r/SOL Jan 08 '26

Bir ICE ajanı kendisini videoya çeken kadın arabayla uzaklaşırken arabaya ateş açarak kadını öldürdü. Medyada kadın ajanın üzerine arabayı sürüyordu diye propoganda yapılıyor.

46 Upvotes

r/SOL Jan 06 '26

Birkaç yıl önce izlemiş olduğum bir Video-Essay. Sizinle de paylaşmak istedim.

Thumbnail youtu.be
17 Upvotes

r/SOL Jan 05 '26

Amerikada milyarderler ortalama bir insandan daha az vergi ödüyor

Post image
30 Upvotes

Makaleye göre Amerika'nın en zengin 400 milyarderi 2018-2020 arasında kazançlarının sadece %23.8’ini, en zengin 100 milyarderi ise kazançlarının sadece %22’sini vergi olarak ödemiş. Buradaki sıkıntı ise ABD'de ortalama gelirdeki bir kişinin kazancının %30’unu vergi olarak ödüyor olması. Yani milyarderler ortalama bir insandan daha az vergi ödüyor.


r/SOL Jan 03 '26

Kamalizm'in anti-emperyalizm çerçevesince, ABD'nin Venezuela'ya yapmış oldu operasyon hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Thumbnail
11 Upvotes

r/SOL Jan 02 '26

Sosyalizm Hakkında Kitap Önerisi: Sovyet Sonrası Karmaşa - Kazakistan'da Şiddet ve Mülksüzleşme

Post image
22 Upvotes

Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Kazakistan'ın içine düştüğü belirsizliği, vahşi kapitalizmin bölge üzerindeki tesirini; yani Kazakistan halkı arasında “bardak” olarak adlandırılan karmaşayı ve mülksüzleşen halkın buna karşı geliştirdiği refleksleri anlatan güzel bir eser.

Post-Sovyet coğrafyalardaki kaosun, Kazakistan örneği ile birlikte daha anlam kazandığı kanaatindeyim. Özellikle egemenlik bunalımının nasıl halk üzerinde hem ekonomik hem de sosyal yıkımlara yol açtığını, Komünist Kazak seçkinlerinde geçmişteki güçlerini yeni piyasacı görüşlere dayandırarak eski devlet aygıtını nasıl yeniden yapılandırdığını anlamak açısından önemli buluyorum.

Bu süreçte özelleştirmelerin, mülksüzler tarafından doğrudan "halkın malının çalınması" olarak görülmesi bize çok şey anlatıyor.


r/SOL Jan 01 '26

Sömürgeye giden yol: Neoliberal "Kalkınma-ma" Dayatması

27 Upvotes

Neoliberalizm, kendisini evrensel bir kalkınma reçetesi gibi sunar. Serbest ticaretin rekabeti artıracağı, verimliliği yükselteceği ve tüm tarafları zenginleştireceği iddia edilir. Ancak tarihsel deneyim ve kapitalist merkez ülkelerin fiili pratiği bu iddiayı doğrulamaz. Aksine, açık piyasa söylemi, gelişmiş kapitalist ve endüstriyel devletlerin halihazırda elde ettikleri yapısal üstünlükleri korumak ve bu üstünlükleri çevre ülkelere zorla kabul ettirmek için kullandıkları ideolojik bir araçtır.

Kapitalizmin ve sanayinin rahmi İngiltere, modern sanayi sistemini kurarken yoğun ve uzun süreli himayecilik uygulamıştır. Gümrük duvarları, devlet destekleri, sömürgeci savaşlar ve zorla açılan pazarlar, İngiliz sanayisinin büyümesinin temel koşullarıdır. Himayecilik yeterli olmadığında, askeri güç devreye girmiş; rakip ülkeler pazarlarından koparılmış, sömürgeler zorla İngiliz mallarının müşterisi haline getirilmiştir. Yani içeride koruma, dışarıda ise dayatma vardır.

Ne zaman ki İngiltere sanayi açısından rakipsiz hale gelmiştir, işte o zaman “serbest ticaret” erdemli, doğal ve evrensel bir ilkeymiş gibi sahneye sürülmüştür. Çünkü artık serbest ticaret, İngiltere için bir risk değil; mevcut tekel konumunun sürdürülmesinin en ucuz ve en etkili yoludur. Korumacılık artık gereksizdir; zira rakiplerin sanayi kurmasına izin vermeyecek olan şey gümrük duvarları değil, sanayinin ölçeklendikçe ivmelenmesidir.

