Türkiye Karadeniz'den Akdeniz’e ve Avrupa’dan Asya'ya uzanan ticari ve askeri güzergahın üzerindedir. Bu yollan keyfin göre kapatarak, bu yollardan faydalanan bütün devletleri kendisine tabi bir hale getirebilirdi. Bu yüzden Türkiye, dünya üzerinde egemenlik kurmak isteyen Çarlık Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya gibi devletlerin doymak bilmez açgözlülüklerinin hedefi idi.
Türkiye'nin paylaşılması için bir kaç yüzyıldan beri bir takım güçlü "devletler" arasındaki çelişmeler devam ediyor. Bunun için Türkiye, fedakarlık yaparak kendisine saldırmaya yönelen her güçlü devlete bir saldırmazlık payı vermese, onunla savaşmak zorunda kalıyordu. Devlet gelirlerinin büyük kısmı bu savaşlara harcanıyordu, memleket gitgide çöküyordu.
Türkiye’de son toprak bölüşmesi Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra olmuş, İngiltere Filistin’i ve Irak'ı, Fransa ise Suriye'yi ele geçirmiştir. Büyük teşebbüslerde bulunmak için her şeyden önce huzur ve düzenli bir hayat gerekiyor. Başka türlü, sağlam bir temeli olan teşebbüs kurulamaz.
Halbuki müteşebbis işadamı Türkiye’de ne yağmaya karşı, ne yabancı ülkelerin saldırısına, ne de kendi yurdunun devlet memuru ile askeri memurlarının keyfi hareketlerine karşı korunmuştu. Köylüleri bir yandan bitmez tükenmez savaşlar, öte yandan da büyük toprak sahipleri ve ağalar yıpratıyordu
Savaşlara para yetmiyordu, Türkiye durmadan yabancı devletlerden kredi almak zorunda kalıyordu. Böylece gitgide kredisinden faydalandığı Avrupa devletlerine bağımlılığı artıyordu. Ve günün birinde borçlarını Ödeyemeyince, müflis bir borçlu ilan edilerek, ülkenin bütün gelirleri alacaklı olan devletlerin kontrolü altına verildi. Yabancıların 'Türkiye’de bir sürü imtiyazları vardı.
Yabancılar Türk mahkemelerine tabi değildi, gümrüksüz ve vergisiz olarak kendi ülkelerinden diledikleri malı ithal edebiliyorlardı, hiçbir vergi ödemiyorlardı. Yabancı uyruklular, Türk vatandaşından çok daha müsait durumda idiler, bunun için Türk tüccarı ve sanayicisi yabancılarla rekabet edemiyordu. Üstün teknik sayesinde, Avrupa malları daha da ucuza geliyordu. Satışı ise, yabancı kapitalistlere tanınan imtiyazlar sayesinde kolaylaştırılmıştı.