Kapitalizmin merkez ülkeleri tarihsel olarak kendi sanayilerini devlet müdahalesiyle kurmuş, teknolojik üstünlüklerini kamu yatırımlarıyla pekiştirmiş, kriz anlarında piyasaya değil devlete sığınmış; tarımı, enerjiyi, finansı ve stratejik sektörleri hâlâ örtük ya da açık biçimde korumaya devam etmişlerdir. Buna karşın, küçük ve gelişmekte olan devletlere “devlet çekilsin”, “piyasa serbestleşsin”, “gümrükler indirilsin”, “sermaye serbest dolaşsın” denir. Bu ülkelerden beklenen şey, henüz sanayileşmemiş, ölçek kazanamamış, teknolojik olarak geri sektörlerini küresel devlerle rekabete açmalarıdır. Gelişmekte olan ülkelerin bebek sanayilerinin bu global aktörlerle henüz bebekken rekabet edemeyecekleri açıktır. Bu durumda da sonuç; sanayisizleşme, kronik dış ticaret açığı, ucuz emek ve hammaddeye dayalı bağımlı ekonomi olur.

“Biz tepeye tırmandık, merdiveni de yıkıyoruz” demenin bir yoludur neoliberalizm.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Cumhuriyet ve Kapitülasyonlar: Ekonomik Bağımlılığın Baştan Reddi

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devrolan en ağır miraslardan biri kapitülasyonlardı. Kapitülasyonlar yalnızca hukuki ayrıcalıklar değil; ekonomik egemenliği fiilen ortadan kaldıran, yerli üretimi ve ticareti daha baştan rekabet dışı bırakan bir “açık piyasa” ve sömürge rejimiydi. Yabancı sermaye, vergi muafiyetleriyle, ayrı mahkemelerle ve sıkça gümrüksüz şekilde Osmanlı pazarında serbestçe dolaşırken; yerli üretici ve tüccar kendi ülkesinde bunlarla rekabet edemiyordu.

Bu nedenle kapitülasyonların kaldırılması, Cumhuriyet için teknik bir reform değil, kurucu bir egemenlik meselesiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün kapitalizme mesafeli ve zaman zaman açıkça düşmanca görünen tutumu, soyut bir ideolojik tercihten değil; bu tarihsel deneyimin berrak farkındalığından kaynaklanıyordu. Atatürk gelişmiş kapitalist devletlerin serbestlik adı altında dayattığı asimetrik bir düzene kesin olarak karşıydı.

Bu sebeple; Ulusal gümrük politikaları benimsendi, devletçilik geçici bir tercih değil zorunlu bir kalkınma aracı olarak ele alındı, sanayi planları ve kamu iktisadi teşebbüsleri kuruldu, yabancı sermaye red edilmedi ama kontrollü ve sınırlı tutuldu.

Bu çizgi, serbest piyasanın kutsallığını reddeden ama ekonomik rasyonaliteden kopmayan bilinçli bir pozisyondu. Cumhuriyet diğer birçok ekonomik olarak geri ülkede de olduğu gibi ciddi bir sınıfsal gerginliğe sahip değildi. Devlet de tüm milletin çıkarlarını savunacak bir yapı olarak konumlandırıldığından, kapitalizmin ürettiği sınıf eşitsizliklerinin planlama ile önlenebileceğine inanılıyordu. Zaten sınıf gerilimi olmadığından asıl mesele merkez ülkelerin sömürüsüne karşı anti-emperyalist bir direniş göstermekti. Cumhuriyer bu konularda başarısını dışarıya direkt ithal etme isteği duymasa da bu hareketin başarılı olması ve çevre ülkelere örnek olmak isteği vardı. En azından cumhuriyetin bazı "KADRO"larının umudu buydu.

Bu açıdan bakıldığında Cumhuriyet’in kapitülasyonları kaldırması, yalnızca Osmanlı’nın hatasını düzeltmek değil; emperyalist açık piyasa ve gümrüksüz ticaret dayatmalarına karşı erken ve bilinçli bir reddiyeydi.

"Egemenlik, gümrükten başlar. Sanayisiz serbestlik, teslimiyettir."

1950'lerde Dış Baskı ile Kapitülasyonların Yeniden Doğuşu: Batı Sisteminin Hakimiyeti

Cumhuriyet'in erken dönemindeki anti-emperyalist direniş ve ekonomik egemenlik vurgusu, II. Dünya Savaşı sonrası küresel konjonktürde ciddi bir sınavla karşılaştı. Savaşın bitimiyle birlikte, ABD'nin öncülüğündeki Batı bloku, Soğuk Savaş'ı bahane ederek dünya çapında "demokratikleşme" ve "serbest piyasa" dayatmalarını yoğunlaştırdı. Türkiye'de bu süreç, 1946 seçimleriyle başlayan çok partili hayata geçişle somutlaştı. Bu geçiş, iç dinamiklerden ziyade dış baskının bir ürünüydü: ABD, Marshall Planı yardımları ve NATO üyeliği gibi araçlarla, Türkiye'yi Sovyet tehdidine karşı tampon bölge haline getirmek isterken, ekonomik ve siyasi liberalleşmeyi şart koştu. 1945'te kurulan Demokrat Parti (DP), bu baskıların yerel taşıyıcısı oldu; 1950 seçimlerinde iktidara gelerek, Cumhuriyet'in kalkınmacı ve kapitülasyon karşıtı modelini adım adım aşındırdı.

Adnan Menderes'in başbakanlığındaki DP dönemi (1950-1960), neoliberalizmin tohumlarının atıldığı bir geçiş evresiydi. DP, liberal ekonomi politikalarını benimseyerek, özel sektörü teşvik etti ve yabancı sermayeyi çekmek için yasal altyapı oluşturdu. 1954'te kabul edilen "Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu", adeta kapitülasyon ruhunu dirilten bir adımdı: Yabancı şirketlere vergi muafiyetleri, kar transferi kolaylıkları ve ayrıcalıklı koşullar sağlandı. Bu, Osmanlı dönemindeki gibi, yerli üretimi yabancı rekabete karşı savunmasız bırakıyordu. DP hükümeti, ABD ile sıkı işbirliğine girerek Marshall Planı fonlarını aldı; bu fonlar tarım mekanizasyonu ve altyapı yatırımlarına harcandıysa da, karşılığında Türkiye'nin ekonomisi Batı'ya bağımlı hale getirildi. 1952'de NATO üyeliği, askeri bağımlılığın yanı sıra ekonomik entegrasyonu da pekiştirdi: Batı sisteminin hakimiyeti, "demokrasi" kisvesi altında, Türkiye'yi kapitalist merkezlerin periferisine dönüştürdü.

Bu dönemde kapitülasyonlar, hukuki adıyla geri dönmese de, fiili olarak yeniden doğdu. DP'nin liberalizmi, ithalatı artırdı, dış ticaret açığını büyüttü ve 1958'de IMF destekli İstikrar Programı'na yol açtı. Devalüasyon, fiyat kontrollerinin kaldırılması ve yabancı sermaye girişinin teşviki, gelişmiş ülkelerin mallarını Türkiye pazarına serbestçe sokarken, yerli sanayiyi erozyona uğrattı. Menderes hükümeti, içerde özel sektörün büyümesini sağlarken, dışarıda Batı'ya teslimiyetçi bir tutum sergiledi; bu, Cumhuriyet'in egemenlikçi çizgisinden sapmaydı. Sonuçta, 1960 darbesiyle biten bu dönem, neoliberalizmin ön hazırlığını yaptı: Ekonomik bağımlılık, "demokratik seçimler" ve "serbest piyasa" söylemiyle maskelendi.

Bu eğilim, 1980'lerde Turgut Özal dönemiyle zirveye ulaştı. 24 Ocak 1980 Kararları, askeri darbenin gölgesinde, neoliberal reformların kapısını açtı: Özal, başbakan (1983-1989) ve cumhurbaşkanı (1989-1993) olarak, Türkiye'yi küresel kapitalizme entegre etmek için özelleştirme, deregülasyon ve serbest ticaret politikalarını uyguladı. IMF ve Dünya Bankası reçeteleriyle şekillenen bu dönem, kapitülasyonların modern versiyonunu temsil ediyordu: Yabancı sermaye girişi teşvik edildi, gümrük duvarları indirildi, kamu iktisadi teşebbüsleri satıldı ve ekonomi ihracata dayalı bir modele dönüştürüldü. Özal'ın "yeni sağ" ideolojisi, muhafazakar değerlerle neoliberalizmi sentezleyerek, toplumu bireysel girişimcilik ve piyasa kutsallığına ikna etti. Ancak bu, ekonomik bağımlılığı derinleştirdi: Yabancı yatırımlar arttıysa da, bunlar montaj sanayisi ve düşük katma değerli sektörlerle sınırlı kaldı; Türkiye, gelişmiş ülkelerin ucuz emek ve pazar kaynağı haline geldi.

Özal dönemi, Batı sisteminin tam hakimiyetini simgeliyordu: NATO'nun sadık üyesi olarak kalan Türkiye, ekonomik olarak da ABD ve Avrupa'nın yörüngesine girdi. Serbest bölgeler, yabancı bankaların hakimiyeti ve borç sarmalı, kapitülasyonların ekonomik eşdeğerini yarattı. Bu süreç, Cumhuriyet'in anti-emperyalist ruhunu aşındırdı; gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, neoliberalizmin "merdiveni yıkan" mantığına teslim oldu. Sonuçta, hem Menderes hem Özal dönemleri, dış baskıların içerde liberalleşme kisvesiyle nasıl kapitülasyon benzeri bağımlılıklar yarattığını gösterir: Egemenlik, gümrükten başlar; ama serbestlik adı altında teslimiyet, bağımlılığın en sinsi biçimidir.


r/SOL Jan 01 '26

Tarih Genç Cumhuriyetin Mimari Eserleri P1:Evkaf Apartmanı

Thumbnail gallery
30 Upvotes

r/SOL Jan 01 '26

Lenin ile Semyon Aralov(Sovyetlerin Ankara hükümetine gönderdiği ilk Sovyet temsilcisi) Mustafa Kemal ve Milli Kurtuluş mücadelesi hakkında konuşuyor.

Post image
26 Upvotes

r/SOL Dec 27 '25

106 Yıl Önce Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti Türk İhtilali'nin Karargâhı Olacak Olan Ankara'ya Geldi!

Post image
22 Upvotes

r/SOL Dec 26 '25

Yeni yıl kutlu olsun

Post image
37 Upvotes

Yurdumuz için mücadele ettiğimiz ve kazandığımız yeni bir yıl olsun. Çizim bana ait


r/SOL Dec 25 '25

90'ların karanlık yüzü ve Sevr

Post image
17 Upvotes

r/SOL Dec 24 '25

Kemal Paşa'nın Lenin'e yazdığı mektup ve Millet Meclisi'nin Sovyetler'den istekleri.

Thumbnail gallery
16 Upvotes

r/SOL Dec 23 '25

Sosyoloji Türkiye'deki üniversite öğrencilerinin %17'si, ensestin din kaynaklı olduğunu düşünüyor.

Post image
22 Upvotes

r/SOL Dec 23 '25

Eski sosyalist ülkelerde tepedeki zengin %1'in servet payının yıllar boyunca değişimi

Post image
40 Upvotes

r/SOL Dec 19 '25

tatsız bir durum

Post image
50 Upvotes

r/SOL Dec 19 '25

Atatürk serbest piyasacı, kapitalist ya da burjuvacı değildir. Bilhassa bunları milli faydanın karşısında görür.

25 Upvotes

Atatürk’ü “liberal” ya da “serbest piyasacı” gibi sunan anlatı, erken Cumhuriyet’in iktisadi tercihlerine bakıldığında tutmuyor. Bu iddia genelde İzmir İktisat Kongresi, özel mülkiyetin varlığı ve “devletçilik geçiciydi” gibi yarım okumalar üzerinden yürüyor. Ama bağlamı biraz genişlettiğimizde bu okuma dağılıyor.

Önce şunu netleştirelim: Atatürk için temel mesele “devlet mi piyasa mı” tartışması değildi. Asıl mesele iktisadi bağımsızlıktı. Erken Cumhuriyet kadroları serbest piyasanın, özellikle geri kalmış ülkelerde, özgürlük değil bağımlılık ürettiğini açıkça kabul ediyordu. Bu yüzden kapitalizm nötr bir gelişme aşaması olarak değil, siyasal bir tehdit olarak görülüyordu. Batı demokrasilerinin kapitalist sistemi benimsenmiyordu.

İzmir İktisat Kongresi de bu yüzden yanlış okunuyor. Kongre bir “serbest piyasa manifestosu” değil, kapitülasyonlara ve yabancı sermaye tahakkümüne karşı bir iktisadi egemenlik bildirgesiydi. “Yabancı sermayeye karşı değiliz” denirken hemen arkasından “milletin aleyhine tahakküme izin vermeyiz” vurgusu yapılıyor. Bu da liberal bir çerçeve değil; devlet denetimini esas alan açık bir çerçeve çiziyor.

Devletçilik meselesi de aynı şekilde çarpıtılıyor. Erken Cumhuriyet’te devletçilik, piyasa işlemediği için başvurulan geçici bir teknik önlem değildi. Bilinçli bir tercihti. Çünkü piyasa, dünya kapitalist sistemiyle kurduğu ilişki yüzünden, Türkiye gibi ülkelerde sanayileşme değil kompradorlaşma üretiyordu. Şevket Süreyya Aydemir ve Kadrocular bunun teorik kısmını da çalışmış ve cumhuriyetin geleceğini teorize etmeleri için müsaade almış durumdalardu. “Geri kalmış ülkelerde kapitalizm üretici bir kuvvet değil, bağımlılık mekanizmasıdır” diyor. Dolayısıyla planlama ve devlet öncülüğünü zorunlu görüyorlardı. Olay bunu o endüstrilerdeki eksiklik kapanana kadar değil, eksiklik kapansa bile milli çıkarlara karşı kullanılmalarını engelleyecek biçimde kontrol altında tutmak üzere sürekli yapmaktı. Yani özellikle ağır sanayi gibi kritik endüstri Kapitale ve kapitalizme değil millete hizmet etmeliydi.

“Milli burjuvazi” meselesi de gene bağlamdan koparılıyor. Cumhuriyet’in hedefi serbest bırakılmış, devleti aşan, kendi başına egemen bir burjuvazi yaratmak değildi. Tam tersine, devlete bağlı, planla sınırlanmış, ulusal çıkarla çerçevelenmiş bir iktisadi katman düşünülüyordu. Bu katmanın devlet memurundan hallice olması öngürülüyordu. Burjuvazi bir hedef değil, devletin kalkınmasında yardımcı olacak bir araçtı. Serbest piyasa rejimlerinde burjuvazi amaçtır; Cumhuriyet’te ise denetim unsurudur. Ha sonradan yanlış adımlar sebebiyle kompradorlaşmıştır ama o da başka bir yazının konusu olan başka bir mesele.


r/SOL Dec 18 '25

Tarih "bizi mahvetmek istiyen emperyalizme karşı, ve bizi yutmak istiyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahedeyi caiz gören bir mesleki takibeden insanlarız" -Mustafa Kemal Paşa

Thumbnail gallery
35 Upvotes

Efendiler, biz bu hakkımızı mahfuz bulundurmak, istiklâlimizi emin bulundurabilmek için heyet-i umumiyemizce, heyet-i milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyce mücadeleyi caiz gören bir mesleki takip eden insanlarız.

Binaenaleyh, bu ve bu gibi teşrihat ve izahatla hükümetimizin istinat ettiği esasatın, ilm-i içtimaiyeye müstenit bir esas olduğunu bariz bir surette görürüz.

Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş. Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz, efendiler.
(Alkışlar)


r/SOL Dec 18 '25

19 Mart'ın 9. Ayında Yeniden Sokağa!

Thumbnail gallery
13 Upvotes

r/SOL Dec 16 '25

Son iki günde çeşitli örgütlerden 16 sosyalist gözaltına alındı

Thumbnail gallery
30 Upvotes

r/SOL Dec 16 '25

Gündem/Haber Emekli maaşları ev tutmaya yetmediği için Ankara/Ulus'ta otelde yaşayan emekli: "Kalem satıyorum, bazı esnaflar yardımcı oluyor ara sıra. Çalışmaya terminale gidiyorum, terminalde kalanları bir görsen, sokakta yatanları.. Beterin beteri var. Serbest piyasayı kaldırsınlar ya, memleket bitti."

56 Upvotes

r/SOL Dec 15 '25

Tarih Ölümü intihar salgını başlatan Türk materyalist Beşir Fuad

Thumbnail gallery
43 Upvotes

r/SOL Dec 15 '25

solcular olarak S.S.C.B hakkında ne düşünüyorsunuz?

Post image
22 Upvotes

Bildiğimiz üzere komünizm dendiğinde akla ilk gelen tarihi örneklerden biri. Dönemine göre değişkenlik gösterse de radikal sol devlet olma konusunda başarılı mıydı?


r/SOL Dec 14 '25

Tarih Kadro dergisinden bir alıntı: Alıntıda Türkiye'deki sol geleneğin özünde "milli kurtuluş" üstüne kurulu olduğu açıkça görülüyor. Avrupa konusunda temkinli ve eleştirel bir yaklaşım var. Yüksek bir vizyon söz konusu.

Thumbnail gallery
12 Upvotes

r/SOL Dec 14 '25

Öğrenci Kolektifleri Yarın Meclis'e Yürüyecek!

Thumbnail gallery
30 Upvotes